MEMLEKETTE GURBET

İkiyüzlü sokakların utanmazlığına inat,
Tüm şehrin günahlarının vebalini taşırım gözyaşlarımda.
Güneş ilk altın oklarını gönderdiğinde Dünya’nın kalbine,
Ben üşengeçliğindeyim aldığım anlamsız nefeslerin.
Sevdiğim herkes yanımda olduğuna göre
Neden beynimde çınlıyor gurbet kuşlarının çığlıkları?
Ve neden kalbimin karanlık dehlizlerinde,
çalıyor Kudüs’ün çanları?
Ah Kudüs!
Benim gibi kendi memleketinde gurbeti yaşayanların diyarı.
Onlarda göremediler,
Yüzü peçeli baharı.

Nereye gittiğini bilmediğim bir yol beni arkadaş edindiğinde,
Kapkara bir yazın kanlı kalbini söktüm, koydum cebime.
Elindeki taşla kalbimi eziyor hala Kabil.
Ama gözyaşlarım bundan değil,
devşirme sevinçlerimin kahpeliğinden beklide.
Karşıdan biri geliyor.
Belli ki yolun sonunu görmüş.
Dilinde hep tek bir sözcük:
“Mona Rosa, Mona Rosa”
Ben de kendime üzülyordum.
Zavallı adam,
belliki kendi bile gurbet ona.

Sen dostum! Yorgun hayallerimin gece bekçisi,
Sabah olunca evine gidip uyuyacaksın.
Benimse göz kapaklarım kapanmıyor,
Beynimde çınlıyor davul sesleri.
Sahi bu davul sesleri de ne?
Ah! Sizmisiniz yoksa?
İsyankar heveslerin gönüllü tutsakları:
Sodom ve Gomore!

Both comments and pings are currently closed.

Yorumlara Kapalı.

Powered by Webmaster Forum