Fedailerin Kalesi Alamut

Alamut… Muhtemelen kitabın kalınlığı senin de ilk dikkatini çeken şeydi. Kimi insanı korkutur kalın kitaplar.Hiç bitmeyecek gibi gelir.Ancak bu kitap korkulanın aksine daha ilk sayfalardan akıcı ve merak uyandırıcı.Bir de kitabın yazarın ilk kitabı olduğunu da düşünürsek, daha ilk kitapta böyle ustaca bir yazım, hakikaten şaşırtıcı.
Tasvirleri bana adeta film izliyormuşum gibi hissettiriyor.Okudukça kervanları, develeri,yolları, tepeleri ve başına neler geleceğinden bihaber Halime’nin getirildiği bahçeyi, bahçedeki çiçekleri, güzel kızları, kızların hayatlarını sanki kafama resmediyordum.Kızların herbiri birbirinden güzeldi ancak herbirinin heybesinde binbirtürlü keder ve herbiri farklı bir nehirden taşınmış kumu toprağı ile adeta kaleyi yeşillendirmiş, can katmış, ova kılmıştı.Heybelerinde taşıdıkları yüke açıp bakmaya da gerek görmüyorlardı.Herbirinin farklı öyküsü vardı hatırlamak istemedikleri.Yaşlı adamlara kadın olmak, köle diye satılmak,değil geleceği yarınını görememek,korkarak yaşamak….Kim açmak isterdi ki böyle heybeyi? Anne, baba, kardeş ise ırak bir hatıra, yarım yamalak hatırlanan bir rüyaydı adeta.
Kendilerini büyülü bir masalın kahramanları gibi hissedip avunuyorlar anın tadını çıkarıyorlardı  kaderin onlardan çaldığının acısını unutmak istercesine.

