Hoca Neş’et

YAŞAMI – EDEBÎ KİŞİLİĞİ – ESERLERİ – ŞİİR ÖRNEKLERİ

A- Yaşamı

Hoca Neş’et adıyla tanınan Süleyman Neş’et Efendi, İstanbul asıllı olup padişahlara yakınlığı ile bilinen ve Enderun’da eğitim gördükten sonra kendisine divan hocalığı verilen, “Enderunlu Şairler, Hattatlar ve Musiki San’atkârları Tezkiresi” adında bir eseri de bulunan Ahmed Refi’ Efendi (ö.l750)’nin oğludur. Dedesi ise 1699’da ölen Mehmet Efendi’dir. (Güzelyüz, 1997: s. 167) Neş’et 1735’de babasının sürgüne gönderildiği Edirne’de dünyaya gelmiştir. Babası tarafından doğumuna -ebcet ile- şu tarih düşülmüştür:

Hudâyâ iki âlemde aziz eyle Süleymân’ı (Muallim Naci, 1992: s. 76)

Refi’ Efendi’nin sürgün yıllarında bestelediği bir şarkı padişahın kulağına gitmiş ve bu dokunaklı şarkı sayesinde Refi’ Efendi affedilmiştir. Daha sonra kendisine Haftan Ağalığı verilmiş ve Hicaz’a gönderilmiştir. Refi’ Efendi buraya giderken henüz erinlik yıllarında olan oğlu Süleyman’ı da yanında getirmiştir.

Süleyman Neş’et, ilk gençlik yıllarında babasını kaybetmiştir. Bu ölümden sonra kendini Mevlânâ’nın eserlerine adayan Süleyman Neş’et, Mesnevî ve Farsça öğrenmeye başlamıştır. İran çevresinde şairliği ile bilinen Hekim Aymanî’den dersler almış ve böylece Fars şiirini tanıma fırsatı bulmuştur. Ancak gelişimi için en büyük yardımı Cûdî Efendi’den görmüştür. Cûdî Efendi ona bir yol gösterici olmuş ve bir mahlasname ile Neş’et mahlasını almasını sağlamıştır:

Gayret-i tıyneti sarf et eser-i eslâfa
Mahlâs-ı ma’rifetün ola cihânda Neş’et (Muallim Naci, 1992: s. 76)

Kısa zamanda şairlik vasıfları ve bilgisiyle saray çevresinde aranan bir kişi hâline gelen Süleyman Neş’et, döneminin en büyük Farsça bilginlerinden biri olmuştur. Hatta kaynaklarda belirtildiği üzere birçok şair onun öğrencisidir. Neş’et on altı öğrencisine yazdığı mahlasları Divân’ına eklemiştir. (Genç, 2006: s. 318) Şeyh Gâlib de bu öğrencilerden biridir. Mehmet Nur DOĞAN bu durumu şöyle anlatır:

“Farsçası ve Fars edebiyatındaki derin bilgisiyle tanınan ve zamanının genç şairlerine Farsça dersleri veren, bu yüzden de “hoca’’ lakabıyla tanınan Hoca Neş’et’in derslerinden yararlanmıştır. Hoca Neş’et genç yaşta şiir söylemeye başlayan öğrencisi için uzun ve övgü dolu bir mahlasname yazarak ona “Es’ad’’ mahlasını vermiştir.” (DOĞAN: 22)

Hoca Neş’et, şairliğinin yanında nüktedan bir kişidir. Dönemindeki kayıtlarda adının birçok fıkraya konu olması bunu açıkça ortaya koyar. İstanbul’un Molla Gürani Mahallesi’ndeki evini âdeta bir medreseye çeviren sanatkâr, şairliğinden çok hocalığı ile tanınır olmuştur. Ayrıca babasından kendisine kalan zeamet nedeniyle Rus savaşına katılmış ve gazi olmuştur. İstanbul’a geldikten sonra da sürekli asker kıyafetleriyle dolaşmayı tercih etmiştir. (Horata, 2009: 159)

Hoca Neş’et, 1754’te Ragıb Mehmed Paşa saclarete geçince, onu ziyarete gelen Bursalı Şeyh Mehmed Efendi ile tanışarak, onun etkisiyle Nakşibendi tarikatına girmiş ve ondan zahiri ve batıni ilimler öğrenmiştir. Mehmed Emin Efendi Bursa’ya döndükten sonra da onunla mektuplaşarak dostluğunu sürdürmüştür. (Güzelyüz, 1997: s. 169)

