1999-2001 YILLARINDA BALIKESİR MERKEZ İLÇEDE DOĞAN ÇOCUKLARA AİT ADLARIN VERİLİŞ VE KÜLTÜREL BİÇİMİNE GÖRE DEĞERLENDİRİLMESİ

Adlar yalnızca geleneksel değerleri taşıyan bir imgelendirme sistemi değildir. Kişi adlarını incelediğimizde, bu tür adların sosyolojik nedenlenmelerden dine kadar geniş bir etki alanı içerisinde olduğunu görürüz. İşte tam da burada adların çocuklar ve veliler açısından farklı anlamlar taşıdıkları gerçeği ortaya çıkar. Çocuklar adlara daha çok varlık evrenindeki anlamlı sözlü ifadeler olarak bakarken bu başkış açısı erişkin bireylerde karmaşıklaşmaktadır. İşte biz bu makalemizde, Balıkesir Merkez ilçe örnekleminden yola çıkarak kişi adlarını sosyolojik ve kültürel değerler açısından inceledik. Bu çalışmayı yaparken özellikle velilerin ve çocukların adlara bakışını karşılaştırmaya çalıştık.

Anahtar sözcükler: Adlar, adların sınıflandırılması, sosyal bakış

Çalışmamızın Amacı

Tauber 1997’de yazdığı bir makalede kendini gerçekleştiren kehanet konusunu ele alırken “Adınız kaderinizdir.” gibi iddialı bir görüş ortaya atmıştır. Bu kuşkusuz ses değerlerinin yaşamdaki etkileşim gücüyle paralel bir örneklem sunacaktır. İnsanlar etkileşimde kullandıkları semboller sayesinde birbirlerini anlarlar ve anlamlandırırlar. Bu nedenle adlar zihin dünyamızda önemli rol oynarlar. Bizler çoğu zaman farkına varmasak da tutum ve davranışlarımızı etkilerler. (Yılmaz, 2010: s. 198) Bunun için adlandırma konusu salt gelenek ekseninde değerlendirilebilecek bir konu değildir. Aslında adlandırmaların sosyolojik, antropolojik hatta ilahiyat gibi bilim dallarıyla yakın bir ilişkisi vardır. Bu ilişki kişiler arası iletişim kanallarında sözlü ve içsel bir kültürü doğurmaktadır. Bireyler istemese de adlandırmalar çeşitli bilinç imgelerine dönüşebilmektedir. Biz de bu çalışmamızda bugüne kadar yapılan çalışmaların biraz dışında davranmak istedik. Bunu yaparken adlandırma ile bağlı olarak “popüler ilişkiler ağının” çocuklar ve veliler üzerindeki yansımalarını dikkate aldık.

Yöntem ve Örneklem

Biz bu araştırmamızda Balıkesir’de eğitim vermekte olan özel bir eğitim kurumunun 2000’den sonra doğan öğrencileri üzerinde, kişi adlarının veriliş biçimi ve bunun çocuk folkloru açısından önemini çalıştık. Çalışmamızı yaparken, özel bir kurumda çalışan öğretmenlerimizden yararlandık. Çalışmamızda 46 erkek, 39 tane de kız öğrencinin bilgisine başvurduk.

Çalışmamızı isimlerin adların veriliş biçimine ve kültürel özelliklerini sınıflandırma ile kültürel yansıma ölçütlerine göre iki ana başlık hâlinde yaptık. Bunu yaparken öğrencilere adlarının anlamlarını sorduk. Genel itibariyle öğrenciler adlarının anlamını ve veriliş hikâyesini bilse de adlarıyla ilgili derin bir bilgiye sahip değillerdi. Çocuklardan aldığımız bilgileri karşılaştırmak amacıyla sözlü görüşmede bulunduğumuz 20 öğrencinin velisine telefon aracılığı ile ulaştık. Böylece çocuklar ve velilerin adlara bakış açılarını karşılaştırma fırsatı bulduk.

A- VERİLİŞ VE KÜLTÜREL BİÇİMİNE GÖRE ADLAR

Kişi adları insanların toplumla ilişkilerini belirleyen bir misyona sahiptir. Bu misyon gerek kültürel bağlamda gerekse psikolojik bir duyarlılıkta önem taşımaktadır. Genel bir değerlendirme ile oğluna Mehmet Akif adını veren bir ailenin oğlundan beklentisi vatansever ve geleneklerine bağlı bir birey olmasıdır. Yine belli kesimlere mal olmuş kişilerin adlarına karşı sosyolojik çevrelerde daha az rastlanmaktadır. Buna kişiler arası iletişimin ilk sorusunun “Adınız nedir?” sorusu olduğu gerçeğini de eklersek, tanımsal iletişimde (ilk kez gördüğünüz bir kişi ile kurduğunuz iletişimde) o kişinin adının, makamı ve görünüşüyle birlikte en önemli faktör olduğu gerçeği ortaya çıkmaktadır. Özkal ve arkadaşlarının 2002’de yaptığı bir çalışmada öğretmenlerin öğrenci davranışlarına yönelik tutumlarının öğrenci adlarıyla bağıntılı olduğu ortaya çıkmıştır. Bu araştırmada; seçilen 199 sınıf öğretmenine seçtikleri 88 ilköğretim öğrencisi ile ilgili “yıl sonu başarı notları ile öğretmenlere bu öğrencilerin adlarının çekici olup olmadığını” sorarak, “öğretmenlerin adlarını çekici buldukları öğrencilerin akademik başarı notlarının adları çekici bulunmayan öğrencilerden önemli derecede yüksek olduğu” saptamasına ulaşılmıştır. (Yılmaz, 2010: s. 198)

