Tutunamayanlar (Oğuz Atay)

Tutunamayanlar

Tutunamayanlar, Türk edebiyatı tarihinin en önemli eserlerinden biri. Eser, Türk edebiyatında ciddi manada ilk postmodern deneme özelliğini taşıyor. Bu nedenle, olay örgüsü ve gerçeklik modernist roman sınırlarından uzaklaşmış, âdeta ufalanmış. Romanda bildiğimiz tarzda bir olay örgüsü bulmak imkânsız. Metinler arasılık tekniği, postiş ve leitmotifler sayesinde roman, gerçeğin yıkılışına tanıklık ediyor.

Romanda, gerçekte doğru olmadığını bildiğimiz birçok bilgi var. Örneğin Gogol’un intiharından bahsediliyor. Aslında Gogol’un intihar etmediği biliniyor. İşte, edebiyatın gerçekle ilişkisini ortaya koyan güzel örnekler bunlar. Edebiyat ne bir haber getirici ne de bir eğitimcidir. Anlatıcı, realiteyi ortaya koymak gibi bir sorumluluk hissetmemelidir. Anlatının en önemli kamçılayıcıları ironi ve çarpıtmadır. Bu iki sihirli kavram postmodern romanın okunduğu anda estetik bir hazza ulaştırmasını sağlar. Artık geleneksel ve modern olan yıkılmıştır. Olay gerçeğin içine gömülmüş, kaybolmuştur. Tabii bu romanda realitenin tamamen kaybolduğu anlamına gelmez. Romanın gerçeği kendi içerisinde tutarlılık gösteren bir boyuttur. Boyutlar arasındaki zıtlıklar ve yanlışlar, küçük bir “hikâye içerisinde hikâye” ile giderilebilir.

“Tutunamayanlar” romanında intihar eden Selim’in ölümünden sonra Turgut Özben’in yaşadıkları anlatılıyor. Gerek Selim gerek Turgut gerekse diğer karakterlerin ortak noktası; modern dünyanın ikiyüzlülüğü ile başa çıkamayan insanlar, tutunamayan kişiler olmaları. Romanın 254. sayfasında bu durum şu şekilde dile getiriliyor: “Gerçekle düş birbirine karışıyor, yalanın nerede bittiğini anlayamıyoruz. Tutunacak bir dalımız kalmıyor. Tutunamıyoruz.”

Burada bahsedilen tutunamayan kitle, hayatı boşlayıp düşünmeden yaşayan insanlar değildir. Tam aksine, düşünmeyi düşündüren acıların ortaya çıkardığı bir zümredir bu. Ancak bir gerçek vardır. İnsan ne kadar düşünürse düşünsün hiçbir zaman dünyanın insanı baskılayan çeperi yok olmayacaktır. Tutunamayan zümrenin temel özelliği, anlamın bir işe yaramadığını düşünüp anlamsız ve absürt olanı seçmektir. Romanın 631. sayfasında bu durum şöyle anlatılıyor: “Bu deftere anlamsız sözler yazmak istiyorum artık. Aklımı kullanmaktan ve anlaşılmaya çalışmaktan bıktım. Hiçbir zaman da anlamlı olmayı becerebildiğimi sanmıyorum.”

“Tutunamayanlar”da ön plana çıkan bir diğer özellik, iç seslerin çok iyi bir şekilde kullanılıp Olric gibi bir “id”, “ego” çarpışmasını simgeleyen karakterin romanda yer almasıdır. “Tutunamayanlar” süperegolarını yok etmeye çalışan kişilerdir. Ancak bu süperegonun yok olmasının kendilerine sağlayacağı yarar-zarar konusunda da kararsız kalmışlardır. Bunun için romanın geneline sinmiş derin bir gerilim vardır. İnsani şablonlar ve toplum şablonları arasındaki derin farklar, anlatıcının zihninde büyük dengesizlikler oluştrmaktadır. Anlatıcı, sürekli bir bekleme hâlindedir. Bazen korkuyu, bazen ölümü, bazen ne olduğunu bilmediği bir duyguyu beklemektedir. Ancak bir gerçek vardır ki, beklediklerinin hiçbiri gerçek bir tahayyül değildir. Biri hariç: Ölüm.

Atay’ın hayat hikâyesine baktığımızda, onun hayatında yaşadığı sağlık sorunlarının bu romanda da kendini gösterdiği anlaşılmaktadır. Atay, hastalığı konusunda bir hayli bilgi sahibi olmalı ki, romanındaki umutsuzca beklenti tiratlarında, uzun uzun tıbbî terimlerden yararlanmaktadır. Belli ki, ölüm korkusu onda tarifi mümkün olmayan bir hissiyat uyundırmaktadır. Bu anlamlandırılamayan dünyadan sessiz bir kaçıştır. Kitabın 613. sayfasında bu durum şöyle anlatılır: “İyileşmek istemiyorum. Artık bu kadarını ümit edemiyorum. Göğsümde sıkışıp kalmış korkuyu atabilsem yeter bana.”

Tutunamayanlar için dünya bir eziyet yuvasıdır. Anlatıcı bu durumu şu sözlerle dile getirir: “Yüzünüze bakar bakmaz, gözlerinizin ifadesinden, size eziyet etmenin onlar için faydalı olacağını görüyorlar.” (s. 661) Tutunamayanlar, aslında dünyayı önemsemez gibi görünseler de; bu kabullenilmiş bir çaresizlikten başka bir şey değildir. Bu durum yer yer kendini gerçekleştiren bir kehanet hâline gelir. Ancak, diğer insanlardan olaylar karşısında alınan en ufak bir tepki, bu insanlar için önemlidir: “Söyler söylemez unuttuğumbir sözün onu aylarca ilgilendirmesinden gururlandım.” (s. 666)

Yazımızı, Atay’ın romanın 671. sayfasındaki şu sözleriyle bitiriyoruz. Gerisi size kalmış…

Biri yüzüme bakıp acıklı şeyler anlatacak diye titriyorum.”

Ensar KILIÇ
(Bu yazının tüm hakları simitcay.com’a ait olup, yazı izinsiz kullanılamaz.)

Both comments and pings are currently closed.

Yorumlara Kapalı.

Powered by Webmaster Forum