Küçük Arı

“Sizin ülkenizden yeterince korkmamışsanız, gidip bir korku filmi izleyebilirsiniz. Sinemadan geceye çıktıktan sonra bir süre dehşet her yerdedir. Belki katiller evinizde yatmış sizi bekliyorlardır. Çünkü evinizde bir ışık yanıyordur ve siz ışıkları kapattığınızdan emin olduğunuz için böyle düşünürsünüz. Aynada makyajınızı temizlerken kendi gözlerinizde tuhaf bir bakış görürsünüz. Bu siz değilsinizdir. Bir saat için ele geçirilmişsinizdir ve kimseye güvenmezsiniz; sonra bu duygu yavaş yavaş yok olur. Sizin ülkenizde dehşet, ondan yana bir derdiniz olmadığını kendinize hatırlatmak için aldığınız bir dozluk bir şeydir.

Ben ve köyümdeki kızlar için dehşet bir hastalıktır ve bizi hasta eder. Ayağa kalkıp , kendiliğinden kapanan büyük kırmızı sinema koltuklarını arkanızda bırakarak tedavi edebileceğiniz bir hastalık değildir.Bu iyi numara olurdu. Eğer bunu yapabilecek olsaydım,bana inanın çoktan fuayede olurdum.Büfeci çocukla birlikte güler, tereyağlı patlamış mısırları İngiliz Sterlinleri ile değiş tokuş eder, şöyle derdim :” Ah, Tanrı’ya şükür hepsi geçti. Hayatımda gördüğüm en ürkütücü filmdi, bir daha ki sefere ya bir komedi filmi ya da öpüşmeli romantik bir film seyredeceğim” ama belleğinizdeki filmden bu kadar kolay kurtulamazsınız. “

Böyle tanımlar küçük bir sığınmacı korkuyu oysa daha fazladır taşıdıkları belleğinde.Nereye sığınırsa sığınsın  kaçamaz göçemez zira onunladır her yerde acıları,rüyalarında kabuslarında boş boş baktığı duvarlarda, benliğinin taa içinde.

      Küçük Arı da bu sığınmacılardan biri, onun hikayesi anlatılıyor kitapta. Uluslararası bestseller etiketli bir kitap; ünlü gazete ve dergilerden övgüler almış bilmem kaç ülkede basılmış. Kitaplar bu kadar allanıp pullanınca belki daha çok satılıyor ama bu etketlerinden sıyırdığında zevk alabiliyorsun aslında.
Hikayede Küçük Arı , ailesi , hayalleri paramparça olmuş tek kalan yaşama umudu ile tutunmaya çalışıyor dünyanın ucundan.Tutunabilmek için dil bilmesi gerektiğini iyi biliyor ve gelen yardım kolilerinin içinden herkes güzel kıyafetler seçerken o; sözlük, İngilizce çalışmak için kitaplar seçiyor.  Evet bunu yaşamak için yapıyor. Kendisi için yaptığı tek şey ise çirkin kaba büyük botlarının içinde sakladığı tırnaklarına kızmızı oje sürmek.Her şeyini kaybetmiş bir insanın kendini kendine hatırlatması, insan olduğunu, bir genç kız olduğunu kendi kendine unutturmayışının en güzel ifade ediliş biçimi kırmızı ojeler.
Anlaşıldığı gibi yazar çok güzel, sık rastlanmayan, çok farklı bir konu seçmiş ancak kurgusu bazı bölgelerde parçalı bulutlu haliyle konunun yanında zayıf kalmış. Bir türlü kapatılamayan delikler yamanmayan yerler var kurguda.
Beni en çok Arı’nın hikayesi çekti kitaba.Hani bazı kitaplar, taa sayfalar sonra çekici gelmeye başlar ya bu kitap daha ilk sayfada konusuya ilgini çekiyor,severek merak ederek heyecanla okuyorsun.Küçük Arı’nın başına neler gelmiş, neden kampta,çıkıncı yanına gideceği aile neyin nesidir, Küçük Arı onları nereden tanıyor? Bu sorular eşliğinde okurken çabucak cevaplarını bulmaya başlıyorsun açıkçası bu da kitabın gerisini benim için sıkıcı kıldı. Senin için de öyle miydi?
Nijeryalı bir kızın bulunduğu ülkeyi bir yabancı gözüyle anlatması güzel bir tat verdi.Özellikle “Bu hikayeyi evdeki kızlara şöyle anlatırdım” diye başlayan bölümler kitapta benim hoşuma giden kısımlardı ancak ne Sarah ne onun Andrew Lawrence arasındaki gel gitleri, sonrasında Lawrence ile ilişkileri yazmaya değer bulacak kadar sevmedim.Hele kitabın sonu benim için koca bir boşluk.Rica ediyorum sen doldurabildiysen bize de anlat.Oysa sonu böyleyken bir de başa bak; başlangıcı gayet dikkat çekici.Yazarın Küçük Arı’nın mülteci kampındaki günlerinini anlatmasıyla başlıyor.Kısa erkek gibi kesilmiş saçlar bol gömlek ve pantolonlar, belli olmasın diye bantla yapıştırılmış göğüsler. Evet o kendini çirkin göstermeye çalışan bir kız. Çünkü bir kızın sırf kız olduğu için başına gelebilecekleri en acı tecrübeyle hafızasına kazımışlar.
Uykusuzluk çektiğimizde, geçmişte yaşadığımız tatsız olaylarda, evliliklerimizde hayata bakış açılarımızın farklı olduğunu anladığımızda bir psikoloğa ya da bir evlilik terapistine gideriz. Ve psikoloğun yanından çıktığımızda; yükümüzün bir kısmını o odada bırakmış gibi oluruz, biraz daha hafif biraz daha mutlu çıkarız sokağa karışırız insanların arasına. Fakat bana söyler misin? Küçük Arı’nın beynine kazınanları hangi psikolog silebilir, hangi anti depresan yok edebilir? Küçük Arı bir kurgu karakter belki, belki yazarın tanıdığı birinden esinlenmesi kim bilir? Ancak yalan mıdır ? Küçük Arı gibi binlerce çocuğun, genç kızın yaşadıkları haykırış olup yükselirken semaya; belki benim, belki senin, belki bir başkasının eş dost sohbetlerinde  kahkahaları çınlıyordu aynı semada. Biliyorum bunu duymak pek hoşuna gitmedi. Ama ben kendimi düşünmekten alıkoyamıyorum. Evet bu adaletsizlik için Tanrı’yı suçlayanlar var.Ancak hayır Tanrı’yı suçlamamı bekleme benden.  İnan bana bu bir kaçıştır, ve bu en kolay en basit yoldur. Yaradanın verdiği iradeyi nasıl kullanacağını irade sahibi tayin eder çünkü.Bazı insanlar maalesef akı değil karayı, tebessümü değil göz yaşını seçti.
Ey insan! Var olduğundan beri savaşıyorsun.Daha ne zaman doyacaksın? Daha kaç bebeğin kanı bulaşacak ellerine ? Kaç insan öğütecek dişlerin, kaç gözyaşıyla yıkayacaksın kirli ruhunu? Hangi hayalleri parçalaycaksın en sevimli en tatlı yerinden?

Özlem KARAPINAR

You can skip to the end and leave a response. Pinging is currently not allowed.

Yorum Bırak

Powered by Webmaster Forum