John Austin

John Austin

1790’da İngiltere Krallığı’nda doğan John Austin, hukukta maddi delillerin esas alınmasına dair görüşleriyle bilinmektedir. O, Jeremy Bentham tarafından ortaya atılan “yararcılık” felsefesinin geliştiricilerindendir. Onun yayımladığı kitaplar neticesinde, Batı ülkelerinde analitik hukuk prensipleri ortaya çıkmaya başlamıştır. Londra Üniversitesinde verdiği derslerden derlenen notlarıyla o öldükten sonra yayımlanan eserindeki ilkeler bugünkü çağdaş hukuk normları için önemli bir öncü olarak kabul edilmektedir.

Austin, Londra Üniversitesinde hocalık yapmadan önce Napolyon Savaşları’na katılmış ve şansölyenin uhdesinde yedi yıl çalışmıştır. O dönemde yeni kurulan Londra Üniversitesinin ilk hocalarından biridir. Austin’in görüşlerinden etkilendiği Jeremy Bentham, aynı zamanda onun en yakın arkadaşlarından biridir.

Austin, yasaları gerçek bir bilim hâline getirmeyi amaçlamıştır. Bu amaçla, insan üretimi olan tüm yargıları ve ahlak normlarını hukuk sisteminden çıkarmak gerektiğine inanmıştır. Böylece somut ve deneysel bilgilerle kurulu, güçlü bir mekanizma ile işleyen adil bir sistem kurulabileceğini düşünmüştür. Ona göre  toplu yaşamda iktidar ve itaat ilişkisi var olmaya devam edeceği için yasa toplumsal bir gerçeğidir. Bu sebeple, yasa ve ahlak ayrı şeylerdir. Yasa, toplumsal ilişkilerin sınırlarını belirleyen pozitif bir denge unsurudur.

Ona göre insanın toplumdaki davranışlarını belirleyen üç ana yasa vardır. Bunlar:

  1. Tabii yasalar
  2. Ahlak ilkeleri
  3. Kurumsal (devletlerin oluşturduğu) yasalar

olarak sınıflandırılmıştır. Onun bu sınıflandırma temelindeki hukuki tezleri 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarında önemli bir referans noktası olarak kabul edilmiştir. 20. yüzyılın ikinci çeyreğinden itibaren onun tezleri yoğun olarak eleştirilmiştir. Bunda toplum düzeninin devamı için  belirli bir “egemen güç” gerektiği yönündeki görüşü etkili olmuştur. Bazı hukukçular ise onun görüşlerini yeni çağın gereklerinden uzak ve basit olarak nitelendirmiştir.

Austin’in yaşamındaki önemli olgulardan biri de yaşadığı ruhi bunalımlardır. Bu bunalımlı döneminin hemen ardından en önemli eseri olarak bilinen “The Province of Jurisprudence Determined” (Belirlenmiş Hukuk Felsefesi Belgesi) adlı çalışmasını 1832’de yayımlamıştır.  Bu eser yaşadığı dönemde yankı uyandırmamıştır. Onun ölümünden sonra eşi tarafından bastırılan II. baskı hukuk dünyasının ilgisini çekmeyi başarmıştır. Bunun üzerine Austin’in eşi, Austin’e ait ders notlarını derleyerek “Hukuk Felsefesi Üzerine Dersler” adı altında yayımlamıştır.

Yorum Bırakabilirsin, veya Sitenden trackback verebilirsin.

Yorum Bırak

Powered by Webmaster Forum