Kişi adlarının iletişimdeki rolü kişiler arası iletişimle sınırlı değildir. Adlar bilinçlerde toplumsal çağırışımlar uyandırır. Tam da burada gelenekle bütünleşmiş bir gerçek “lakaplar” ortaya çıkar. Özellikle belli bir niteliğin vurgulanması biçiminde elde edilen bu tür söyleyişler, ilk kademedeki okul sıralarında oldukça yaygındır. Görüştüğümüz öğrencilerden edindiğimiz izlenim, lakapların genel anlamda kötü nitelendiriciler olduğu biçimindedir. Bu da lakap takılan öğrencinin sıkılganlığına neden olmaktadır. Ancak lakap takmanın bunca yaygınlığını yalnızca çocukların gelişim dönemleri ile açıklamak mümkün değildir. Bunda Türk kültürünün kalıtı önemli bir rol oynar. Dede Korkut gibi halk hikâyelerini incelediğimizde, Türklerde ad vermenin 15 yaşını dolduran ve kahramanlığıyla nam bulan bir anlayışa dönük olduğunu görmekteyiz. Gönen, 2005’te doğum âdetleri üzerine yaptığı bir çalışmada bu anlayışın zamanla Anadolu’da lakap takma boyutuna dönüştüğünü saptamıştır. (Gönen, 2005: s.111) Gerçekten de bugün Anadolu köylerinin birçoğunda insanlar adlarının yanında çeşitli lakaplarla anılmaktadır.

Görüldüğü gibi adları sınıflandırırken hem sosyolojik hem de kültürel doğruları bir düşünmek gerekmektedir. Bizim sınıflandırmamız da bu iki ölçüt uyarınca olacaktır.

A.1. Sınıflandırma

Ad verme her şeyden önce önemli bir toplum dinamiğidir. Onu benimsemek ise sosyolojik bir olgudur. Ad ilkokul sıralarından başlayarak öğrencilerin uzun eğitim yaşamları boyunca çeşitli şekillerde karşılarına çıkmaktadır. Bunun için adlar verilirken gelenekler, düşünceler vb. ad vermeye etki etmektedir. Arapların İslam’dan önce çocuklarının adını verirken putların karşısına geçmesi, İslam’la birlikte ise adını kulağına ezan okuyarak söylemesi adın kutsallık derecesine kadar vardığının tipik örneklerindendir. (Gül, 2008: s. 332)

Bugüne kadar adların sınıflandırılması konusunda iki önemli çalışma yapılmıştır. Bunlardan birincisi Bülend Gül’ün 2000’de Kırım Tatarlarını konu alan çalışmasıdır. İkinci ise Fevzi Karademir’in 2008’de Gaziantep genelinde yaptığı detaylı çalışmadır. Biz de bu çalışmalardan da yararlanarak bir sınıflandırmaya gittik. Ancak bizim sınıflandırmamız Balıkesir’in yerel ölçütleri ve veli – öğrenci ekseni etrafındadır. Öğrencilere verilen adları veriliş biçimine göre incelediğimizde, karşımıza temel olarak 7 tür adlandırma çıkmıştır. Bu etkiler genel olarak şu başlıklar altında toplanabilir.

1- Büyük Türk büyüklerinin adları ve eski Türkçeden esinlenilen adlar,

2- Dinî bir etkiyle Arapça ve Farsçadan geçmiş adlar,

a) Dinî aidiyet duygusu

b) Ailevi nedenler, dede ve ata ismi

c) Kültürel benimseme

ç) “Kuran’da adı geçsin” geleneği

3- Herhangi bir dinî anlamı bulunmamasına rağmen yabancı dillerden alınan adlar,

4- Yeni adlar,

a) Eklemleme

b) Ad değeri kazanma

c) Yeni türetilmiş

5- Ünlülerin adlarının etkisiyle yaygınlaşan adlar,

6- Aile yapısının etkilediği adlar,

a) Yerel hiyerarşi

b) Kardeş sırasına bağlı

c) Kültür dairesine bağlı

7- Çoklu estetik veya anlamlandırma

a) Estetik, anlam bütünleştirme ve sorun çözmeye yönelik

b) Kültür çeşitliliği

Şimdi adları veriliş biçimine göre değerlendirelim.

