Piyon

Polisiye türünde bir kitap okuyorsam işin içinde biraz da ben olmalıyım. İpuçlarını kullanmalı, tahminlerde bulunmalıyım fakat “Piyon” buna imkan veren kitaplardan değil. Tabii ki bunun öncelikli nedeni iyi bir kurgusu olması ama bir diğer sebep de ki bu sanırım benden kaynaklanıyor; çok fazla isim var ve ben o kadar çok yabancı ismi aklımda tutamıyorum. Seri cinayetler işleyen bir katilin öldürdüğü kadınları okurken “Bu hangisiydi?” diye geçmiş sayfaları tekrar çevirip okuma gereği duyduğum anlar çok oldu. Büyük ihtimalle isimlerin yabancı olmasından kaynaklanan bu durumdan dolayı ben tahmin yürütmekten ziyade kadınların hikayelerini anlamaya çalışıyordum.  Kitabın ortalarına doğru şüpheli sayısı ikiye çıktı, kafamda taşlar yerine oturdu ” Eee..Her şey çözüldü sanırım kitap sıkıcı olmaya başladı.” derken yeni bir hikaye doğdu(Auron’un tarikatı). Önceden sinyallerini vermiş olan bu yeni konu ikinci bir boyut katarak kitabı sürükleyici kılmaya devam ediyordu. Bir anda anlaşılması kolay bir kitap olmamasına rağmen, akıcılığı son sayfaya kadar devam etti.Polisiye sevenlere rahatlıkla tavsiye edebilirim.Çalışan bir anne olarak kızımı uyuttuktan ve gündelik işlerimi bitirdikten sonra zaman yaratmaya çalışıp, gece 2’lere kadar okuyarak kısa bir sürede bitirdiğimi söylemeliyim.
Karakterlerimize gelince… Yazar açılışı Auron Jeffery Kincaid ile yapıyor ve önce cinayetlerle onun arasında bir bağlantı kurmaya çalışıyorsun.Sonra uyuşmayınca, başka bir şüpheli aramaya başlıyorsun ancak ilerleyen zamanlarda Kincaid yine ortaya çıkıyor.Onunla ilgili anlayamadığım kısım bakıcı aileden sonrası ile tarikat liderliği arasındaki sürecin kocaman bir boşluktan ibaret olması.Şahsen ben orayı kaçırdım sen yakaladıysan bana da anlat.
Diğer bir karakterimiz Dr.Bowers. Karısının ölümünden sonra ölümü,yaşamı, Tanrı’yı sorgulayan ve bir karmaşa içinde bir dizi seri cinayeti çözmesi gereken kişi. Evet işi zor çünkü bir de üvey kızı Tessa ile arasını da düzeltmesi gerek. Bowers’ın üvey kızı ile ilgili duygu ve düşünceleri ilginç bulduğumu söylemeliyim.Tüm aksiliklerine rağmen Tessa’yı sahiplenmesi, onun için kendini tehlikeye atması, karısının emaneti olarak görüp gerçek babası gibi sahiplenmesi olması gereken şey tabii, fakat ne de olsa bizim kitaplarımızda,filmlerimizde yer alan üvey baba hikayeleri gibi olmadığı için insan yine de şaşırıyor.

Bize uzak hikayelerden biri de ( ki bunu olumlu anlamda söyleyeceğim) çok fazla seri katilimiz olmaması. Hiç yok değil muhakkak ki var fakat bildiğimiz mana da seri katil gibi değiller, çok profesyonelce değiller ve sanırım kısa sürede yakayı ele veriyorlar. Seri katilliğin veya psikopatça cinayetlerin ;  yalnızlık, toplumdan yalıtılmışlık, bir gruba ait olamama gibi nedenleri olduğu söylenir. Bizim ülkemizde durum biraz farklı,bizim memlekette bir gruba ait olmama gibi bir şansın yok.Zaten doğuştan sahip olduğun ailenden dolayı  amcalar, teyzeler, hala oğulları, amca kızları ile birlikte büyürsün. Bayramda evine misafir gelir, uzaktan bir akrabandır aslında tanımazsın, halanın görümcesinin abisinin torunu falandır fakat beş dakika sonra muhabbetin derinliğine bakarsan muhtemelen ikiniz oturmuş bir Türk kahvesi eşliğinde “Ne olacak bu memleketin hali” adlı minik bir sempozyumda devleti kurtarıyorsunuzdur. Hadi kalabalık bir aileden gelmiyorsan yine üzülme, ya fenerlisindir ya cimbomlusundur, gider bir kafede hiç tanımadığın insanlarla “Beraber yürüdük biz bu yollarda…”şarkısı eşliğine gollere sevinir ya da üzülürsün.Pek futbolla ilgin yoksa siyasete ilgin vardır ya sağcısındır ya solcu…Siyasete de ilgin yoksa en kötü ihtimalle facebookta İzmirliler, Sinoplular tarzı bir sayfaya üyesindir. O yüzden bizim memlekette kolay kolay yalnız kalmazsın. Seri cinayet demek için profesyonelce bir plan, aynı ritüellerle öldürülmüş insanlar falan gerekir. Bizde en fazla karısına sinirlenen adam gidip kayınpederinin evindekileri tarar. Bizdeki versiyonları daha çok bir lira için adam öldürme, yan baktı diye bıçaklama, ayrılığı hazmedemeyip karısını öldürme şeklindedir. Şükür ki yok en azından bu anlamda bir artımız var derken fark ediyorum ki sohbet nerelere gelmiş? Artık noktayı koyma vakti de gelmiş.Kitabın sonunda Sevren’ın cesedine ulaşılamaması ve Vali Taylor’un telefonundan anlaşılıyor ki kitabın ikincisi de gelecek ve sanırım gelmiş de. Okursam buradan paylaşacağım emin ol şayet sen okumuşsan bir yorum da senden bekliyorum.
Seri katillerin, cinayetlerin filmlerde gördüğümüz, kitaplarda okuduğumuz hayal ürünleri olarak kalması dileğiyle. Bir sonraki kitap sohbetimde görüşmek üzere. Sevgiler…

Metini yazan: Özlem KARAPINAR

Both comments and pings are currently closed.

Yorumlara Kapalı.

Powered by Webmaster Forum