Hoca Neş’et, 1808’de 72 yaşındayken vefat etmiştir. Sürûrî onun ölümüne şu tarihi düşmüştür:
Neş’et Efendi göçdü cihân ola menzili (Muallim Naci, haz. Kurnaz; 1987: s. 79)

B- Edebî Kişiliği

Hoca Neş’et, iyi bir şairden çok entelektüel birikimi ile etrafına ışık saçan bir usta olarak görülmüştür. Dönemindeki birçok genç şair onun Molla Gürani’deki evinde yetişmiş, Farsçasını ilerletmiştir. Bu açıdan baktığımızda Hoca Neş’et klasik Türk edebiyatı için önemli bir isimdir ancak mutasavvıf Molla Abdurrahmân-ı Cânû (1414-1492)’nun Arapça mülemmalı Farsça naatına yazdığı tahmis dışında, yüksek edebî bir akıcılık yakaladığı pek fazla şiiri yoktur. (Coşan: web) Gazelleri yer yer renkli hayalleri anlatsa da vasat bir edebî zevkin üzerine çıkamaz. Bu konuda Muallim Naci şu düşünceleri paylaşır:

“Divanı için söyleyiş ve mana bakımından noksanlar mecmuasıdır denilebilir. İfadesi tutuktur. Bazen oldukça güzel sözler söylese de bunları tesadüfi olarak söyler. Talebelerinden pek çoğu şairlikte kendisini geçmiştir. Mesela Şeyh Galîb ile onun arasındaki mesafeyi tayin eylemek gerçekten zordur. Hocalık başka, şairlik yine başkadır.” (Faik Reşat: s.313) Yine tarihî kaynaklarda, Hoca Neş’et’in şiirini geçtiğinin farkında olan bir çok öğrencisinin ona olan saygısını hiç kaybetmediği, onu büyük bir hoca olarak görüp hürmet ettiği bilinmektedir. Hatta başta Şeyh Gâlib olmak üzere Senîh, Enderunlu Fâzıl, İzzet Molla, Bursalı Mehmet Emin ve Leylâ Hanım onun şiirlerini tahmis ve tanzir etmiştir. Bu durum, Hoca Neş’et’in döneminde hürmet gören bir kişilik olduğunu göstermektedir. (İsen: s. 192)

Neş’et edebiyatımızda mahlasnameleri ile bilinen bir şairdir. Hoca Neş’et, bu manzumeleri gelişmiş bir edebi tür hâline dönüştürmede büyük bir başarı elde etmiştir. Bunda özellikle kaside geleneğinde meydana gelen değişme ve itibar kaybının etkisi söz konusu olmuştur. Çünkü Dîvân’ında methiye kastıyla bir şahsa yazılmış kaside mevcut olmayıp buna karşılık yetiştirdiği genç şairlere verdiği 16 mahlasname mevcuttur. (Genç, 2006: s.317) Neş’et Dîvân’nında kasidelere yer vermediği gibi onun Dîvân’ında methiyelere de rastlanmaz. Dîvân’ında methiye bölümleri olmadığından bunun yerine mahlasnameler ile birleştirilmiş nasihat bölümlerine yer verilir. Bu da Neş’et’in yol gösteren kişiliğini ortaya koymaktadır. Onun yüksek Farsça bilgisi Türk edebiyatının en büyük yapıtlarından olan “Hüsn ü Aşk”a kadar uzanmıştır. Kaynaklarda Neş’et’in Farsçanın inceliklerini anadili Farsça olan kişilere dahi öğrettiği yazılmaktadır. Böyle bir durumda, Farsça eserlerin büyük bir kısmına vâkıf olan Neş’et’in Fars mitolojisine dair anlattığı hikâyeler ile Gâlib gibi genç şairlerin ufkunu açtığı ortadadır.