1- Büyük Türk büyüklerinin adları ve eski Türkçeden esinlenilen adlar: İsimleri bu ölçüte göre değerlendirdiğimizde önümüze çıkan en önemli bilgi isimlerdeki -kan, -han ve -tay gibi eski Türkçede kişi adı yapmaya yarayan eklerin mevcut ekin kökeni hangi dilden olursa olsun kullanılmasıdır. Etimolojik bir bakışla -kan ve -han eki aslında aynı mantığa göre şekillenmektedir. Bu iki ek eski Türkçedeki kağan sözünün kısaltılmış hâlidir. Bu ad daha sonra Farsçaya da geçmiş ve bu dilde hakan ve han biçimleriyle kullanılmıştır. -tay eki ise eski Türkçeden beri kişi adları yapmada kullanılan işlek bir ektir. Tüm bunların yanında tamamıyla eski Türk adlarına atıf içeren isimler de vardır. Bunlara örnek olarak incelediğimiz örneklemde Göktuğ ve Orçun gibi müstakil adlara da rastladık. -kan, -han ve -tay ekleriyle yapılan isimleri örneklendirirsek: Batuhan, Doğukan, Gürkan, Kutay, Atalay, Okan, Selinay, Alperay, Altay Berkay ve Gökhan adlarının sıkça kullanıldığını gördük. Yine kökeni başka bir dilden olan sözlere Türkçe ekler getirilerek de Türkçeleştirilmiş adlara rastlamaktayız: Serbay, Dilay, Emirhan, Neslihan vb. Yine Türk büyüklerinin adlarının bire bir kullanıldığını da görüyoruz: Ertuğrul

, Türkçe bir adlandırma olmamasına rağmen Mehmet Akif gibi.

Yoğunluk: Yaptığımız araştırma sonucunda örneklemimizdeki 85 çocuğa verilen adlardan 41 tanesinin tam veya dolaylı olarak eski Türkçe veya bugünün Türkçesiyle bağlantılı olduğunu saptadık. Bu da matematik bir ifade ile örneklemimizdeki adların %48.2‘sinin tam veya dolaylı olarak Türkçeden beslendiğini göstermektedir. Yine yaptığımız araştırmada Türkçe kökenli eski adların daha çok erkek adı olarak kullanıldığı görülmektedir. Türkçe bayan adları ise genellikle Cumhuriyet Dönemi’nin ardından türetilen yeni kuşak sözcüklerden oluşmaktadır. İki adlı kişilerin herhangi bir adını da dikkate alarak yapılan ancak adın her şeyiyle Türkçe kökenli olmasına bakılarak düzenlenen bir araştırma da ise bu tür adların yoğunluğu % 30.5 olarak gerçekleşmiştir.

Koyulma nedenleri ve ebeveyn görüşleri: Araştırmamızda saptadığımız en önemli bilgilerden biri de insanların toplumsal ve siyasi görüşlerinin çocuklarının adlarını önemli oranda etkilemesi olmuştur. Özellikle okumuş ebeveynlerin çocuklarında bu daha net bir biçimde ortaya çıkmıştır. Bu da öğrencilerin isimlerini algılayışlarıyla anne – babaların arasındaki farkı ortaya koymuştur. Örneğin Çağlar adlı ve 2000 doğumlu öğrenci kendisine yöneltilen: “Adınızın anlamı nedir?” gibi bir soruya akan su biçiminde kısa bir yanıt vermeyi yeterli görmüştür. Oysa ki, öğretmenlik mesleğiyle uğraşan babasına aynı soruyu sorduğumuzda, babası bu ismi verirken daha çok ismin Türkçe olmasından dolayı verdiğini bizlere bildirmiştir. Ayrıca yaşama demokratik bir pencereden baktığını söyleyen baba çocuğuna eşinin de isteğiyle hiçbir ideolojiye yönelmeyen “modern bir ad” verme gayesinde olduğunu belirtmiştir. Buradan vardığımız sonuca göre öğrenciler adlarının daha çok anlam boyutuyla ilgili iken, bu ismi koyan aileler olaya daha çok sosyolojik gerçeklerle bir bütün oluşturarak bakmaktadır. Ancak bu durumun en önemli istisnası Türk büyüklerinin ve İslam büyüklerinin adları koyulan çocuklarda yaşanmaktadır. Türk büyüklerinin adlarını taşıyan öğrencilerimize adlarının anlam ve veriliş hikâyesini sorduğumuzda genellikle, anlamın ikinci plana atıldığını ön plana tarihî kişiliğin çıktığını görmekteyiz. Örneğin Mehmet Akif Bayındır adlı öğrenciye bu soruyu yönelttiğimizde aldığımız yanıt “İstiklal Marşı’mızın yazarıdır. Babam da ben de onu çok severiz.” biçiminde olmuştur. Ancak soruyu yönelttiğimiz öğrenci Akif sözcüğünün ne anlama geldiğini bilmemektedir. Yine Ertuğrul adlı öğrenciye aynı soruyu sorduğumuzda babasının Türkleri çok sevdiği için bu adı kendisine taktığını söylemiştir. Yani kelimenin sözlük anlamının yerine yine kavramsal tanımlamalar ortaya çıkmıştır.

