‘Ferda TARA’ için Kategori Arşivi

bir şiirin bir bölü ikisi

güneşin doğuşunu izleyeceksek ben İstanbul olurum, Samsun da olurum ben. köy olurum, istersen deniz gelirsen belki, yeniden doğarım. sen gel ki içim yıkılmasın, ey içim, hangi imparatorluktan kalmasın? yeniden kurul, göğe bak; gözlerin köhne kalmasın. ben kendime söz geçiremem şiir olur konuşursam seni. bak, şarkılar da dağılır. sen gel, Allah’a daha bir inanırım. içim, dur […]

metruk ayaklı fil

ölmek dolu her şey, uçurtmanın ipi bile. eskimiş zamanların çaresizliğindeki -âh! bir göğü yarar gibi sadece haykırdım bir tanrıya: ölüm var! ey bulut, sana da ölüm var. bak, İbrahim kaç tanrı eskitti… ve kaç kez öldü onda tanrı. bitiyor yeryüzünün lânetli rüzgârı, geçiyor üstümüzden bir filin metruk ayağı. eziyor! tüm geç kalmışlığıyla yeni bir dünya […]

uzaktaki kuş

kalbini sakınır mı insan? ağırlaşır öyleyse… bilmezsin; ıslanınca daha ağırdır mevsimler. geceleyin duvarın sesinde hüzün hüznünde bir yolculuk. neyin içindesin; bir terkedilmişlik âh eder, bilmelisin. ben yeniden şiirler yazar, daha çok nefes alırım. ses susarsan içini, yaşayabilir misin? 21 Kasım, 2013

Kaan Koç Söyleşisi, 22.11.13

Kaan Koç Söyleşisi, 22.11.13 ferda tara: İlk sorumuz; belki bir Yunus Emre mistisizmi değil ama, modernizmi alaya alan, içinde tanrıyı barındıran ince bir ruh hali şiirleriniz. Sizce şiir neden yazılır, neye hitap eder? Kaan koç: Evet, benim modernizmle aram pek iyi değil. Zira modernizmin de insan tabiatı ve genel anlamda tabiatla arası iyi değil. İnsanlık […]

ayn, şin, kaf

.

Bünyamin Küçükkürtül Söyleşisi

Ayrıca resim öğretmeni olduğunuz için de soruyorum: şiiri çizmek mümkün olsaydı, ne çizerdiniz; yahut şiiri somutlayabilir miydiniz? Şiiri kısmen soyutluyor aslında yaptığım resimler. Şiirlerimle resimlerim benzer şeyleri anlatıyor: tekillik ya da az olmak. Özetle sessizlik, durgunluk, kımıltısızlık. Cahit Zarifoglu size neyi çağrıştırır? Zarifoğlu’nu niçin sordun bana? Akrabalığınız olduğu için? Benim şiirimin oradan yol aldığı söylenir. […]

Oblomov’a

Oblomov, Oblomov.. bir gün terkedecek mi bizi bu yorgunluk? diyorsun ki günler geçer, zaman saçmalık. haklısın, insanlar da öyle. yollar hep ağır, şarkılar, mevsimler.. geçmiş de. ben taze uykusundayım geçmişliğin vaktim hep dar, boş bir duygunun ustasıyım. elimde gecikmişlik, diyorum ya; kalkamadım altından yürek serzenişliğinin. peki, hep böyle mi olacak Oblomov? sen ve ben niye […]

akşamüstüne

ey akşamüstü, alabilecek misin şu üstümdeki kırılmışlıkları? diyebilir misin yorgunsun çok, unut onları? sevmek bir meseledir. hâllolmasın bazı şeyler hiç. sen daha iyi bilirsin gerçi; bu kararsızlık sende de var, renginden belli. ben çok anlattım da dinlemediler, ama baksana sana göğe söz geçiriyorsun. bir bu şehre,  bir de içime çökmek mi vazifen? neyse ben gideyim […]

sonsuzluğun coğrafyası

bir yıldıza ruhunu verirsin gidenin çoksa esip tüm rüzgârlarını eski düşlerinden düşersin bir göğe doludizgin ve aklın ata binip gitmiştir. buluta söz geçiremezsin ıslak mıdır varlığı bir şubat kadar? yahut bilir mi gözleri ne kadar yer kaplar? bir şehre inip griye boyanırsın bak, bu tüm akşamüstüler için de geçerlidir; senliğinden çıkarsın. sonsuzluğa yeni bir ad […]

bir şiirin arka yüzü

en uzağı arıyorum saati unuttuğum an münzevi bulutlar geçerken belki öyle müphem bir zaman ki bunu kimse bilmeyecek. bir sayfayı öldürüp kelimelerle günahın en büyüğünü işleyeceğim. azap duyup şiirlerden kendimden muzdarip bir hâl ile tüm yağmurları sileceğim. ve bunu herkes bilecek.

Powered by Webmaster Forum