AHMET HAMDİ

Ahmet_Hamdi_Tanpınar

Ahmet Hamdi kendi deyimiyle karşıtlıkların birleştiği bir insandır. Takındığı empresyonist tavrın yanında bu dünyayı bir rüya evreninin içinde betimlemiştir. Ancak bu, onun şiirinin gerçek dünyadan koptuğu savını doğurmaz. Geçmiş, gelecek ve bugüne sıkı sıkı sarılan; saf ve modern bir şiir yazmıştır. Avrupa şiirini özümsemiş ve batılı bir şiir oluşturmuştur. Onun için estetik kaygılar her şeyin önündedir. Bunun için toplumsal şiire mesafelidir. Zaman, düş ve sevgi gibi konuları işler. Ancak bunları işlerken anlattığı birey; şiirde hemen anlaşılacak bir durumda değildir. Valery ve Nerval etkisindedir. Bu şairlerin sembolist tavrı onu da etkilemiştir.

Eski Türk Adlarının Çinceden Orijinal Hâline Çevrilmesi

satranc_piyade__piyon

Eski Türk dili çalışanlar için en önemli sorunlardan biri de Çince kaynaklardaki isimlerin; Türkçe bir ismin aktarımı olup olmadığını bulmaktır. Bu oldukça zor bir iştir; genellikle varsayımsal, belki de hiçbir zaman tam anlamıyla kanıtlanamayacak sonuçlar üretilebilir. Çince yabancı dillerden aldığı isimleri kesinlikle aynı bırakmaz ve değişiliğe uğratır. Örneğin, İllig Kağan’ın ismi Çinceye  Xiélì Kěhàn, Çebi Kağan Çēbí Kěhàn, Kutluk Kağan  Gǔdǔlù olarak aktarılmıştır. Basit bir dikkatle bu iki şeklin benzediği anlaşılır. Ancak, bunun hiç de kolay olmadığı durumlar vardır. Bunun içindir ki, aşide, aşina gibi Türk tarihinin önemli bazı kavramları hâlâ Çince söyleyişten kurtarılamamıştır.

SİYEN-Pİ SARAYINDA BİR TÜRK İMPARATORİÇESİ: İMPARATORATORİÇE AŞİNA

asina

Haftanın Türkoloji Kişisi

İmparatoriçe Aşina (阿史那皇后, kişisel ismi bilinmiyor) (551–582) Çin-Siyen-Pi hanedanının Kuzey Zhou kraliçesidir. Aşina, Göktürk Kağan’ı Mukan’ın kızıdır. İmparator Wu ile evlendikten sonra imparatoriçe unvanı almıştır. Bir Türk prensesinin, yabancı bir devlete kraliçe olarak gitmesini örneklemesi açısından, Aşina, Türk tarihinde önemli bir yer tutar.

Aşina, 551’de doğmuştur. Bu büyük babası Bumin Kağan’ın Avarlardan ayrılarak İllig Kağan sıfatı ile bağımsız Göktürk devletini kurmasından kısa bir süre önceye tekabül etmektedir. Göktürkler, daha önce boyunduruğu altında yaşadıkları Avarların egemenlik sahasının büyük kısmını ele geçirmiştir. Göktürkler, bu dönemde; Çin devletleri olan Batı ve Doğu Wei’nin kuzeyindeki bozkırlara da seferler düzenleyerek bu bölgelerdeki alan hakimiyetini sağlamıştır. Bu nedenle, Batı Wei’nin ordu başkumandanı Yuwen Tai, Türklerle barış içerisinde yaşamak istiyordu. Aşina’nın İmparator Wu ile evlenmesi bu gaye için atılan önemli bir adımdı. Aşina’nın eşi Wu 578’de, ölünce onun kardeşi Yuwen Yun tahta geçmiştir. Yun, Aşinayı ve onun annesi Li’yi imparatoriçe unvanıyla onurlandırmıştır. 579’da ise tahtın yeni sahibi olan Jing, ona “Tianyuan İmparatoriçesi” unvanını vermiştir. Saltanatı, Dui Hanedanı’nı kuran İmparator Wen elde ettikten sonra, birçok Kuzey Zhou hanedanına ait kişiyi öldürtmesine rağmen Aşina’ya dokunmamıştır. 582’de ölen Aşina, imparatoriçe unvanıyla gömülmüştür.

İki Üstat -Necip Fazıl ve Nazım Hikmet-

nazim-hikmet-gitti-necip-fazil-geldi-h1330711

Necip Fazıl’ın şiiri; şiir içindeki somutlamayı soyutlamak için ön gören bir anlayışın ürünüdür. Bu kuşkusuz ünlü şair Valéry’nin şiir görüşünden izler taşımaktadır. Yani ona göre maddeler aleminde sınırlanıp kalmak davulculuk zanaati veya kaba meddahlıktan başka bir şey değildir. O derin bir lirizmle işlenen kadın temini dahi son derece soyut tonlarda çizmektedir. Yani kadın teminde bile kutsalla ilişkilendirilen bir örneklemle karışırız. İşte tam da burada iki şairin en temel ayrılma noktası ortaya çıkar. Hilmi Yavuz’un deyişiyle: “Ona göre, Nazım, heyecanda yüksek, belagatte değerli bir beyanname şiiri yazmaktadır.” Bununla birlikte Necip Fazıl’ın Nazım Hikmet’in şiirine getirdiği en büyük eleştiri onun şiirini düşünce temelinde asılsız bulmasıdır.

Bu da iki çağdaş şairimiz arasındaki en temel ayrılığın düşüncenin işleniş boyutunda olduğunu ortaya koymaktadır. Necip Fazıl, şiirde amacın soyuta ulaşma gayesi olduğunu belirtmesinin yanında, Nazım, 1920’li yıllardaki ilk Moskova gezisinden başlayarak şiir düşüncesinde materyalizmin etkisini hissettirmiştir. Bu da şiirin somut bir çizgiye kaymasına neden olmuştur. Yani ta felsefenin kurulum aşamasından itibaren başlayan madde – sezgi ve somut – soyut çatışması iki şair arasında ortaya çıkmıştır. Hatta Necip Fazıl’ın İdeolocya Örgüsü adlı çalışmasını incelediğimizde idea temelli felsefi görüşün mihenk taşı olarak gördüğü örgünün Eflatun ile büyük benzerlikler taşıdığı görülecektir.

Powered by Webmaster Forum
Bu site Ensar Kılıç tarafından geliştirilmektedir.