Hoca Neş’et gerek yaşam tarzı gerekse bilgisiyle dönemindeki entelektüel çevrede herkesin sevgisini kazanmayı başarmıştır. Öyle ki İstanbul’u ziyaret eden Avrupalı bilginlerin bile onun edebî sohbetlerine katıldığını bilmekteyiz. Bu durum, Hoca Neş’et’in ne denli büyük bir bilgi hazinesine sahip olduğunu göstermektedir. İşte bu bilgi hazinesi, öğrencilerinin eserlerinde kuvvetli bir biçimde can bulmuş; Neş’et’in düşünüşü Hüsn ü Aşk gibi mesnevilerde vücut bulmuştur. Onun hocalık yönünü bilen kişilerin, Şeyh Galîb’in henüz yirmili yaşlarının başında klasik edebiyatımızın en büyük yapıtlarından birini meydana getirmesine şaşırmaması gerekir. Çünkü Galîb, uzun bir süre Hoca Neş’et’den dersler almış; sadece Doğu dünyasına özgü motifleri değil, dönemin zevk ve anlayışına uygun tüm mitolojik/dinî bilimlerini öğrenmeye çalışmıştır. Hüsn ü Aşk bunun en büyük kanıtıdır. Hüsn ü Aşk’ın içerisinde Doğu dünyasının ortak kültürel mirasını içeren birçok özellik vardır. Ancak bunun yanında eserin Yunan mitolojisine kadar uzanan geniş bir yelpazeye sahip olduğu unutulmamalıdır. Örneğin, bu eserin içerisinde geçen Aşkar adlı at; özellikleri bakımından “Pegasus”u andırmaktadır.

Hoca Neş’et, çok derin bir tasavvuf bilgisine sahiptir. Afganistan, Pakistan ve Tacikistan coğrafyasını yüzyıllarca etkilemiş olan Hintli sufî Mirzâ Abdülkadir Bîdil Dehlevî’in “Tûr-ı Ma’rifet “ adlı eserini temele alarak ondan daha güzel bir eser meydana getirmeye çalışması, kuşkusuz onun tasavvuf bilgisini kanıtlamaktadır. Bu da yetiştirdiği şairlerin zihinlerinde yer edinen renkli Fars mitolojisi ve dinî-tasavvufi görüşün oluşmasında çok etkili olmuştur.

Belki de döneminin en büyük Farsça hocalarından biri olmasına rağmen sanatçının dili dönemi ile paraleldir. Farsça tamlamalara bolca başvurur ancak Farsça sözcüklere aşırı bir eğilim göstermez. Aşağıdaki mısrada görüldüğü üzere oldukça yalın bir dille yazılan dizelerine de rastlanabilir:

Hasretle gözüm yaşı ki zîb-i çemen oldı (Gibb, haz. Çavuşoğlu, 1997: s. 414)

Hoca Neş’et şiir dilinin aşırılıklardan uzak olması gerektiğini savunur. Hatta, hiciv ve mizahı çirkef olarak nitelendirir ve bunlara benzer türlerde şiirler yazmaktan çekinmek gerektiğini söyler. (Mermer, Keskin, 2005: s. 40) Kelime kadrosu dönemin standart divan diline uygundur. Özellikle gazellerinde bolca telmih sanatına başvurur. Neş’et’in şiirlerindeki telmih ögelerinin bu denli fazla olması araştırmacıların da ilgisini çekmiş ve Senekçi (2013) tarafından “Hoca Neş’et Dîvân’ındaki Telmih Unsurları” adlı bir makale yayımlanmıştır. Neş’et’in şiirlerinde, kendisinin derin entelektüel birikiminin izlerine rastlanır.

Yakub-ı gam u Yusuf-ı Kenân-ı firâkın
Âlem bana zindan ile beytü’l-hazen oldı (Gibb, haz. Çavuşoğlu, 1997: s. 414)

Yukarıda bahsettiğimiz birikimi sayesinde 18. yüzyılda bir “üstat“ olarak derin izler bırakan Hoca Neş’et, döneminin en sevilen edebiyat simalarından biri olmayı başarmıştır. Sanatçı bilgisi ile Eflatun ile kıyaslanacak kadar takdir görmüştür. Örneğin Kethüdâzâde Ârif, yazdığı bir gazelden sonra Hoca Neş’et’i övmek için şu beş beyti söylemiştir:

Mağzımız bilmem bizim ‘akreb mi sokdı ‘Ârifâ
Çerh-ı mînâ-fâmdan tiryâk-i şefkat bekleriz

Hazret-i üstâd Neş’etdir devâ-sâz-ı cihân
Sanma Eflatun’dan dârû-yı illet bekleriz

Sîmden keçkûl ile feyz-i ricâ eyler felek
Bir bölük bî-çâreyiz hem biz de nevbet bekleriz

Neş’e-baḫş bezm-i iclâlinde yok derd-i humâr
Şâd u handândır çıkan bir bâb-ı devlet bekleriz

