Bir Aşkın Adımları, Yalnızlık ve Pişmanlık…

Yalnızlık; yaşaması zor bir duygu. Kimseden medet umma sakın. Umurunda olmaz insanların. Açık ve net… Akıl veren çok, yardım eden yok.

Yalnızlık; kolay kolay gitmez yanı başından. Kurtulurum umutlarına kapılma sakın. Zor mu geliyor? İntihar en iyi çözümdür çözülmez sorunların…

Ve yalnız kalmak istemiyorsan günü birinde, elini tuttuğun kızı bir başkası için sakın değişme. Sonradan ne o eli ne de seni seven o yüreği bulursun. Aşıksan, gözünü o kızdan başkalarına kapatacaksın. Ona baktığın gibi kimseye bakmayacaksın. Yedek birini bulayım diye değil, ilk günkü heyecanı korumak için uğraşacaksın.

Elini tutamadığını da yüreğine almayacaksın mesela. Sonra uzaklığa küfretmekle geçiyor ömrün… Bir an bile çıkmıyor aklından. Sen onun yüzünü görmeye hasretken, alakasız birçok kişi bakıyor ona her gün. Başkaları görüyor o güzel saçlarını, yüzünü, gülüşünü… Hiç görmediğin ellerini seviyorsun sen. Hiç görmediğin mavileri… Fotoğraflara sığmayan güzel gülüşünü seviyorsun. Yakınındaki hiçbir kızı onunla karşılaştıramıyorsun. Aynı cümle içine bile almıyorsun. Senin onda fark ettiğin güzellikleri fark ederler diye korkuyorsun. Sanki o tam da senin için yaratılmış gibi hissediyorsun. Mucizevi bir aşka dönüşüyor bu ilişki. Bir mesajla, bir telefon konuşmasıyla yetinmek zorunda kalsan da en derinden hissediyorsun onu. Bir mesaja mutlu oluyorsun, sesini duyunca dünyalar senin oluyor sanki. Ona dair yaptığın her şey mutlu ediyor seni. Yanında olabilmek için en sevdiğin şeyleri hiçe saydığın oluyor. Mutluluk kokuyor sabahlar… Geceler hep özlemle yıkanıyor… Aşk, hiç bitmiyor, hiç…

Gün geçtikçe alışılıyorsunuz birbirinize. Ne kadar uzak da olsa mesajlarına alışıyorsunuz. Sabahları uyanınca günaydın mesajı gelmese, geceleri “İyi geceler” demese sevdiğiniz, iyi geçmiyor o gece. Hayal kurmak bile saçma geliyor onun olmadığı. Susuyorsunuz. Konuşmak gelmiyor içinizden. Kelimeler dizilmiyor yan yana. Tüm cümlelerinizi ona harcıyorsunuz. Düşünceler, sevgiler sadece ona… Uzaktaki en sevdiğinize!

Ve hatalar…

Hatalar hep olmadık zamanlarda geliyor insanın başına. En mutlu olduğunuz anlarda mesela, doruk noktalarda. Beklemiyorsunuz. Hazırlıklı değilsiniz. Her ne kadar hatayı yapan siz de olsanız, isteyerek yapmıyorsunuz sonuçta. Bazen insan olmadık duygularla, olmadık hatalara kapılabiliyor. O an onu uyarıp yaptığı şeyi fark ettirseniz, kendisi de inanamayacak derecede olabiliyor. Hatalar, pişmanlık gerektiriyor, çokça da gözyaşı. Kapısında günlerce beklemeyi öğreniyorsunuz. Her mesaja o’dur umuduyla bakıyorsunuz. Eski günlerin özlemiyle yanıp tutuşuyorsunuz. Kısacası çok ama çok pişman oluyorsunuz.

“Pişmanım! ” sözüyle başlayan her sabahta, güneşin doğuşu size bir anlam ifade etmiyor aslında. Hiçbir çözüm getirmiyor elinizdeki pişmanlık. Gözyaşlarınız sadece daha da kanatmanıza sebep oluyor yüreğinizdeki kendi kazdığınız yarayı. Pişmanlık size sadece biraz daha hüzün, keder, mutsuzluk… Kötüye dair ne varsa getiriyor. Yalnızlık oluyor artık ondan sonraki hayatınızın tanımı. Kabullenemiyorsunuz. Zor geliyor nefes almak. İlkbahardaki o huzuru, yazdaki mutluluğu yaşayamamak zor geliyor yüreğinize… Size hep sonbahar kalıyor. Dökülmüş yapraklar… Üşüyen ağaçlar… Gri bir yalnızlık! ..

Umutlar yenilirken zamana, son yaprağında yere düşmesini bekler sonbahar. Elindekinin değerini bilmeyen tüm insanlara iyi yalnızlıklar…

You can skip to the end and leave a response. Pinging is currently not allowed.

Yorum Bırak

Powered by Webmaster Forum