Medeniyetlerin Buluştuğu Yer: İznik Gezi Notları

Yakın dönemde UNESCO’nun kültür mirası listesinde yerini alması beklenen bu şirin kent, hâlâ ilk kurulduğu dönemdeki özelliklerini koruyor. Şehre gelince: Şehrin antik kapılarından “Lefke Kapısı”na hayran kaldık. “Yeşil Cami”de Anadolu’daki erken dönem Türk eserlerinin mütevazi ve saf güzelliğine tanıklık ettik.

Gezimizi anlatmaya başlamadan önce şehrin tarihi ile ilgili birkaç kısa not paylaşalım:

Şehir, MÖ 316’da Monoftalm tarafından kurulmuş. Şehrin kurulduğu dönemdeki karakteristik özellikleri hâlâ kaybolmamış. Öyleki; yerleşim tüm zaman boyunca surların içerisinde kalmış, surların dışına çıkmakta tereddüt etmiş. Birçok otoriteye göre İznik, milat dolaylarındaki en önemli Anadolu kenti. Hristiyanlığın kollara ayrıldığı, İncil’in tasnif ve tashih edildiği konsül burada toplanmış. Yani bir nevi modern Hristiyanlığın kurulduğu yer.

Tarih boyunca Bitinya ve Anadolu Selçukluları gibi önemli uygarlıkların başkentliğini yapan İznik; sur içi mimarisiyle yoğun bir tarihî mirasa sahip. Şehirde birçok cami, su yolu, sarnıç, kilise ve antik kapı mevcut. Anadolu’nun bu ilk Türk başkentinde yaşadığımız bir günü şimdi sizlere aktarma vakti.

İznik’e adım attığımızda bizleri karşılayan ilk mekân Ayasofya Camii oldu. Bizans Dönemi’nde kilise olarak kullanılan bu mabet, Osmanlı Dönemi’nde birkaç kez restore edilmiş. Bu onarımların kuşkusuz en önemlisi Mimar Sinan tarafından gerçekleştirilmiş. Kısacası Ayasofya, Mimar Sinan’ın elinin değdiği bir eser. Yunan ordusunun Kurtuluş Savaşı sonunda yıkıp harabeye çevirdiği bina, 2007’de esaslı bir tadilattan geçirilmiş ve yeniden hizmete açılmış.

Bu eseri gördükten sonra kahvaltı faslına geçiyoruz.

İznik’e eğer sabah saatlerinde gittiyseniz, deniz kenarında güzel bir kahvaltı yapabileceğiniz bolca mekân var. Ayasofya’dan göl kenarına inen yol boyunca ilerleyerek kahvaltınızı burada bulunan restoranlarda yapabilirsiniz. Kahvaltınızı yaptıktan sonra, sahil şeridine inme vakti.

Şimdi, İznik Gölü’nün eşsiz sahil şeridi boyunca yürüyebilir, Türkiye’nin en büyük beşinci gölünün rahatlatıcı havasını soluyabilirsiniz. Ayrıca küçük bir not… Göl üzerinden Orhangazi’ye feribot seferleri düzenleniyor. Dilerseniz feribot seferleri sayesinde, kısa bir göl turuna çıkabilirsiniz.

Kahvaltınızı yaptınız, göl boyunca sabah yürüyüşünüze devam ediyorsunuz. “Tabelası var ama kendisi yok.” manşetiyle bir döneme damga vuran “Senatüs”e diğer adıyla “Senato Sarayı”na gitmek istiyorsunuz. Sahil şeridi boyunca sağa doğru ilerleyin. Tabii ki bir saray ile karşılaşmayacaksınız. Çünkü, İncil’in tasnif edildiği bu bina uzun yıllar önce büyük bir depremde yıkılmış. Bugün için Senato Sarayı’nın nerede olduğu muamma… Evet, tabelasını görüyorrsunuz ama kendisini bulamıyorsunuz. Ama yine de “Senato Sarayı”nın bulunduğu iddia edilen yere doğru ilerleyin, burada göle karşı oturup gölün sakin dalgalarını dinleyin. Arkanızı göle döndüğünüzde karşınıza birkaç balık restoranı çıkacak, burada İznik’in simgesi hâline gelen “yayın balığı”nı afiyetle yiyebilirsiniz. Ancak sizi uyaralım, bu balık kılçıksız, nispeten yağlı ve yumuşak etli bir balık. Eğer bu kıvamdaki balıkları sevmiyorsanız hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz.

