Eski Türklerde Sığır Töreni

Eski Türklerdeki sığır törenlerine benzeyen bazı gelenekler Tuva Türklerinde hâlâ yaşamaktadır.

Eski Türklerde üç çeşit bayram vardır. Bu bayramlar sığır töreni, yuğ töreni ve şölendir. Şölenlere şeylan adı da verilir. Eski Türklerde, dinî açıdan en çok önem verilen ayin sığır törenleridir. Çünkü bu törenin amacı Kök Tengri’ye sunulmak üzere kurban avlamaktır.

Sığır törenleri topluca yapılan sürek avlarıyla başlar. Eski Türk metinlerinde sürek avlarında “av avlandığı, kuş kuşlandığı” söylenilmektedir. Bu kavramlar törenlerin dinî boyutuyla alakalıdır. Çünkü sığır törenleri Tengricilik inancında dinî bir ritüel olarak gerçekleştirilmektedir. Avlanan hayvanlar Kök Tengri’nin bir lutfu olarak görülmektedir. Sığır törenlerinin avlanma dönemi bittikten sonra sıra bodun obası toplantısına gelir. Sığır törenlerinin sonundaki bu toplantıya o Türk bodununa mensup olan tüm alplar katılır. (Eski Türklerde hane reisi olan erkeklere alp adı verilir.) Bu toplantılarda kahramanlıklarıyla tüm boyların takdirini kazanan alplar büyük kutlamalarla karşılanır. Kutlamalarda kurban öncesi ve sonrasında baksı ya da ozan adı verilen şairler tarafından koşuk adı verilen şiirler söylenir. Bu şiirler içerik olarak daha çok ülkeyi yöneten kağan ve kağanın uruğuna (ailesine) ithaf edilmiştir. Bu şiirlerde kafiyeler sonunda değil baştadır. Aynı zamanda modern edebiyat kuramlarında aliterasyon olarak adlandırdığımız ahenk unsuru sığır koşuklarında başlıca ahenk unsuru olarak dikkat çeker.

Eski Türkler genel itibarıyla boylar konfederasyonu şeklinde bir siyasi yapıya sahip oldukları için yapılan ulusal törenlerde de belirli bir protokol sırası ortaya çıkmıştır. Yani av sonrası toplantılarda hangi boy üyelerinin nereye oturacağı ve hangi boyların kesilen etten ne kadar pay alacağı Türk töresi uyarınca belirlenmiştir.

Sığır törenlerinin en büyük amacı “yak” adı verilen ve kuvveti ile dikkat çeken Tibet öküzü avlayabilmektir. Eski Türkler Tibet öküzlerine sığır adı verdikleri için bu törenin adı da sığır töreni olarak bilinmiştir. Sığır törenlerinin sürek avı safhasında her zaman Tibet öküzü yakalamaz. Çünkü bu hayvanları yakalamak oldukça zor bir iştir. Bu durumda Tibet öküzü yerine besili bir öküz kurban etmek adettendir. Eski Türklerde avlanarak kurban edilen bu hayvana ıduk adı verilir. Bazı Türk topluluklarında Tibet öküzü yerine at kurban edildiği de görülmüştür.

Bugün Altay ve Tuva Türkleri gibi bazı Türk topluluklarında tam olarak eskiyi yansıtmasa da sığır törenine benzer gelenekler yaşamaktadır. Yine Türklere akraba Tunguz kavimlerinden Evenklerde bu tarz geleneklerin varlığı bilinmektedir.

Sinirsel Bağ (Neural Lace) Teknolojisi

Sinirsel Bağ Teknolojisi

Sinirsel bağ teknolojisi insan beyni ile makineler arasında iletişimi tanımlamak için kullanılan bir kavramdır. İngilizcede neural lace olarak bilinir. Bu teknoloji sayesinde insanlar herhangi bir fiziksel davranış göstermeden tamamen zihinsel süreçler yoluyla makineleri yönlendirebilecektir. Henüz somut bir uygulama örneği bulunmayan bu teknoloji muhtemelen gelecek yüzyıla damga vuracaktır. Sinirsel bağ teknolojisinin başarılı bir şekilde geliştirilip kullanıma sunulması durumunda insan için fiziksel güç gerektiren birçok iş ve eylem sadece insan zekâsının yönlendirmesi ile yapılabilecektir.