Bir gülsitân-ı safâ-ender-safâdır meclisi
Nûr-sân goncayız hep cây-ı rif’at bekleriz

Lihye-gâh-ı hazret-i Peygamberîde dâimâ
Dest açup hakka du’âsında icâbet bekleriz (Gök, 2012: s. 25-26)

C- Eserleri

Hoca Neş’et’in bugün bildiğimiz altı eseri vardır. Bu eserler şunlardır:

a. Divan: Hoca Neş’et’in Dîvân’ı 4 naat, 16 mahlasname, 3 kaside, 7 manzum hikâye, 25 musammat, 25 tarih düşürme beyti ve 134 gazelden oluşmaktadır. (Güzelyüz, 1997: s. 170) Bulak’ta basılan bu divanın 16 yazma nüshası vardır. Bu nüshalar Süleymaniye Kütüphanesi, İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, Millet Kütüphanesi, Divan Edebiyatı Müzesi ve Atatürk Üniversitesi Kütüphanesi’nde bulunmaktadır. Eserin düzenlenmesi ve yayımlanması; Hoca Neş’et hayattayken öğrencilerinden Pertev tarafından yapılmıştır.

Neş’et’in Dîvân’ındaki en dikkat çeken şiirleri naatları ve mahlasnameleridir. Edebiyatımızdaki en önemli “lider tiplerinden biri olan Neş’et” döneminin önemli şairlerinin yetişmesinde etkili olmuş ve yetiştirdiği şairlere birer mahlas vermiştir. Bunu yaparken de öğrencilerine mahlasnameler yazmış, bu mahlasnamelere de divanında yer vermiştir. Neş’et’in edebî değer taşıyan en önemli şiirlerinin ise “naatları” olduğu konusunda bir düşünce birliği vardır. Onun “biçimde kalmakla” eleştirilen şiirindeki bu hava naatlarında yerini akıcı ve anlam yoğunluğuna kavuşmuş söyleyişlere bırakır. Özellikle Molla Abdurrahmân-ı Cânû’nun mülemmasına yaptığı tahmis Dîvân’ın edebî değeri en yüksek parçalarından biridir.

Neş’et’in bir diğer önemli özelliği ise müsemmen ve muaşşer gibi uzun nazım biçimlerinden de yararlanmasıdır. Bu onun şairlik hissi çok kuvvetli olmasa da teorik olarak bilgi seviyesi yüksek bir sanatçı olduğunu göstermektedir. Öğrencisi Şeyh Gâlib, Fuzûlî, Bâkî, Koca Râgıp Paşa ve Nâbî gibi şairlere de nazireler ve tahmisler söylemiştir. Gazellerinde yer yer düşünüş ve hissediş bağlamında başarılı örneklere de rastlanır. Şairin divanında bu beyitler çok sayıda olmasa da, bu duyuş ve hissediş bir nevi öğrencisi Şeyh Gâlib’in söyleyişinde olgunluğa erişecektir.

Neş’et’in kasidelerinde özellikle şitaiyyeler (kış övgüsü) önemli bir yer tutar. Yine canlı doğa tasvirlerine yer verir. Kasidelerinde en çok geçen mekânlar ise Bebek semti ve Boğaziçi’dir. (İsen: s.192) Ayrıca köprü, çeşme, saray vb. yapıların yapımının tamamlanmasından sonra birçok tarih manzumesi kaleme alan Hoca Neş’et, Dîvân’ında yer verdiği bu ögelerle tarih bilimi açısından da önem taşımaktadır.

Hoca Neş’et Dîvân’ı, yazılış tarihini belirten bir tarih düşürme ile bitmektedir:

Cevherî harf ile tahrir iderken Pertev
Didi tarihini Divan-ı Şerif-i Neş’et (Oğraş, 2007: s. 658)

b. Tûfân-ı Ma’rifet: Hoca Neş’et’in tarikat ve tasavvuf üzerine yazdığı eseridir. Eser, manzum ve mensur olarak kaleme alınmıştır. Özellikle gazel, mesnevi ve rubaileriyle tanınan Hindistanlı şair Bîdil Dehlevî’in Tûr-ı Ma’rifet adlı eserinden daha güzel bir yapıt ortaya koyabilme amacıyla Neş’et tarafından yazılmaya başlanmıştır. (Gould, 2013: web) Dili Farsçadır. Bu eseri, belli bir düzeye gelmiş tasavvuf ehline hitap eden bu eserin daha geniş bir kitle tarafından okunup anlaşılması için, Hanif İbrahim Efendi (ö.1217 /1802), Hoca Neş’et hayatta iken tercüme ve şerh etmiştir. (Güzelyüz, 1997: s. 170-171) Tufan-ı Ma’rifet’in çeşitli kütüphanelerde 10 adet nüshası vardır.

