TOPRAK KOKAN EBEDİ AŞK

Bundan uzun uzun yıllar evvel, Anadolu’nun kalbinde, bozkır kokan dağlarla çevrili, berrak pınarların sakince toprağı okşadığı ufak bir köy vardı.

Bu köyün diğer köylerden tek ve çok büyük bir farkı, bir birlerine yüce bir sevgi ile bağlı iki sevdalının yaşamasıydı. Öyle ki, yeryüzü böyle bir aşka ve sevgiye şahit olmamıştı daha önce.

Bu iki sevdalı genç, sevgilerini doya doya, kuralsız, kalplerinden aktığı, yüreklerinin emrettiği gibi engin bir şekilde yaşardı. Kırlarda koşar, kuşlarla uçar, sularla oynar tüm gün bir birlerini sarar, koklar öperlerdi.  Sanki ruhları gökte, bedenleri yerde kucaklardı birbirlerini. Yan yanayken dünya sadece onlar için döner, bulutlar açılır güneş sadece onlara saçardı ışıklarını, toprak onlar için yumuşacık serilirdi yeryüzüne. Yıllar geçiyor bu sevdalı yürekler aşklarını doyasıya, her geçen gün artan büyük bir tutkuyla yaşamaya devam ediyorlardı, bir birlerini ne kadar çok sevdiklerini defalarca haykırıyorlardı.

Gel gelelim Anadolu o günlerde buhranlı bir dönemden geçmekte, isyan ve sonu gelmeyen savaşlar içinde kıvranmaktaydı. Seferberlik ilan edilmiş, eli silah tutan herkes harbe çağrılıyordu. İşte sevdalıların bedenen ayrılık vaktiydi bu.

Gönlü bir derya gibi aşkla dolup taşan delikanlı, ruhundan parmaklarına dökülen duyguları gideceği günün sabahı sevdalısına vermek için kaleme alıyor, aynı şekilde genç kızda, yüreğinden akan sözleri kağıda damlatıyordu.

Ertesi gün öğleden sonra birliğe katılacak olan erler, taburun erken gelmesi ile sabah gün ağarmadan köyden ayrılmak zorunda kalmıştı. Delikanlı aşkına yazdığı mektubu elinde tutmuş, bir beton gibi ağır gelen ayaklarını tozlu yolda sürüklemekte, içi ise son bir kez daha gül yüzlü yarini göremeyecek, gül kokan tenini  içine çekemeyecek, o al yanaklarına içi saf sevda dolu bir öpücük konduramayacak olmanın derin kederi ile kavrulmaktaydı.

Diğer tarafta sevdalı genç kız yaralı bir ceylan gibi göz yaşları içinde, yüreğinde sevdiği erkeğe son kez dokunamamanın acısı, büyük bir aşk ve sevgiyle bakan o gözlere bir kez daha bakamamanın burukluğu ve son bir defa daha kalbinin sahibine seni seviyorum diyerek saçlarını okşayamamanın hüznü ile canının canını düşünmekteydi.

Delikanlı askeri birlikle ilerlerken sevdiği ile kendileri için çok özel anlamı olan çınar ağacının önünden geçmekteydiler, sımsıkı ellerlinde tuttuğu mektubunu ağacın dibine gömdü ve yoluna devam etti. Beklide sevdalısına olan sözlerini, bir buse eşliğinde veremese de bu köyde, bu özel yerde, yakınında bırakmak istemişti.

Aylar ayları yıllar yılları kovalıyor, harpten ne bir dönen ne bir haber getiren oluyordu. Genç kız, aşık olduğu gönlünün yiğidiyle en mutlu anlarını geçirdikleri yerleri geziyor, çınar ağacının altında tekrardan sevdiği adamın dizlerine uzandığını, gözlerinin içine bakıp parmaklarını saçlarında dolandırdığını, ona tatlı tatlı hikayeler anlattığını hayal ediyordu.  Ancak, artık o köy ne eski köydü nede dünya eski rengindeydi onun için. Yüreği susmuş tekrar ötmeyi bekleyen bülbül gibi eşini beklemekteydi.  Yazdığı mektubu her gece elinde tutarak uykuya dalıyor sanki aşkının ona yazdığı sözler onlarmış gibi özenle saklıyordu.

Bir gün köye gelen bir haber harbin son bulduğu lakin köye gelen gidenin olmayacağıydı. Bu sözler genç kızın kalbine bir ok gibi saplandı. Zaman durdu, güneş söndü, öyle bir sessizliğe büründü ki evren,  parlayan bir tek yıldız kalmamıştı gökyüzünde.  Aşkının acısı yüreğini, ruhunu saran genç kız susmuş konuşmaz olmuştu.

Günlerden bir gün göz yaşlarıyla ıslattığı mektubunu alıp çınar ağacının yanına vardı. Toprağı elleriyle kazdı  ve mektubunu özenle gömdü.  Sanki sevdasını toprağa emanet ediyor, yavuklusunun saçlarına dokunur gibi özenle toprağı okşuyordu. Toprak, mektubun yanında birde fazladan göz yaşı damlasıyla kabul etti bu sevdalıların yüreklerinden dökülen sözleri.

Hiçbir canlının böyle bir aşka tepkisiz kalamayacağı gibi toprakta, bu ender rastlanan yüreklere sahip çıkmış ve bu iki aşk dolu mektubu, kalplerden süzülen sevda sözcüklerinin her bir hecesini bir etmiş ve bu aşıkları dünyada olamasa da toprağın içinde ki aşk sözlerinde kavuşturmuştur.

Derler ki, o çınar ağacının altında aşkla, göz yaşıyla yazılan bu iki mektup tek olmuştur. İki aşık yek vücut halini almıştır. Zaten değil midir iki yüreği yanığının sözleri de ruhları gibi beraberdir. Kendisi o, o da kendisidir aslında. İşte bu sihirli mektup, asırlardır o çınar ağacının altında sevdalıları beklemektedir.

Ve yine derler ki, her kim bu iki sevdalının aşkı gibi yüce bir aşkla, sevgiyle bağlanırsa birbirlerine, toprak bunu hissedecek, o iki aşığın hatırına yüzyıllardır sakladığı bu armağanı, yürekleri sadece birbiri için çarpan sevgililere sunacakmış. Bu dünyada doyasıya aşklarını yaşasın ve ayrılmasınlar diye.

Yürekten sevenlere..

Sevdiğime..

You can skip to the end and leave a response. Pinging is currently not allowed.

“TOPRAK KOKAN EBEDİ AŞK” Yazısı İçin Yorum Yok

  1. nezo1977 dedi ki:

    Harika bir hikaye nasıl bir duygulandırdınız beni mükemmel.Yazılarınızın devamını bekleriz

  2. Cenk Parlak dedi ki:

    çok teşekkür ederim bu güzel yorumunuz için..

Yorum Bırak

Powered by Webmaster Forum