Sinirsel bağ teknolojisinin Düşünsel alt yapısını oluşturan kişi ünlü yazar Iain Banks’tır. Banks’ın “Kültür” adlı eserinde idealize ettiği yaşam tarzında sinirsel bağ teknolojisine dair birçok öngörü yer almaktadır. 2016’nın haziran ayında Musk, “Kültür” adlı bu eserdeki gelecekçi öngörülerden çarpıcı olarak etkilendiğini dile getirmiştir. Sinirsel bağ teknolojisinin dünya üzerindeki ilk araştırma grubunu kuran kişi de yine ünlü mucit Elon Musk olmuştur. Sekiz ortağı ile birlikte Elon Musk’ın “Neuralink” adını verdiği şirketi ilk çalışmalarına 2016 yılında başlamıştır. Bilgisayarlı beyin ara birimi geliştirme çalışmaları ile ilgili ilk kayda değer sonuçlar 2017 yılının mart ayında ortaya çıkmaya başlamıştır. “Neuralink” adlı bu şirketin merkezi Amerika Birleşik Devletleri’nin San Francisco kentindedir.

Musk’un insan üzerinde yaptığı bu araştırmalar bazı çevreler tarafından etik bulunmamıştır. Bu durum yapay zekanın insanlığın sonu olabileceği yönündeki endişeleri yeniden dünya gündemine taşımıştır. Musk, Nisan 2017’de yeni bir açıklama yaparak yaptıkları çalışmalar sayesindeinsanlığı tehdit eden birçok hastalığın iyileşeceğine dair yeni bir umut kapısı açtıklarını söylemiştir. Bununla birlikte Musk, insan beynine yerleştirilen elektrotlar sayesinde beyindeki düşünce yapısı ve algoritmanın bilgisayarlara ara yüz olmaksızın aktarılabileceğini de belirtmiştir. Ayrıca bilgisayarlara aktarılan bu beyin işlev algoritmalarının geliştirilebilir ve farklı ortamlara iletilebilir olması amaçlanmaktadır. Araştırmacılar bu amaçların gerçekleşemsi hâlinde insanların algı ve anlama güçlerinin zannedilen çok daha yüksek bir bilişsel boyuta erişebileceğini düşünmektedir.

Popüler bilim yayınlarında çıkan haberlere göre şu an için bu çalışmaların önündeki en büyük engel finansal konular.

Son olarak diyebiliriz ki, sinirsel bağ teknolojisinin insanlara yararlı mı yoksa zararlı mı sonuçlar getireceği hakkındaki tartışmalar uzun süre daha devam edeceğe benziyor.

Hızyuvar Nedir?

Hızyuvar Örneği

Hızyuvar, hava baskılayıcıları ve asimetrik motorlarca devinimi sağlanan basınç yuvarlarının hareketi sayesinde hareket eden yeni nesil bir taşıt sistemidir. Hızyuvarların en bilineni Elon Musk tarafından ABD’de inşa edilmekte olan Hyperloop One’dir. İlk olarak Vikipedi’de kullanılan hızyuvar kavramı daha sonra TÜBİTAK tarafından da benimsenmiş (bakınız 1 ve 2) ve hızyuvar kelimesi yaygınlaşmıştır. Uzun süredir kayda değer bir milat yaşayamayan taşımacılık sektörü için hızyuvar teknolojisi, taşımacılığın geleceğini temsil etmektedir. Görünen o ki hızyuvarlar gelecek nesillerin hayatlarında vazgeçilmez bir yer edinecektir.

İstenilen başarı sağlanırsa bu araçların saatte 1000 kilometreden daha hızlı hareket edebilmesi planlanmaktadır. Bu da uçak hızına alternatif yeni bir sistemin doğuşuna tanıklık ettiğimizi göstermektedir. Uçakların kalkış ve iniş süreçlerindeki kaybedilen zaman ve havaalanlarına ulaşımdaki zorluklar hızyuvar teknolojisini ön plana çıkarmaktadır. Bu sayede eğimli olmayan arazi yapılarına inşa edilecek hızyuvarlar sayesinde insanların rahatça ulaşabileceği yuvar terminalleri seyahatleri hiç olmadığı kadar rahat ve ekonomik hale gelecektir. Örneğin İstanbul’un en işlek noktalarından birinde hızyuvara binen bir kişi yaklaşık yarım saatte Ankara’da olabilecektir. Bu da dünyanın mekânsal olarak hiç olmadığı kadar küçülmesine ve mekânsal zorlukların oldukça aza indirgenmesine kapı aralayacaktır.

Türkiye’de de hızyuvar teknolojisine ilgi duyan araştırma toplulukları vardır. Özellikle İstanbul Üniversitesinin bu konuda çalışmalar yürüttüğü bilinmektedir. Bununla birlikte dünyada yapılması planlanan yuvar hatlardan hiçbiri Türkiye’yi kapsamamaktadır. Teknoloji bağlamında geri kalmamak ve dünyadaki modern gelişimleri takip edebilme açısından bugünden başlayarak hızyuvar konusuna özen gösterilmesi Türkiye’nin yararına olacaktır. Özellikle manyetik yuvar sistemlerinin denizaltı sistemleri ile entegre şekilde düzenlenebilmesi durumunda Marmara ve Karadeniz gibi destinasyonlarda ulaşım sürelerinin çok daha kısalacağı açıktır. Alüminyum ve karbon fiberden üretilen bu araçlar eğer Türkiye’de kullanılmaya başlanırsa karadan karaya ulaşımla birlikte Türkiye’nin herhangi bir yerinden başka bir yerine en fazla iki saatte gitmek mümkün olacaktır.