Tarihi romanları okurken mukayese yapmadan geçemiyorum.O dönem ile bu dönem.Arada uçurumlar olması gerekirken hala benzerliklerin olması ne kadar da ilginç değil mi? Hala kadınlar istemediği bir adama eş olabiliyor, hala kadınlar şiddet görüyor, köle hayatı yaşıyor…Sanırım asırlar geçtikçe yaşlanan dünyada kadınların kaderi hep aynı kalıyor.Kadınlara bunları reva görenlerin Halime’nin çağında kaldıkları ortada.
Halime….Güzeller güzeli,kendini herkese sevdiren şeytan tüyü sahibesi.Sıkıntılar deryasından çıkageldi, belki kalede rahat erdi ancak ermedi içi bir türlü rahata.Hep sordu sorguladı”Bu şaşaanın,bahçenin,yemenin içmenin zevk-i sefanın sahibi kim?”
İbni Tahir…Tahirin torunu kaleye geldi, zekası ile kısa zamanda ünlendi.Hocaların zorlu sınavlarını geçti.Ama ne sınavlar? İnsan Alamut’un niçin bir efsane olduğunu daha iyi anlıyor.İbni Tahir de sorguluyor,anlamaya çalışıyor.”İsmaili mezhebine mi hizmet ediyorlar?” Bu soruyu ben de sıradan bir okuyucu olarak  sordum durdum ki bu anlamda yazar okuyucuyu  merakta tutmayı çok iyi başarmış çünkü eminim sen de İbni Tahir ve Halime ile birlikte aradın bu soruların cevabını.Tahir de Halime de cevap arayadursunlar sorularına,müthiş bir plan işliyordu dipsiz derin bir kuyuda ve bir kişi sahipti ancak bu sırrın anahtarına…
Hasan Sabbah…Onu anlatacak sözcükleri seçmekte zorlanıyorum.Zekasını övsem aydınlanır mı karanlık yüzün, durulur mu bulanık ruhun? Müthiş bir sabır ile yazarın kurgusuna göre yirmi yıl gerçekte kimbilir kaç yıl kaç ay kaç gün bekledin? Nasıl bir sabır ki, planı bozan herşeyi öğüttün,oğlun da olsa sevdiğin de olsa, sevenin de olsa.Tabiki bunlar tarihi bir roman kurgusu ancak biliyoruz ki farklı bir kurguda da olsa bir zamanlar yaşanmış.Gerçeğe baktığımızda da planının tıkır tıkır işlediğini görüyoruz.Kendi sözünü peygamper sözünden üstün tutan adeta Tanrı’dan rol çalarak dünyada sahte bir cenneti yaratan,ve ona inananları hiç acımadan ölüme iten bir insan…Hasan Sabbah.Ve onun sahte dünyası…
Cennet…Sabbah’ın planının en önemli direğiydi.Bahçeler, huriler ve cennete girmeye hazır fedailer.Sahte cennetle ilgili bölümleri okurken fedailerin özellikle de Tahir’in bunlara inanıp inanmayacağı konusunu merak ederek hızlı bir şekilde okuyorsun o bölümleri.Sonra Yusuf’a ve Süleyman’a geliyor sıra ama sen daha çok İbni Tahir’i merak ediyorsun o bölümleri de hızla okuyup geçiyorsun.Tabi burada bir minik hayal kırıklığı yaşadım belki sen de.Kitabın Halime ve Tahirle başlamasından olsa gerek sahte cennette hep ikisinin karşılaşacağını ve aşık olacağını hatta kalenin sırrına ikisinin vakıf olacağını sandım ama yanıldım.
Yazar bizi şaşırttı ve Meryem’i Tahir’e uygun gördü. Gerçi kitapta şaşırılacak çok şey var ama herbirinden bahsetmeye kalksam kitabın kalınlığına yakışır bir özet çıkar fakat merak etme böyle bir niyetim yok. O yüzden kaldığım yerden devam edeceğim.Tahir’in Nizamülmülkle karşılaşması ki gerçekle tanışmasıdır.Halime’ye üzüldüğüm gibi, Tahir’e üzüldüğüm gibi onlarında adında gerçek Tahirlere Halimelere üzüldüm.Kimbilir tarih ne kadar da çok insanı öğüttü acımasız dişleri arasında? Birçoğu köyünde kasabasında rahatça bağına bahçesine gidip,kendi yatağında sevdiğini düşünerek uyuyup, sevdiği güzel ile evlenip sıradan bir hayatın mutluluğunu sürmedi.Tarih bu insanların hayallarini çalanlarla dolu, kendi acımasız hayallari uğruna başkalarını ateşe itenlerle dolu.
Ben bu düşüncelerin içinde dönüp dururken Tahir de gerçekle tanışmıştı. Nizamülmülk’ün ağzından çıkan kelimeler adeta bir balyoz gibi Tahir’in kalbine kalbine iniyordu. Ordan kaleye geri dönerken hep kafamda aynı sorular “Sabbahla karşılaşınca ne olacak?” eşliğinde yine acele bir şekilde okuyordum kitabı. Fakat umduğum gibi olmadı Sabbah yaptı yapacağını ve yine Tahiri avucunun içine aldı. Tahir zeki biri olabilirdi ama Sabbah’ın zekasını tarih bile kanıtlamıştı. Tahir’in Sabbah’a inanmasının bende yarattığı duygu ,şaşkınlık;Meryem’in intiharı, şaşkınlık; Halime’nin hazin sonu, şaşkınlık; Yusuf ve Süleyman’ın ölüme sevinçle atlaması şaşkınlık,şaşkınlık…. Yazar buraya kadar kurguladığı akıcı giden bu hikayeyi ters çevirerek seni bilmem ama beni şaşırtmış, tahminlerime sağ gösterip sol vurmuştu sanki.
Her ne kadar Halime ile Tahir’in aşkını okumayı beklesem de Tahir’in Meryem’e tutulmasını da hemen benimsedim. Nasıl benimsemeyebilirdim ki yazar yine ustalıkla müthiş bir aşk yaratmıştı. İbni Tahir’in aşka olan açlığı Meryemle doymuştu, sıkıntıları mücadeleleri Meryem’de son bulmuştu. Fakat şunu da söylemeliyim ki kitabın en baskın en önemli karakterlerinden biri olan Tahir’in adının Sabbahla ve gerçekle yüzleşmesinden sonra bir daha geçmemesi beni hayal kırıklığına uğrattı. Bunu kitap kötüydü manasında söylemiyorum. Tahir karakterini benimsemiştim, ana karakterlerdendi öylece silinip giti tıpkı Sabbah’ın planının önünde siliniveren bir çok şey gibi. Plan tıkır tıkır işlemişti işte öyle ki koskoca bir devlet bile silinmişti.

Özlem KARAPINAR

You can skip to the end and leave a response. Pinging is currently not allowed.

Yorum Bırak

Powered by Webmaster Forum