Şimdi, sahil şeridinden uzaklaşıp şehrin içlerine doğru ilerleme vakti…

İznik denilince akla gelen önemli kavramlardan biri de çini. İlçedeki “Nilüfer Hatun Çini Çarşısı”nı gezmeden olmaz. Burada binbir renkte ve desendeki geleneksel İznik çinileri ile tanışabilirsiniz. Alışveriş yapmak size kalmış. Bu çarşıya giderken yol üzerinde, Hacı Özbek Camii (y. 1333) ile karşılaşacaksınız. Bu camii, tarihimiz açısından önemli: Burası kitabesi bulunan ilk Osmanlı camisi. Caminin 20-30 metre ötesinde tasavvufi Türk edebiyatının önemli kalemlerinden Eşrefoğlu Rumi’nin mezarı var. Bu mezarın yanına, eskitme usulüyle Eşrefoğlu’nun anısına estetik bir neo-klasik cami inşa edilmiş. Görülmeye değer.

Çini Çarşısı’nın bulunduğu yol boyunca karşınıza çıkacak bir diğer mekân Fatih’in ünlü veziri Çandarlı Halil Paşa’ya ait türbe… Bu türbeyi geçtiğinizde karşınıza, ihtişamlı bir kent kapısı çıkıyor: Lefke Kapısı. Bu kapının çapraz yönlerinde kilometrelerce uzanan şehir surlarını görüyorsunuz. O anda kendinizi Orta Çağ’da hissetmiş olabilirsiniz. Çünkü biz, biraz öyle hissettik. Lefke Kapısı, iltisakındaki yatay surlar ve muhafaza kuleli burçlarıyla Bitinya Dönemi mimarisinin güzel bir örneği. Eserin üzerinde, birçok Grekçe kitabe mevcut. Ayrıca kapının arka tarafında ekleşik bir antik su yolu var.

Lefke Kapısı’ndan çıktıktan sonra, hemen bu yerin karşısındaki geleneksel İznik kahvesi dükkânlarında soluklanabilirsiniz. Buradaki kahve dükkânları kokularıyla zaten sizi içine çekecektir.

İznik Yeşil Cami

İznik Yeşil Cami

Kahvenizi içtikten sonra, “Yeşil Cami”ye doğru yol alın. Erken dönem Osmanlı mimarisinin en özel camilerinden birine şahit olacaksınız. Gövde ile birleşik mimari tarzında, Orta Asya Türk geleneğinin otak çizgilerine tanıklık eden bu cami, hem estetik hem de çok mütevazi. Emin olun, gördüğünüz diğer camilerden çok farklı. Kabartmaları ve çini minaresi ile İznik’e geldiyseniz görmeniz gereken bir yer. Bu caminin hemen yanında, İznik Müzesi var. Burası aslında Nilüfer Hatun İmarethanesi. Haftasonu geldiğimiz için bu müzeyi ziyaret edemedik. Ancak şunu söyleyebilirim ki, bu imarethane; estetik zevk bakımından büyük bir mimari tasarıma sahip. İmarethanenin bahçesinde, şehrin çeşitli dönemlerinden kalma lahitler, kabartmalar, heykeller vb. bulunuyor.

Antik bir kent olur da, bu şehrin tiyatrosu olmaz mı? İznik’in en özel yerlerinden biri de “Roma Tiyatrosu”. Bu tiyatro yakın zamanda oldukça bakımsız ve yarısı toprak altında bir durumdaymış. Bizim ziyaretimizde, tiyatroda tadilat vardı. Bu güzel bir haber, sanırım bir sonraki ziyaretimizde karşımızda daha bakımlı bir tiyatro bulacağız.

Bir günlük gezimizde ziyaret imkânı bulamadığımız: Rüstem Paşa Hanı, İsmail Bey Hamamı, Sarı Saltuk Türbesi, Trifon Kilisesi gibi mekânları siz gezinize ekleyebilirsiniz.

Bol seyahatler.

Gezgin Simit

 

Both comments and pings are currently closed.

Yorumlara Kapalı.

Powered by Webmaster Forum