GÜNEŞ TÜRKÜSÜ

Akşam üzeri sokaktan geçerken bir yerden gelen türkü sesi duyduğunda bir kadın; o türküyü bilmese dahi durur, durgunlaşır, sessizleşir nedensiz. Bir nedeni varsa da türküler bir kadının konuşmayan dilidir aslında. O kadınlar ki ihaneti tutuşan, o ihaneti hançer gibi saklayan kadınlardır. Bilirsiniz işte her kadının biraz yaşanmışlığı vardır. Ateşten gömlek olup üşümüşlüğü de vardır ayrıca. Geçer dedikleri var ya, geçti sandıkları zaman, ılık ılık deşilir o kadınların ciğeri. Mavzer yemiş gibi olur o kadınlar ama geçmez bilirler. Harcarlar bütün güçlerini, dayandıkları omuz da çürür gider. Sonra gelmişlerine geçmişlerine küfür edenleri olur. Kendi zulalarında kaybolmaya başladıkları vakit bozgun bozgun yürekleri hep leş kalır. O kadınlar o adamları o yogunluklarının içinde severler. Küllenmiş anıları alevlendirmeyi… Söke söke alırlar onları sancılarından çekip. Ağrısız geceleri
olmaz hiç o kadınların.
O kadınlar ki yanaklarından göğüslerine sızan gözyaşı lekelerine yanarken, aynı zamanda güçsüz görünmemek adına gülmeyi başarırlar.
O kadınlar yolda yürürken, çiğnedikleri sakızı yaralarına yapıştırırken, hayatlarındaki adamların artık olmadığını düşünürken, gece yüzüne bulaşmış rimel lekesini sabah çıkartmaya çalışırken, aslında hiçbir zaman söyleyemeyecekleri cümleleri akıllarında bir bir idam ederken, her çay demleyişlerinde her defasında fazla demlerken ve hep iki bardaktan sonra kalanını dökerken, içtiği sigarayı yarıda söndürüp diğerini yakarken, nefret ettiklerini değil; kendisini affedemezlerken, her iyi hissettiğinde hep göğüsü sıkışırken, ne zaman mutlu olsa aslında hep yarım iken, yine de ‘nasılsın’ sorusuna ‘iyiyim’ diye cevap veren, türkü kokan kadınlardır.
Hiçbir zaman o adamların göremeyeceği, fotoğraflardaki kafaları makasla kesilmiş kadınlardır. Bu kadınlar da o fotoğraflar gibi hep yarımdır hep yarım kalacaktır.

You can skip to the end and leave a response. Pinging is currently not allowed.

Yorum Bırak

Powered by Webmaster Forum