Sonuç olarak Türk büyüklerinin adları ve eski Türkçeden esinlenilen adlar üzerinde şunu söyleyebiliriz ki, birtakım -han, -kan ve -tay gibi eklerle yapılan adlar genellikle kalıplaşma biçiminde bugüne kadar gelmiştir. Özellikle -han, -kan ve -ay ekleriyle biten adları toplumun her kesiminin benimsediği ve kullandığını görmekteyiz. Ancak Türk büyüklerinin adlarına atıfta bulunan adların genellikle belirli bir dünya görüşü etrafında şekillendiğini görmekteyiz. Bunun en bariz örneğini “Kutay Koçak” adlı öğrencinin söylediği şu sözden anlayabiliriz: “Adım da soyadım da beni anlatıyor.” Buradan özellikle bu tür adların verilmesinin ardındaki düşünsel temeli anlamak mümkün olacaktır. Tam veya dolaylı olarak Türkçeden türeyen bu adlar ile tarihî Türk büyüklerinin adları toplandığında erkekler bazında çok önemli bir toplam yapmaktadır. Ancak bu durum bayan adlarında geçerli değildir. Bayan adlarının Türkçe olanları olmakla birlikte bu adların tarihî bir kahramana işaret ettiği son derece nadirdir. Bunda kuşkusuz Türk toplumunun ataerkil yapısı da etkili olmuştur.

2- Dinî bir etkiyle Arapça ve Farsçadan geçmiş adlar: Bu ulamda daha çok gelenekselleşmiş adlar bulunmaktadır. Bu adlar Türklerin İslam etkisiyle tanışması sürecinde kişi adlarına dönüşmüştür. Bizim araştırmamızda gördük ki, hâlâ Mehmet, Muhammet ve Ahmet gibi dinî adlar sıklıkla kullanılmaktadır. Burada şunu da belirtmek gerekir ki, Mehmet sözcüğü Muhammet sözcüğünün Türkler tarafından kullanılan hâlidir. Bunun için bu sözcüğü salt Arapça bir sözcük olarak değerlendirmek yanlıştır. Yine bu ulamda incelediğimiz adlarda dikkat çeken diğer bir nokta isim metaforlaşmasıdır. Örneğin Farsçada çevik, zinde anlamında kullanılan Mert sözcüğü Türkçede koçak, yiğit, Allah için gaza eden anlamında kullanılır olmuştur. Bu ad özellikle yeni kuşakta sıklıkla kullanılmaktadır. Çalışmamızda dört kişinin adının Mert olması bunun en büyük kanıtlarındandır. Yine Osman ismi Arapçada yavru yılan anlamına gelir, ancak yılan arap kültüründe sevilen bir motif olup bu yolla sağlık hizmetlerinin ana figürüdür. Bizler toplum olarak tarihî Türk büyükleriyle birlikte dinî adlandırmalarda sözcük anlamını dikkate almadan kavramsal adlandırmalar yaparız. Örneğin Enes soylu Arap atı anlamına gelirken; sahabenin en sevilenlerinden biri olan Enes bin Malik’ten dolayı Türkler için de ayrı bir önem kazanmıştır. Örnek olarak Enes Kızılcık adlı öğrenciye adının anlamını sorduğumuzda aldığımız yanıt: “Peygamberimizin en sevdiği kişilerden biri.” olmuştur. Genel bir antropolojik değerlendirmeye göre bu tür adlar özellikle ailelerin dini aidiyet duygusuna bağlı olarak, kavramsal bir sentezle çocuklara ad olarak takılmaktadır. Bu tür adları sosyo-ekonomik açıdan birçok seviyede bulmak mümkündür. Köylerden kentlerin en zengin bölgelerine kadar bu adlandırmalar vardır. Yalnızca toplumun elit bölümü diyebileceğimiz noktada isim aykırılaşmasına bağlı olarak bu tür adlandırmalarda azalma görüldüğü düşünülebilir. Örneğin Okan Bayülgen’in çocuğuna İstanbul, Gülben Ergen’in ise Atlas koyması durumu yeni dönem sosyolojide aykırılaşıcı tutum olarak tanımlanmaktadır. Ancak bu çevrelerde bile özellikle kültür benimsemesinin bir ürünü olarak Mehmet gibi isimlerin kullanıldığını görmekteyiz. Örneklemimizdeki adların %34.1’i bu tür isimlerden oluşmaktadır.

Ebeveynlerle yaptığımız konuşmalarda ise bu tür adlandırmaların dört temel nedeni olduğunu anladık. Bunlar:

a– Dinî aidiyet duygusu: Herhangi bir dinî tanımlamayı çocuğuyla özdeşleştirme kaygısı bundaki en büyük etkendir. Örneğin Ahmet Serincam’in velisi çocuğuna verdiği ad ile ilgili olarak şöyle konuşmaktadır: “Hz. Muhammed’in adını çocuğumun güzel ahlaklı olması için ona taktım.” Ahmet ise:”İsmim Hz. Muhammed’in adı.” biçiminde konuşmaktadır. İki görüş arasındaki paralellik oranı çok yüksektir. Özellikle dinî aidiyetin güçlü olduğu ailelerde çocuklara bu duygunun edinim hâline getirilmesi önemli bir sosyolojik durumdur.

