AHMET HAMDİ

Ahmet Hamdi kendi deyimiyle karşıtlıkların birleştiği bir insandır. Takındığı empresyonist tavrın yanında bu dünyayı bir rüya evreninin içinde betimlemiştir. Ancak bu, onun şiirinin gerçek dünyadan koptuğu savını doğurmaz. Geçmiş, gelecek ve bugüne sıkı sıkı sarılan; saf ve modern bir şiir yazmıştır. Avrupa şiirini özümsemiş ve batılı bir şiir oluşturmuştur. Onun için estetik kaygılar her şeyin önündedir. Bunun için toplumsal şiire mesafelidir. Zaman, düş ve sevgi gibi konuları işler. Ancak bunları işlerken anlattığı birey; şiirde hemen anlaşılacak bir durumda değildir. Valery ve Nerval etkisindedir. Bu şairlerin sembolist tavrı onu da etkilemiştir.

Onun şiirinde anlatılan dünya bu dünyadır. Ancak o uzak bir evrenden gelen duyguları tasvir eder. Uyanık bir gayretle rüya hâlinde olmak, onun için şiirin doğduğu iklimdir. Bilinç ve anlama yeteneği ancak bu hâlin izin verdiği ölçüde kullanılabilir. Çünkü bu ögelerden yararlanmak bir noktada rüya iklimine zarar verebilir. Ahmet Hamdi, uzak bir dış dünyayı anlatmasına rağmen içine düştüğü bir ıstırap hâli vardır. Oysa ki şairin konumu bu dış dünyaya karşı oldukça edilgendir. Kuşkusuz bu, Tanzimat’la birlikte şiirimizde hâkim olmaya başlayan varlık sorununun onun şiirinde kendini göstermesidir.

Onu etkileyen önemli kişilerden biri de Bergson’dur. Bergson’un “zaman algısı” şairi “ben” ekseninde bir zaman algısına götürmüştür. O zamanın bir devamlılık içinde olması gerektiğini savunmaktadır. Bundan dolayı geleneğin yenileşmesi taraftarıdır.

Ahmet Hamdi’nin imajları son derece kuvvetli ve kendine özgüdür. O sonsuzluk ekseninde oluşturduğu şiirinde önemli kavramları gizil bir örtüde kullanmıştır. Işık ve su gibi dünyanın ana unsurlarını şiirine yansıtmış; doğanın kalbiyle bütünleşmeye çalışmıştır.

Both comments and pings are currently closed.

Yorumlara Kapalı.

Powered by Webmaster Forum