c. Tercüme-i Du Beyt-i Molla Câmî: Hoca Neş’et’in oldukça ağır ve secili bir düzyazı ile kaleme aldığı eseridir. Eserde, Molla Câmî’nin iki adet beyiti geniş bir biçimde tasavvufi görüşler ışığında açıklanmıştır. Yazar yer yer kendi tasavvufi görüşlerini de belirtmiş; açıklamalarda anlamı kuvvetlendirmek için ayet, hadis ve kıssalardan yararlanmıştır. Tercüme-i Du Beyt-i Molla Câmî, Hoca Neş’et’in ölümünden sonra 1847’de İstanbul’da basılmıştır. (Güzelyüz, 1997: s. 170-171)

d. Mesleku’l-Envâr ve Menbau’l-Esrâr (Tercümetü’l-‘Işk ):

Süleymaniye ve İstanbul Üniversitesi kütüphanelerinde birer yazma nüshası bulunan bu eser, Nakşibendi tarikatının esasları ve yapısını anlatmaktadır. Muhammed Nakşibendî tarafından “Mesleku’l-Envâr ve Menbau’l-Esrâr” adıyla kaleme alınan bu eser Hoca Neş’et tarafından Osmanlı Türkçesine “Tercümetü’l-‘Işk” adıyla çevrilmiştir. Edebî yanından çok öğretici yanı daha baskın olan Tercümetü’l-‘Işk, sanatçının mensup olduğu tarikata bağlı olarak kaleme aldığı bir eserdir. (Karahan, 1977: s. 206; Güzelyüz, 1997: s. 71-72)

e. Muharrerât-ı Husûsiyye-i Neş’et: Hoca Neş’et’in yazışmaları ve mektuplarından oluşmaktadır. Eser varaklar hâlindedir. Bilinmeyen bir kişi tarafından toplanarak bir araya getirilen bu mektup ve yazışmalar; İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’nde bulunmaktadır. (Güzelyüz, 1997: s. 71)

Ç- Şiirlerinden Seçmeler

Gazel 1 (Gibb, 1997: s. 414-415)

(Mef’ûlü mefâîlü mefâîlü feûlün)

Hasretle gözüm yaşı ki zîb-i çemen oldı
Rum illeri kühsâr-ı Bedahşân u Yemen oldı

Bir hâne-i beduş bülbül-i mehcûr-ı hayâlim
Gurbetde bana zîr-i cenâhım vatan oldı

Yakub-ı gam u Yusuf-ı Kenân-ı firâkın
Âlem bana zindan ile beytü’l-hazen oldı

Kâle gele tâ gurbet ü firkatdeki hâlim
Sînemde benim şerhalarım hep dehen oldı

Vâdi-i firak içre ki Yakub-ı hazînim
Yusuf mintan nâmeleri pîrehen oldı

Bilsem bana mı yohsa bu dem cümle cihânın
Şevk ü tarabı renc-ı belâ vü mihen oldı

Neş’et vatanım hâne-i zeyn-i yâr hem-âguş
Seyfî dinilir nâmına bir sîm-ten oldı

Gazel 2 (Gibb, 1997: s. 415)

(Mef’ûlü fâilâtü mefâîlü fâilün)

Âdab-ı aşk âşıka ancak niyaz imiş
âyîn-i şevk dil-ber-i tannâza nâz imiş

Gerden-firâz-ı hâhiş-i murgân- devletin
Evc-i himemde uçsa dahi yine kaz imiş

Kebek hıramı dâmen-i küh-sâr-ı işvenin
Nahcîr-gâh-ı cân u dile şâhbaz imiş

Çok hüsn ü ân cazibesi olanın dirîg
Îmân ü dîn ü merhameti gâyet az imiş

Pervâne-i tecellî-i dîdârı şem’-anun
Sûz u güdâzı anladıgım hep niyâz imiş

Benzer ki sûr-ı bang-i horos-ı seher-gehi
Yâ Rabb firâk-ı şâmı ne tûl u dırâz imiş