b– Ailevi nedenler, dede ve ata ismi: Ataerkil toplum yapısının çözülmeye başlamasıyla kısmen de olsa azalan bu durum hâlâ geçerliliğini sürdürmektedir. Örneğin Ferhat Can adlı arkadaşımızın dedesinin de adının Ferhat olduğu, yalnızca dedesinin adına Can eklenerek yeni bir ad oluşturulduğu görülmektedir. Bu da toplum kültürünün ve sosyo-genetik mirasın adlandırmalarda etkili olduğunu göstermektedir. Yine sülale ve ata isimleri de adlandırmada önem kazanmaktadır. Türkler için ata ismi eski bir gelenektir. Bugün Anadolu’da aile büyüklerinden ad vermesi beklenirken Dede Korkut Hikâyeleri’nde bu görevi Dede Korkut üstlenmiştir. (Gönen: s. 109)

c– Kültürel benimseme: Özellikle modernleşme sürecinin başındaki toplumlarda toplumsal etki – tepki mekanizmaları çok serttir. Bunun için adların estetik değerlerinden çok kalıpsal yansıtımlar dikkat çeker. Örneğin çocuğunun adına Evrim koyan bir ebeveynin dinî hasasiyetinin yüksek olmadığı gibi bir ön yargı oluşabilir. Ancak genellikle toplum tarafından dillendirilen ama literatüre girmekte zorlanan bu tür olgular, Postmodernist dünyanın etkisiyle zayıflama eğitilime girmiştir. Artık günümüzde salt estetik duygularla adlar takılabildiğini görmekteyiz. Örneğin örneklemimizde yer alan Fatma Melisa Küçük ve Alçın Olimpos adlı adlar bu duruma örnek oluşturabilecek niteliktedir. Fatma adı peygamberin kızı olması dolayısılığıyla dinî bir adlandırmaya yakın dururken Melisa adı Rumcada bal demektir. Hatta Rum halk bilgisine göre oğul otunun yapraklarına sabahları tatlı bir sıvının düştüğü ve bunun Kalandar denilen yıl başının göstergesi olduğu inancının da etkisiyle bugün Melisa adı oğul otu anlamında Türkçemizde kullanılmaktadır. Görüldüğü gibi Türkiye bakış tarzında birbiriyle farklı kültürlerden beslenen sözcükler bile yan yana getirilebilmektedir. Yine Alçın Türkçe, Olimpos Grekçe kaynaklı bir sözcüktür.

d- “Kuran’da adı geçsin” geleneği: Kuran’da adı geçsin geleneği toplumumuzda önemli bir gelenek hâlini almaktadır. Kuşkusuz dinî aidiyyet duygusundan beslenen bu anlayış, dinî bir anlamı olmasa bile Kuran’da geçen sözcüklerin adlaştırılmasını kapsamaktadır. Bu durum bilgisizce yapıldığında Kezban ve Aleyna gibi farklı anlamlar niteleyebilecek ama söyleyişi güzel sözcüklerin de isim olarak kullanılmasına neden olmuştur. Örneklemimizde yer alan kişilerin yaklaşık 5’te ikisinin adı Kuran’da geçmektedir: Ahmet Demirer, Muhammet Kurnaz, İlyas Kosay, Aleyna Mercan vb. Yirmi veli üzerinde yaptığımız çalışmada sorduğumuz: “Çocuğunuzun adının Kuran’da geçmesini ister misiniz?” sorusuna aldığımız yanıtlara bakınca insanların %45’inin bu durumu istediğini, %35’inin özel olarak böyle bir düşüncesi olmadığını ancak kendisi için bu durumun bir tercih meselesi olduğunu, %15’inin net çizgilerle bu durumu istemediğini, %5’ininse adların Türkçe olması gerektiğini düşündüğü için bu duruma yaklaşmadığını saptadık. Bu da adın Kuran’da geçme istediğinin toplumumuzun yaklaşık yarısı için bir tercih meselesi olduğunu ortaya koymaktadır.

3- Herhangi bir dinî anlamı bulunmamasına rağmen yabancı dillerden alınan adlar: Bu tür adlandırmalar özellikle söyleyiş güzelliğine dayalı olarak seçilen adlandırmaları kapsamaktadır. Özellikle kadın adlarının birçoğu bu ulamda değerlendirilebilir. Örneklemimizde: Hayat Altuğ, Beyza Işık, Nagihan Yenal, Cemre Gündoğan ve Murat Bilgiç gibi adlar buna örnektir. Ancak bu durumda da bilgisiz kullanımlar Sude gibi anlamı hoş olmayan sözcüklerin kişi adına dönüşmesine neden olmaktadır. Araştırmamızda adının anlamını sorduğumuz Sude Tombak; adının anlamını bilmediğini söylemiştir. Bu da ad koyarken ailelerin anlam bilincinin çocuklara da yansıdığını göstermektedir. Ancak herhangi bir dinî anlamı bulunmamasına rağmen yabancı dillerden alınan adları dikkate aldığımızda dinî adlandırmadaki sözlük anlamını bilme oranına nispeten çok daha yüksek bir oran ortaya çıkmaktadır. Örneğin, Şule adının anlamının alev, Sena şimşek parıltısı ve Tarık sabah yıldızı olduğu bilgisini bizlerle paylaşabilmiştir.

