Bab-ı Esrar

Küçük yaşlarda ayrılığı öğrenmiş bir kız çocuğu…Ayrılık ki belki de en yaralayanı,kıranı ayrılıklar içinde.Hiç bir zaman adlandıramadı, anlamlandrımadı ama taşındı onunla birlikte hep içinde bir yerlerde.O küçük kız büyüdü ve artık içinde taşıdığı bir şey daha vardı.Biri yıllardır oradaydı atmıştı derinlere hasretini ,yığmıştı üstüne başka anıları,bastırıp kapatmıştı, çekmişti fermuarını fakat o örtse de üstünü anılar rahat durmuyordu bür türlü.Diğerine ise yeni gebeydi.Heyecan vericiydi ancak kapılmak istemiyordu çünkü yalnız kendisi değildi karar verici. Bu iki soru kördüğüm olmuş beklerken çözülmeyi Karen’ın yolu Konya’ya düşecekti.
İç dünyasında hal böyle iken dış dünyada da çözülmeyi bekleyen sorunlar yok değildi.İş bu hikaye Karen’ın işle ilgili bir meselesini çözemeye çalışırken asırlar öncesinden uzanan bir elin yardımıyla kendi içindeki arapsaçını çözmeye çalışma hikayesidir.
Ben bu hikayeyi sevdim, kurguyu sevdim,karakterler sahiciydi; Mennan, Kadir, Nezihe Abla, meraklı resepsiyonist…En sahici ise Karen’dı bana göre.Neden biliyor musun? Bazı yazarlarımız romanlarına yabancı bir karakter koydukları zaman onu bir yabancı gibi yazmıyorlar.Biraz daha açmam gerekirse kahramanımız Paris’te bir kafede oturuyor, Londara’da bir müze geziyor, banliyöde oturuyor ama tam bir Türk gibi düşünüyor, bizim gibi cevaplar veriyor bizim gibi hareket ediyor.Dolayısyla sarı çizmeli Tom Amca karakterleri ortaya çıkabiliyor. Karen’a döndüğümüzde böyle bir şey yok daha gelir gelmez insanları inceleyiş biçimi, olayları çözme biçimi,halletmesi gereken bebek konusundaki tavırları hiç biri bizden değildi.Yazara bir artı notumu da şurdan vermek istiyorum.Bir kadın gibi hissedebilmiş, düşünebilmiş. Yıllar önce yanlış hatırlamıyorsam “Yüksek Topuklar ” diye bir kitap okumuştum, genel olarak çok beğenmeme ve eğlenerek okumama ve yazarın kadın gibi düşünmeye çalışarak yazdığını söylemesine rağmen hiç de orda bir kadın varmış gibi hissetmemiştim.Karen da bu yok, sevgilisiyle ilişkisini yorumlayış tarzı, işi çözme esnasında” bazen aptala yatışı” şuan aklıma gelmeyen bir çok şey bana Ahmet Ümit’in gerçekten kadını tanıyabildiğini hissettirdi.
Ve hikayenin ana direği Şems…Hayal ile gerçek arası, bir görünüp bir kaybolan, bazen rüyada bazen yaşam taa ortasında çıkabilen Şems ve onun hikayesi Mevlana. Kurgu olarak baktığında yazar Şemsi çok güzel işlemiş, gerçeğin arasında çok güzel serpiştirmiş. Fakat birçok kişinin aksine belki yazarın bile aksine ben buna tam bir Mevlana Şems hikayesi diyemem. Karen kendi çözümünü ararken çözümsüzlük deryasında, sen de ben de cevap arıyorduk farkında olmadan bazı sorulara Şems hakkında.Şems Mevlana’nın Mevlana olmasında bir dokunuş sahibi miydi? Kimya’yı sever miydi? Peki Kimya onu sever miydi? Şems kötü insanlar için beddua eder miydi? Şems nasıl öldü? Bu soruların cevabı aslında bir çok kitapta arandı.Özellikle son yıllardaki bu tuhaf tesadüf beni şaşırtmıyor değil. Ancak benim için cevaplardan çok ne hissettikleri önemli .Ahmet Ümit’in Şems’inde siyahlar giyinmiş sivri dilli bir adam gördüm, Sinan Yağmur’un Şemsi’ne de pek ısınamamıştım yazarlığına da pek ısınamadığım gibi.Aman hemen kızmayın muhakkak ki sevenleri çoktur ancak bana hitap etmedi. Elif Şafak’ın Aşk’ında sevmiştim Şemsi.Tabii yazarların sevdirme ya da sevdirmeme gibi bir yükümlülükleri yok.Sonuç olarak yine benim şu kitaplarla ilgili ilkeme geliyoruz:”Bir kitaptan herkesin aldığı binbir çeşittir.” Bu kitapta yazar Şemsi çok güzel harmanlamış bu asrın içine ama Aşk’taki gibi tasavvufi bir sevgi hissedemedim.Ama belki sen sevdin, hissettin.Bu da benim yorumum işte.
Kitap hakkındaki son yorumum ise son sayfa hakkında.Ahmet Ümit son zamanlardaki kürtaj tartışmaları hakkında ne düşünür bilmem ama bu kitabı yazarken son sayfada duygusal bir yaklaşımla bağlamış sonuca.

 “Tanrı olmak diye birşey varsa işte buydu;bir insanı dünyaya getirmek,birine can vermek,yaşamın sürekliliğine katkıda bulunmak.”
Seni bilmem ama ben bir anne olarak kalbimden vuruldum bu cümleyle.Ha tabi Tanrı olmak gibi ideallarim yok. Fakat Allah’ın bir tecellisi olan “annelik” duygusunun tadını çıkarmaktayım. Bab-ı Esrar’dan bu kadar. Şuan “Sultanı Öldürmek” elimde bitirdiğimde yeni sohbetimde görüşmek üzere….

You can skip to the end and leave a response. Pinging is currently not allowed.

Yorum Bırak

Powered by Webmaster Forum