Bu neş’et-gehde Neş’et-i nâkâma dâd-ı Hak
Mest-i muhabbet olmagile imtiyâz imiş

Gazel 3 (Şardağ, 1976: s. 206)

(Mef’ûlü mefâîlü mefâîlü feûlün)

Serçeşme-i re’yiz dil-i şeydâda nihânız
Biz âb-ı zülâliz tih ü deryâda nihânız

Biz bahşederiz ehl-i dile, girye vü hande
Ol neş’e biziz sâgar-ı sahbâda nihânız

Mâhiyyetimiz vüs’at-i meşrebde nühüfte
Mecnûnlarız sâha-yi sahrâda nihânız

Gavvâs bilür bizdedir ol gevher-i maksûd
Ummân-ı diliz mevce-i hârâda nihânız

Yârân ne zaman olsa bulurlar seni elbet
Neş’et biz o sırrız ki süveydâda nihânız

Gazel 4 (BTK, 2000)

(Mef’ûlü mefâîlü mefâîlü feûlün)

Bîmâr-ı mahabbet olana derd devâdır
Hûnâb-ı sirişk dem-i aşk ayn-ı şifâdır

Derd-i serinin sandalı hûn-ı ciger olsun
Bîmâr-ı gam-ı aşk ki muhtâc-ı devadır

Dermân-pezîr olmadı gitdi dil-i bîmâr
Yâ çektiğimiz nâz-ı tabîbân ne belâdır

İhvânda bir bûy-ı hakîkatle gelir yok
Peygâm-res-i gülbün-i ahzân-ı sabâdır

Germ-ülfet olan Neş’et ile şimdi teb ancak
Âmeşüd eden dergehine subh u mesâdır

Gazel 5 (BTK, 2000)

(Feilâtun feilâtun feilâtun feîlün)

Bir dil almağa gelir leşker-i müjgân saf saf
Elde şemşîr nigeh-i arbede-cûyan saf saf

İltifat eyleyemem gayriye ey gayret-i hûr
Cennet içre dizeler karşıma gılmân saf saf

Dil-i uşşâkı gören Ka’be-i kûyunda sanır
Hâcıyân vakfededir cümleten uryan saf saf

Sen şeh-i memleket-i hüsn ü bahâsın zâhir
Ceyş-i hûban durur bezmine dîvân saf saf

Neş’etâ kadrini ol demde bilir ahbâbın
Himmet için geleler kabrine rindân saf saf

Gazel 6 (BTK, 2000)

(Mefâilün feilâtün mefâilün feilün)

İzâle-i gam ü emdûhuma bahâne mi yok
Figân u âh-ı ciger-sûz-ı âşıkâne mi yok

Telâş-ı va’d-ı visâle sebeb nedir bilmem
Yalan mı yok güzelim özr-i ârifâne mi yok

Şarâb-ı derd-i firâkın sirişk-i hûnînim
Humâr-ı subh-ı safâda mey-i şebâne mi yok

Remîde mi acabâ âhuvân-ı Çîn-i cûnun
Güzel mi yok bilemem nâz-ı nâzikâne mi yok

Bu murgzâra tenezzül muhâldir yohsa
Hümâ-yı tab’ıma Neş’et bir âşiyâne mi yok

Gazel 7 (BTK, 2000)

(Feilâtün feilâtün feilâtün feilün)

Kılıcı kanlı eli kanlı delikanlı güzel
Çeşm-ı cellâdı yaman cân alıcı kanlı güzel

Kahramân-ı nigehi gibi Celâlî-meşreb
Bir levendâne revişlü keleş Osmanlı güzel

Şehr-âşûb-ı zamân şöhre-i âfâk-ı cihân
Mâh-ı Ken’ân gibi şöhreti var şanlı güzel

Çeşm ü ebrû ve leb ü hâl-i ruhunda söz yok
Vasf-ı hüsnün diyemem câzibeli anlı güzel

Ceyş-i hûbânun odur şimdi sipehsâlârı
Neş’et ol devlet ü ikbâl ile ünvânlı güzel

Gazel 8 (BTK, 2000)

(Fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün)

Gamzeler kan dökmede şîr-i siyehdir her biri
Deşt-i sevdâda sefîd âhû-nigehdir her biri

Her habâb-ı hûn-ı dil bir meşhed-i sultân-ı gam
Kerbelâ-yı derd-i aşka hayme-gehdir her biri