4- Yeni adlar: Türk Dil Devrimi’nin etkisini en çok hissettirdiği alan kişi adları ve soyadlardır. Bu dönemde yapılan çalışmalarla birçok yeni Türkçe ad türetilmiştir. Bugün bu adlardan birçoğu kişi adı olarak kullanılmaktadır. Bizim örneklemimizde de birçok bu biçimdeki ada rastladık. Yeni türetilmiş adları üç temel başlık hâlinde incelemek doğru olacaktır:

a) Eklemleme ve iki ad kullanma: Son zamanlardaki en çok tercih edilen ad türetme yollarından biridir. Kız adlarında: gül, nur, su vb., erkek adlarında ise: han ve can gibi eklerle oluşturulur. Bunun yanında iyelik vb. eklerle oluşturulan (Sinem Yaren), kısa isimleri tamamlayıcı bir rolde kullanarak yapılan (Ali Batuhan Dağcı, Mert Ali Yolasığmaz vb.) adlar da vardır. Balıkesir Gazi İlköğretim Okulu çıkışında çocuklarını almaya gelen velilere ve okul öğrencilerine yönelttiğimiz: “Nur, can gibi kısa eklerle yapılan veya iki sözcükten oluşan isimleri nasıl değerlendiriyorsunuz?” biçimindeki soruya gelen yanıtların genel değerlendirilmesini şöyle yapabiliriz:

– Can, nur ve su gibi takılarla yapılan isimler velilerin önemli bir kısmı tarafından estetik bir yapıda bulunuyor. Bu sayede klişeleşmiş isimlerin yeni bir görüntüye kavuştuğu söyleniyor. Birtakım veliler ise bu tür adlandırmaları adların anlamlarını basitleştirdiği düşüncesiyle benimsemiyor. Hatta bir velinin (Özge Konmaz): “Çocukken örneğin Ahmetcan ismi bir kişiye yakışır ama büyüyüp yaşlı bir insan olunca pek güzel durmaz.” şeklindeki yorumu ise olaya farklı bir açıdan yaklaşmaktadır. Yani bu ekleşim kimi veliler tarafından modernleştirici ve estetik; kimi veliler tarafından ise basit bulunmaktadır. Çocukların ise bu soru karşısında genellikle güzel veya kötü biçiminde anlık yanıtlar verdiği gözlenmiştir. Ekleme ile yapılan isimler örneklemimizin %14.11’ini oluşturmaktadır: Emircan, Ferhat Can, Aygül vb. İki kısa ismi birleştirerek yeni bir modern isim oluşturma ise daha az rastlanmaktadır.

b) Ad değeri kazanma: Dil Devrimi ile daha önceden de var olan ama ad değeri taşımayan bazı isimler kişi adı olarak kullanılmaya başlamıştır. Bu adlar özellikle kız isimlerinde daha dikkat çekicidir. Örneklemimizde örneklersek: Burçak Güney, Elif Yağmur Mentes, Muhammet Eren Tetik, Yonca Aldevir vb.

c) Yeni türetilmiş: Dil Devrimi sonrasında birçok yeni ad türetilmiştir. Eski Türklerdeki ad yapma ekleri olan -ay ve -tay gibi ekler yeniden canlı hâle getirilmiş ve bunlarla adlar türetilmiştir. Örneklemimizde örneklersek: Selenay Erden, Hazal Altuğ, Alçın Olimpos Tatoğlu, Öykü Dumanlı ve Kutay Koçak gibi adlar bu yapıya örnektir. Sosyal bir çevre incelemesi yaptığımızda bu tür adların daha çok geleneğin çizgilerinin daha esnek olduğu aileler tarafından daha çok tercih edildiği anlaşılmaktadır. Yaptığımız sosyolojik araştırmada bu türde adı bulunan 14 bireyden 8’inin ailesinin bir devlet görevinde bulunduğu gerçeği; bizlere ad vermedeki geleneksel anlayış ile eğitimin ve kültürlenmenin ters orantılı olduğunu göstermektedir. Ayrıca örneklemimizdeki çocuklarla temasa geçerek yaptığımız popüler adlar listemizde Aras, Alper, Arda, Batu ve Selin gibi yeni kuşak diyebileceğimiz adların en beğenilen isimler olması da ayrıca dikkat çekicidir.

5- Ünlülerin adlarının etkisiyle yaygınlaşan isimler: Çalışmamızda karşımıza çıkan bir diğer gerçek de ünlü futbolcu ve oyuncuların isimlerdeki etkisidir. Özellikle erkek öğrencilerin Arda ismine öykünmesi, kız öğrencilerin Kerem ismine ilgi duyması önemli bir bilimsel değerdir. Arda ismi nasıl buluyorsunuz biçiminde sorduğumuz soruya erkek öğrencilerin bir bölümü çok güzel derken bir kısmı ise hayranlığını gizleyemese de -belli ki Galatasay’ı tutmadığı için- kötü deme ihtiyacı hissetmiştir. Yine kız öğrencilere Kerem ismini söylediğimizde karşılık olarak bu isim neredeyse her defada Cem diye tamamlanmıştır. Tüm bunlar yalnızca çocukların nazarında etkili olmamıştır. Örneğin 2004 yılında Trabzon’da ikiz dünyaya getiren Kadıoğlu çifti oğullarına Gökdeniz ve Fatih adlarını koymuştur. Bu dönemde Trabzon’da en popüler isimler olan bu iki futbolcu yalnızca çocukları değil yetişkinleri de etkilemiştir.

