melâl

kendime yoruluyorum içimde sesler dünya ağrısı
hangi taşı kaldırdım ki karnımda bir sürü karıncalar
kaçışıyor bedenimden hayâle ait birkaç renk
siyah, en çok siyah, böylesine içimde
sanki geceyle yarış ediyor.

aklımı asardım çamaşır ipine mandal tutmazdı
aklımdan çıkarırdım rüzgâr müsaade etseydi
kirpiklerim dursaydı, kurusaydı; âh kurusaydı
aklım rüzgâra karışırdı.
bilseydin toplardım, âh toplardım bilseydim.

tüm kâinat iş başı yapmış, göğe hatırlatma görevi vermişler.
en çok akşamüstü demişler, en çok akşamüstü
içimdeki siyahlık dedim ya, göğün beyazlığına karışmış
ya ne dersin, akşamüstü rengini nereden almış?

şâir lafı dinledim, en çok hüznü yakıştırdım kendime
birkaç beden büyük yaşamışım bu “melâl”i çok abarttım
madem ki aldım, birkaç ömür daha bu acıylayım
bir de temiz tutayım, öyle ki, çıkarmak mümkün olmasın.

kendimi kaybetsem, bulamasam, kendimsiz yaşasam
dert dedikleri mahlûkâtı çok tozlu bir rafa kaldırsam
aklımı kaçırmakla mecnun olamadım, bâri Leylâ olsam
sevme taşını yerinden kımıldatsam, âh kımıldatsam.

melâl ki en çok yakışandır bu şiire.

You can skip to the end and leave a response. Pinging is currently not allowed.

Yorum Bırak

Powered by Webmaster Forum