Öyle bir mihr-i cihân-tâb-ı sipihr-i cânsın
Kemterin zerrâtın mihriyle mehdir her biri

Râstdır tâ âsûmân-ı nâza hep âhım yolu
Şehsüvârân-ı niyâza şâh-rehdir her biri

Kirm-i şeb-tâb-ı hevâ-yı tab’ zannetme görüp
Âlem-i ülvî şehi zerrîn-külehdir her biri

Hep esîr-i aşk olan âzâdeler Neş’et gibi
Devlet-i dîdâr ile Edhem-sipihrdir her biri

Şâh-zâd-ı tab’ıma bu heft beytim pây-i taht
Heft-iklîm-i suhanda pâdişehdir her biri

Gazel 9 (BTK, 2000)

(Feilâtün feilâtün feilâtün feilün)

Gül-i handân görürüm nâleme her gâh seni
Korkarım bülbül eder âh-ı seher-gâh seni

Gece rüyâda şinâverliğin etdim hülyâ
Gördüm aks-i mehi zan eyledim ey mâh seni

Hâkipâyine revânol yürü ol yürü hâlim arz et
Ey dil-i zâr edeyim eşk ile hemrâh seni

Dest-i takdîr iledir cünbüşümüz pâdişehim
Etdiler gerçi piyâde kulunu şâh seni

Geçmedin gitti ser-i zülf-i suhandan Neş’et
Meger ıslâh ede ol Hazret-i Allah seni

D- Kaynakça

Büyük Türk Klasikleri (2000), C.7, Ötüken-Söğüt Yayınları, s. 100-102: [BTK].

COŞAN, Esat (2009), Türk Edebiyatında Naatler, Akademik Makaleler.

DOĞAN, Muhammet Nur, Divan Şiirinin Son Çınarı, Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, web: http://www.tded.org.tr/images/logo/x/seyh_galip.pdf

Faik Reşat, haz. Şemsettin KUTLU (1975), Eslâf, Tercüman Gazetesi yayınları.

GENÇ, İlhan (2006), Mahlasname ve Kaside İlişkisi Üzerine Bir Mukayese, Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi, Journal of Turkish World Studies,
Cilt: VL Sayı 2, Sayfa: 317-331, İzmir.

GIBB, Wilkinson, haz. Ali ÇAVUŞOĞLU (1997), Osmanlı Şiir Tarihi III-V, Ankara.

GOULD, R. (2013) “Bīdel,” Encyclopedia of Indian Religions. haz. Arvind Sharma. New York: Bahar.

GÖK, Taner (2012), Bir Osmanlı Bilgini Kethüdâzâde Ârif ve Divanı, Türkiyat Mecmuası, C. 22/Bahar.

GÜZELYÜZ, Ali (1997), Hoca Neş’et’in Hayatı, Eserleri ve Ma’rifet’teki Tasavvufi Görüşleri, İlmî Araştırmalar Dergisi, 5, İstanbul.

HORATA, İsmail (2009), Has Bahçede Hazan Vakti, Ankara.

İSEN, Mustafa, Hoca Neş’et, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C. 18, s. 191-192.

KARAHAN, Abdülkadir (1977), “Neş’et” maddesi, Türk Ansiklopedisi, Ankara- v.dd. XXV, 206.

MERMER, Ahmet; KOÇ KESKİN, Neslihan (2005), Eski Türk Edebiyatı Terimleri Sözlüğü, Akçağ yayınları, Ankara.

Muallim Naci, haz. Cemâl KURNAZ (1986), Osmanlı Şairleri, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları: 684

OĞRAŞ, Rıza (2007), Türk Edebiyatında Kitap Yazımına ve Basımına Tarih Düşürme Geleneği, Turkish Studies, International Periodical For the Languages, Türkçe Cilt 2/4 (Sonbahar)

SENEKÇİ, Habip (2013), “Hoca Neş’et Divanı’ndaki Telmih Unsurları”, Hitit Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü.

ŞARDAĞ, Rüştü (1976), Klasik Divan Şiirimiz, İstanbul.

Yayımlayan: Ensar KILIÇ

 

Özet
Ad, soyad
Hoca Neş'et
Meslek
Divan Şairi
Yorum Bırakabilirsin, veya Sitenden trackback verebilirsin.

Yorum Bırak

Powered by Webmaster Forum