6- Aile yapısının etkilediği adlar: Bu tür adları iki başlık hâlinde inceleyebilir.

a) Yerel hiyerarşi: Yerel değer hiyerarşisinin üzerinde olan olgu veya kişilerin etkileridir. Bu bazen bir sülale ismi, bazen o mevki ile adı özdeşleşmiş bir insan bazen de kültürel bir adlandırma olabilir. İsimlendirmede coğrafya, tarım vs. gibi etkenler bilinç altı değerler olarak devreye girmektedir. Balıkesir’de önemli bir figür olan Kara İsa (Karesi)’den dolayı İsa adının kullanım alanının yaygın olması beklenilebilir. Biz araştırmamızda bu tür bir bulguyu saptayamadık, ancak uzak bağlar da olsa listemizdeki Burçak ve Damla gibi isimlerin bolluğunun bu yöredeki tarımsal geçmişten ilham aldığını kanıtlanmayı bekleyen bir tez olarak öne sürebilir.

b) Kardeş sırasına bağlı adlar: Toplumuzda görülen bir diğer ad verme geleneği ise kardeşlerin adlarına benzetmedir. Bu bazen baş harfleri anılaştırma bazen uyaklaştırma bazen de belli bir anlam ilişkisini taşıyan adlar verme biçiminde olabilir. Örneğin Balıkesir Merkez’de işletmecilik yapan Selami Eröz çocuklarına Soner, Caner ve Ender adlarını vermiştir. Bu konuda şöyle söylemektedir: “İlk iki çocuğumun adları bilinçsiz olarak kafiyeli oldu. Üçüncü oğlum doğunca ben de uyumu bozmak istemedim.”

7- Çoklu estetik veya anlamlandırma: Bu tür adları iki başlık altında inceleriz. Bu tür yapılar iki veya daha fazla adın birleşmesiyle oluşur.

a) Estetik, anlam bütünleştirme ve sorun çözmeye yönelik: Birden fazla sözcükten oluşan sözcükten oluşan adlar özellikle çocukların soyut düşünce devresine kadar gıbta ile baktığı bir adlandırmadır. Çünkü bu yapılardaki kavramsallık çocuklarda öznel saygınlık ve biriciklik duygularını geliştirecektir. İki isim sizce güzel mi? sorumuza çocukların verdiği %56.4’lük evet yanıtı bu durumu ortaya koymaktadır. Nitekim çalışmamızdaki öğrencilerin % 23.5’inin adı çift isimden oluşmaktadır. Aileler ise çift ad takarken estetik kaygı veya anlam bütünleştirme amacı taşımaktadır. Anlam bütünleştirme anne ve baba tarafından birer ismi birleştirme, dinî önemli simaları aynı isimde kullanma (araştırmamızda Muhammet Ali Gökdemir gibi) veya anne-babanın bir isimde uzlaşamaması sonucu iki tarafından beğendiği iki isim koyma (araştırmamızda Hatice Selinay Akcan gibi) biçiminde oluşmaktadır.

b) Çoklu kültür: Çoklu kültürel çevrelerden gelen ailelerin birleşmesiyle ortaya çıkan durumdur. Örneğin farklı bir dinden veya milletten bir baba ile anne çocuklarına her iki dilde veya dinde de anlamlı bir sözcüğü ad olarak belirleyebilir. Örneğin Meryem, Yasemin ve Cebrail (Gabriel) gibi adlar bu amaç ile örtüşebilir. Bu tür bir adlandırma bizim çalışmamızda yer almasa da çift isim kullanarak çoklu kültürel bir hava yakalanan Alçın Olimpos (Tatoğlu) ismi araştırmamızda dikkat çekmektedir.

B- KÜLTÜREL YANSIMA

İncelediğimiz adlardan edindiğimiz bilgi, adların sosyo-kültürel bir yansımanın ürünü olduğudur. Bu bazen popüler isimlerin adlara etki etmesi bazen Ferhat bazense Tarık gibi efsanevi adlandırmaların kullanılmasıdır. Bu kuşkusuz toplumsal dinamik sistemin hem çocukların hem de yetişkinlerin zihninde oluşturduğu gerek estetik gerekse anlamsal kalıpların etkisiyle biçimlenmektedir. Ancak bu dinamik her zaman olumlu değişkenlere sahip değildir. Örneğin araştırmamıza katılan öğrencilerimizin % 10.5’i adlarından ciddi bir biçimde rahatsızlık duymaktadır. Bunu anlayabilmek için insan yapısına ve dolayısılığıyla çocukluk dönemine bakmak gerekmektedir. Bu durumda en önemli olumsuzlayıcı lakaplar ve ismin ses değerlerindeki sıra dışılık gelmektedir. Adların lakaplarla olumsuzlanması özellikle ergen psikolojisi dönemini henüz aşamayan çocuklar için yaralayıcı olabilmektedir.

Adınızın ne olmasını isterdiniz sorumuza verilen popüler yanıtlar olan Alper ve Arda gibi adların yanında Atatürk soyadının öne çıkması aslında adların bir özdeşleşim ürünü olduğunu ortaya koymaktadır. Bu da aslında kültürün insanın var oluşundaki ilk izinin adlar olduğu gerçeğini bizlere göstermektedir. Ayrıca yapılan çalışmaların birçoğunda popüler adların değişmemesi, adın popüler kültürle ilişkisini açıkça ortaya koymaktadır.

