Türkçenin tarihî dönemlere ayrılmasında hangi ölçütler belirleyici olmuştur?

Türkçenin tarihî dönemlere ayrılmasındaki en önemli ölçütler şunlardır:

      1. Coğrafya: Ana vatanı Orta Asya olan Türklerin farklı coğrafyalara göç etmeleri sonucunda birçok Türk dili arasında farklılıklar ortaya çıkmıştır. Coğrafya farkı arttıkça aynı dili konuşan insanların bir süre sonra anlaşmakta zorlandıkları görülür. Örneğin Sibirya’da yaşayan Saha Türkleri, çok erken dönemde Orta Asya’daki Türk topluluğu ile uzaklaştığı için bugün Sahaların konuştuğu Yakutça, Türkiye Türkçesi ile oldukça farklı bir ses bilgisine sahiptir. Ünlü İslam düşünürü İbn-i Haldun, coğrafya insanın kaderidir, diyerek coğrafyanın insan yaşantısındaki önemini ortaya koymuştur. Bu açıdan bakıldığında farklı coğrafyalarda yaşayan insanların dillerindeki farklılık sadece uzaklıkla açıklanamaz. Coğrafya dilin üzerinde doğrudan etki sahibidir. Örneğin batıya göç eden Oğuz topluluklarının dillerindeki birçok sert yani ötümsüz ses, Anadolu coğrafyasındaki iklimin ve ova şartlarının insan doğasındaki tesiriyle yumuşamıştır. Tag kelimesi dağ olmuş, kitmek fiili gitmek olmuştur. Oysaki Orta Asya’da yaşamaya devam eden birçok Türk boyunun kullandığı Türkçede bu sert sesler hâlâ korunmaktadır. Görüldüğü gibi coğrafi şartlar dildeki seslerin değişmesine etki etmektedir.
      2. Göç: Aslında göç ve coğrafya ölçütleri birbirinin tamamlayıcısıdır. Çünkü coğrafi farklılaşmalar göçün bir sonucu durumundadır. Göç eden insanlar farklı coğrafyalara gittikleri için dilleri de bu coğrafyadan etkilenir. Göç sırasında etkileşim kurdukları kavimlerin dillerini etkiler, onların dillerinden etkilenirler. İnsanlar gittikleri yeni yerlerdeki daha önce bilmedikleri araç-gereç, düşünce, gelenek-görenek vb. durumlar için yeni kelimeler türetmek zorunda kalırlar.
      3. Savaş ve siyasi olaylar: Türk dilinin dönemlere ayrılmasındaki bir diğer ölçüt siyaset ve savaşlardır. Türk tarihi açısından bakıldığında özellikle Moğolların Orta Asya’daki etkinlikleri nedeniyle Türk dilinin büyük değişimlere uğradığını söylemek gerekir. Çünkü Moğol baskısı nedeniyle birçok Türk boyu batıya göç etmek zorunda kalmıştır. Böylelikle yeni siyasi teşkilatlar olan Türk beylikleri kurulmuş ve bu beylikler Anadolu’daki yaşam tarzı çerçevesinde Türk dilinin farklı lehçe ve şivelerinin temelini atmıştırSavaşlar dışında dilleri etkileyen farklı siyasi olaylar da vardır. Tarihin belirli dönemlerinde siyasi otoritenin dillere doğrudan yön verdiği görülebilir. Bu Türkçe için de geçerlidir. 20. yüzyılın başlarına doğru gelindiğinde Türk dilindeki özleştirme çabaları üst seviyeye çıkmıştır. Bu nedenle birçok yabancı kökenli kelime dilden arındırılarak bu kelimelerin yerine Türkçe kelimeler türetilmiştir. Bu bakış tarzı Türkiye Türkçesinin büyük bir değişime uğramasına ve özellikle Osmanlı Türkçesinden büyük oranda farklılık göstermesine neden olmuştur.
      4. Kültürel değişim ve din: Dil kültürün en önemli aktarıcısıdır. Hâl böyle olunca tabii ki kültürdeki değişiklikler dili de etkiler. Hayatımıza giren her yeni icat veya kavram dilde belirli bir ses kümesi ile temsil edilmek zorundadır. Bu durumda dildeki her yeni durum için yeni bir kelime türetilmelidir.Kültürel değişim başlığı altında incelenmesi gereken en önemli iki kavram dil ve kültür dairesi değişimleridir. Her din topluma, kendi hayat felsefesi ile mal olabilir Örneğin İslam dinine giren Türkler yalnızca İslam dinini benimsememiş aynı zamanda İslam dininin oluşturduğu yeni kültürü ve İslam terimleri de Türklerin hayatlarına dâhil olmuştur. Bu durumda İslam dini ile birlikte Türkçeye birçok yeni kavram ve düşünce sistemi girmiştir. İslam dinine giren Türklerin dilinde Arapça ve Farsça, Maniheizm dinine giren Türklerin dilinde ise Sanskritçe kelimelerin çokça olması bu durumun açık bir kanıtıdır.Toplumlardaki büyük kültürel değişimler her zaman dil değişimi anlamına gelmez bazen toplum aynı dine inanmaya devam etse de yakınlaştığı kültürel daireyi değiştirebilir. Buna örnek olarak Osmanlı Devleti’nin Tanzimat Fermanı’ndan sonra Batı’yı örnek alması gösterilebilir. Batı’nın örnek alınmaya başlanması ile birlikte Türkçeye Arapça ve Farsçanın yanı sıra çokça Fransızca kelime girmiştir. Ayrıca Fransız yaşam tarzı konusunda toplumun duyduğu istek Türk kültürünü etkilemiş, kültürdeki etkileşim dile de yansımıştır.İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri’nin dünya siyasetinde egemen olmasıyla birlikte İngilizce kelime ve terimler tüm dünya dillerinde büyük bir yaygınlık kazanmıştır. Bu da yine toplumların etkileştikleri kültürel daire ile yakından ilgilidir.
      5. En az çaba yasası: Toplumsal etki ile birlikte dilin önemli bir değişim dönemine girebileceğini söylemiştik. Ancak olayın biyolojik bir yanı da vardır. İnsanlar birbirleriyle iletişim kurarken anlatmak istediklerini en kısa yoldan anlamlı bir şekilde iletmek isterler. İşte buna en az çaba yasası denir. Örneğin Eski Türkçe döneminde “ne erse ne” şeklinde söylenen kelime bugün için “nesne” şeklinde çok daha kısa ve ekonomik bir söyleyişe sahiptir. Yine dillerdeki seslerin ötümlülük-ötümlülük yani sertlik-yumuşaklık ve damaksıllık-genizsillik-gırtlaksılık çatışmasına uğrayarak benzeşmesi de en az çaba yasasının bir sonucudur. Örneğin ince bir ünlüden önce gelen sert ünsüzler birçoğu Türkiye Türkçesinde yumuşamıştır. (Tiş kelimesinin diş olması gibi)

Bu yazının tüm hakları simitcay.com’a aittir. Kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

Yorum Bırakabilirsin, veya Sitenden trackback verebilirsin.

Yorum Bırak

Powered by Webmaster Forum