Hayatından terkettiğin bir damla an…

Başaramadığın yerler var. Düşünemediğin… Düşüncesizliğe verdiğin saçmalıklarla süslediğin an’lar oluyor… Sahip çıkamadığın değerlerin oluyor, sonra… Sonra, kayıplarına ağladığın, güldüğün, şaşırdığın zamanlar oluyor… Sessizce izlediğin, beklediğin; beklerken tükendiğin, için için yandığın…

Öyle doluyorsun ki anlam veremediğin an’ı’larınla… Taşmak, coşmak istiyorsun. Sahip çıksınlar senin sahip çıktığın gibi diyorsun. Gerçek olmuyor, sadece umutlarında kalıyor ya hani… Kendi kendine espri yaptığın bir güne dönüyor ya hani… Ama şu da var ki, espri yeteneğin kökten yıkıktır da kırılırcasına gülersin ya hani… Anlamayanlarla da gururuna eziklik vermeden üste çıkmaya çalışırsın ya hani… Hiçbir köleliğe boyun eğmediğini düşünürken her yaptığının bir öfke, gurur isteği olduğunu anladığında deliye döner de yine de kendine yediremezsin ya hani… Sonrada bağlantısız bahanelerle desteklersin ya düşündüklerini, yaptıklarını…

Söyle! Zamanın aleyhine işlediği hayatında daha ne kadar egemen olabilirsin ki? Bu krallık daha ne kadar yaşayabilir? Sönen nefesler var. Savrulmuş duygular var. Çürütülen düşler var. Herşeye rağmen susmayan bir ses var ya hani derinlerde… Bazen can evinde emerken tükenmez sandığın enerjini… Bazen ruh mabedinde kurtuluşuna dair mühür kırarken, mücadele verirken bulursan ya kendini aniden…

Geri dönüp gidecek misin? Oturup dinlemek bu kadar mı zor geliyor? Acıtan ne oluyor, insanların çözemedikleri? Korktukları… Ya da korktuklarını sandıkları… Her düşünülen şey gerçek olabilir mi? Karar vermek nasıl bir yıkım getirir ki? Denemek… Neden denemiyoruz?

Yanlış/lar var. Yanlış olduğunu bildiğin halde deli gibi istediklerin oluyor ya hani… Bir gün sormak istiyorsun. Susuyorsun ya hani susturulduğunda… Anlayamadıklarında yergileriyle yükselenler oluyor devamlı karşında. Kendi kaftanlarını hazin, zavallı işlemelerle süsleyen şu dostların var ya hani… Sonra yaşadıkları yıl adedince bir o kadar boşlanmış, ziyan edilmiş ömürleriyle tavsiye-yi savlarıyla seslerini yükseltenlere ne demeli? Soruyorsun. Ya sen? Kendine bakmak bu kadar zor olabilir mi?

Karşılaşacağını bildiğin bu ürkütücü kalbin, ruhun, aklın sana ait dostum. Onu sen büyüttün, sen verdin, aldın. İçinde öldürdüğün an’ların oldu dostum. Ölüme terkettiğin… Vahşice başka hayatlara zemk ettiğin zehirli inançların oldu. Çıkarın ne oldu? Soruyorum. Küçük bir saniyecik geriye bak sadece… Tüm geçen ömre değil, bir saniye… Ne elde etmişsin benim göremediğim?

Dur! Ya da hiç bakma! Ben üzüldüm ama sen üzülme. Ben baktım ve bir daha bakamıyorum dostum. Yoğun bir sis var tüm cesetler arasında… Kuruyan kanlar artık kayıp düşmene sebep olmuyor ama yol da vermiyor dostum.

Ya durduğun yerde kalacaksın ve zamana hapsolacaksın. Ya da durduğun yerden göçeceksin ve zamanı hapsedeceksin.

Yorum Bırakabilirsin, veya Sitenden trackback verebilirsin.

Yorum Bırak

Powered by Webmaster Forum