Sarıtaş’ın 2009’da üniversite öğrencileri arasında yaptığı bir çalışmada öğrenciler, gelecekte çocuklarına vermek istedikleri adların güzel bir anlamı olmasını, dini anlamı olmasını, aile büyüklerinin adları olmasını, kulağa hoş gelmesini, tabiat adları olmasını, kısa ve kolay olmasını, siyasi ve ideolojik anlamı olmasını istediklerini beyan etmişlerdir. (Sarıtaş, 2009: s. 432)

Bunun yanında ebeveynleri incelediğimizde çalışmamızda ilginç verilere ulaştık, örneğin örneklemimizdeki adların %18.8’inin klişeleşmiş adlar olduğu, bunun yanında bu örneklemin içinde tam dört kez Emirhan ve Mert adının geçtiği görülmektedir. Bu da aslında adlandırmanın ne kadar dinamik bir seyir izlediğini göstermektedir. Yine yakın geçmişe kadar çokça tercih edilmeyen Damla ve Yağmur gibi adların tekilliği aşarak genellik kazandığı gerçeği dikkat çeken bir başka durumdur. Tüm bunlar kültürel çeşitliliğin dildeki yansıması konumundadır.

Sonuç olarak, incelememiz bize gösterdi ki örneklemimizdeki adların yaklaşık yarısı Türkçe kökenli veya Türkçe bir ek almış durumdadır. Tam olarak Türkçe olan adların yoğunluğu ise tüm adların yaklaşık %30’u civarındadır. İsimlerin Türkçe olması ile kültürel ve sosyal inançların önemli bir bağlantısı vardır. Özellikle Türk büyüklerine öykünerek veya Eski Türkçeden yararlanılarak belirlenen adlar bir tür toplumsal kimliğin belirtisi olarak tanımlanmaktadır. Ek olarak erkek adlarında Türkçe kökenli kelimelerin daha fazla tercih edildiğini görüyoruz. Türkçe kadın adları ise daha çok doğadan alıntılanılan adlar konumundadır. Bunda ataerkil toplum yapısının da etkisiyle tarihe mal olmuş önemli kadın karakterlerimizin azlığı da önemli rol oynamaktadır.

Adlandırmada önem taşıyan diğer bir etken ise dindir. Din ve kültür bağlamı özellikle sözlük anlamının dışında kavramsal adlandırmalar olarak karşımıza çıkar. Bu tür isimleri öğrencilere sorduğumuzda aldığımız yanıt sözcük anlamından çok terimsel veya kişilik adı olacaktır.

Yerel hiyerarşi ise isimler üzerinde sanıldığı kadar etkili değildir. Örneğin Balıkesir’de yaptığımız bu incelemede Kara İsa’dan dolayı İsa isminin bolca bulunmasını beklerdik, ancak örneklemimizde İsa ismine hiç rastlamadık. Ad vermeyi kültürel boyutta ailevi nedenlerden, kültür çeşitliliğine kadar birçok unsur etkilemektedir. Bunlar ad vermenin bir gelenek olarak, kültürün içinde yer aldığının kanıtıdır. Yine ad verme adı taşıyan çocuk üzerinde psikoloji bir etki uyandıracaktır, örneğin toplumun belli bir kesimine bağdaşık bir ad o kişiyi mevcut kültür dinamiğine izlenim olarak bağlı kılacaktır. Yine özellikle ergenlik çağına kadar fonetik özellikler nedeniyle (özellikle lakaplar) çocukların bir kısmı isimlerini benimseyememektedir.

Kaynakça

Gönen, Sinan (2004). Dede Korkut Hikâyeleri’nden Günümüze Yansıyan Doğum Âdetleri, TÜBAR-XVIII.

Gül, Bülent (2000). Kazan Tatarlarında Kişi Adları, Türkbilig, 2000/1, Ankara, 2000, s. 219-228.

Karademir, Fevzi (2008), “Gaziantep’te Çocuklara Ad Verme Geleneği ve 2007 Yılında Verilen Adlara Ad Bilimsel Bir Yaklaşım”, Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi 7(2): 331-354.

 

Özkal, N.; Kılıç, A. G.; Yıldız, V. (2002). Öğrenci Adlarının Öğretmen Beklentisi ve Öğrencilerin Akademik Başarıları Üzerindeki Etkileri.

Sarıtaş, Süheyla (2009), Balıkesir Üniversitesi Öğrencilerinin Günümüzdeki Adlar ve Ad Verme Hakkındaki Görüşleri, Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt 12 Sayı 21 Haziran, s. 422-433.

Tauber, R.T. (1997). Self-fulfilling Prophecy: A Practical Guide to Its Use in education, London: Preager.

Yılmaz, Sadi (2010), Sınıf Yönetimi, Sınıfın İlişki Düzenini Oluşturma, İhtiyaç Yayıncılık, Ankara.

You can skip to the end and leave a response. Pinging is currently not allowed.

“1999-2001 YILLARINDA BALIKESİR MERKEZ İLÇEDE DOĞAN ÇOCUKLARA AİT ADLARIN VERİLİŞ VE KÜLTÜREL BİÇİMİNE GÖRE DEĞERLENDİRİLMESİ” Yazısı İçin Yorum Yok

  1. Hеllo іt’s me, I am ɑlso visiting thіѕ web site daily, tɦis site is гeally pleasant and
    tɦe visitors aare гeally sharing pleasant tɦoughts.

Yorum Bırak

Powered by Webmaster Forum