Hızlı ve teknoloji uzun süre kavramsal bir yapıda kalmış herhangi bir uygulaması yapılmamıştır. Bu teknolojinin ilk tatbiki Amerika Birleşik Devletleri’nde 2017 yılının temmuz ayında başarı ile gerçekleştirilmiştir. Bu tarihten sonra yuvar hatların dünyanın birçok noktasında inşa edilmeye başlanacağı düşünülmektedir.

Kutadgu Bilig Ön Sözü (Orijinal Metin)

Aşağıdaki “Kutadgu Bilig Ön Sözü” orijinal metin olarak Fergana nüshasından alınmıştır. Okunamayan bölümlerde Kahire nüshasından yararlanılmıştır. Bu yüzden metin yer yer imla açısından farklılıklar gösterebilir. Orijinal metin bilgisayar ortamına aktarılırken büyük oranda orijinaline bağlı kalınmaya çalışılmıştır. Kutadgu Bilig ön sözü, Arap harfli olarak aşağıdadır:

حمد و سپاس و منت و اوكدي تنكري عز و جلقا كيم اولوغلوغ ايذيسي توكل قدرتليغ پادشاه ييرلي كوكلي يراتغان قموغ تنليغلارقا روزى بيركان ناني كيم تيلادي قيلدي مماناني تيلاسا قيلغان يفعل ما يشأ و يحكم ما يريد سما خلقلاردا اودوردي تنكري يلاۋچي اوزاسان سيز درور بولسون ايشلاري عزيز اغيرليغ صحابهلار اوزا رضوان الله عليهم اجمعين بوكتاب يۋلاق عزيز تورور جين حكيملارنينك امثاللاري بيرلا يراميش ماچين حكيم لارنينك اشعارلاري بيرلا آرس ته قيلمش بوكتابني اوقيغلي بو بيتلاريني معلوم قيلغلي كتابدين يخشي عزيزراق ترور ماچين عالملاري و حكيملاري قموغ اتفاق بولديلاركيم مشرق ولايتندا تركستان ايلاريندا بغرا خان تيلنجا بو كتابدين يخشيراق هركز كيم ارسا تصنيف قيلمادي بو كتاب قايو

Edebiyat Yapmak Ne Demektir?

Türk Dil Kurumuna göre edebiyat yapmak “bir konu üzerinde gereksiz yere süslü sözler söylemek” anlamına geliyor. Peki edebiyat yapmak, edebî bir eser oluşturmak anlamına niçin gelmez? Bu sorunun yanıtını bulmak için edebiyatın ne anlama geldiğini bilmek gerekir.

Edebiyat Nedir?

Edebiyat kelime anlamı olarak “güzel olanlar” anlamına gelir. Bu anlama göre edebiyat güzel olanı anlatmalıdır. Ancak buradaki güzelliğin ahlakî-düşünsel bir güzelliği mi, yoksa üslup ve anlatımımı kapsaması gerektiği günümüz edebiyatında tartışma konusudur.

Edebiyat güzel zaman geçirme aracı olarak görülmemelidir. Edebiyatın temel amacı insanın kendi varoluş bilgisine ulaşmasını sağlamaktır. Öyleyse edebiyatın temel amacı bilgi vermek değildir. Onun temel amacı sanatsal bir bakış açısıyla insanın gelişim sürecine katkı sağlamaktır. Edebi bir eser insanın gelişimine nasıl katkı sağlayabilir diye düşünebilirsiniz. Sandığınızın aksine edebiyat ile toplumsal ve bireysel gelişim arasında kuvvetli bir bağ vardır. Edebiyat Düşünsel üretimi sağlar ve toplumların düşünce gelişimi için metaforlar üzerinden yeni bir anlam alanı oluşturur. İnsanların sanatsal kabiliyetlerini ve anlama yetilerini en iyi geliştiren araç edebiyattır.

Okunması Gereken Kitaplar (Öneri)

Okunmasını tavsiye Ettiğimiz Kitaplar

Okunması gereken kitaplar listemize hoş geldiniz.

Sizlere hayatınız boyunca mutlaka okumanız gereken 50 kitaplık bir liste hazırladık. Tabii ki bu liste, kişisel zevkleri yansıtan öznel bir çalışma. “Ne okuyayım?” diye düşünüyorsanız, listemizden yararlanabilirsiniz.

1. Çavdar Tarlasında Çocuklar – Jerome Salinger
2. İnci – John Steinbeck
3. Anayurt Oteli – Yusuf Atılgan
4. Suç ve Ceza – Fyodor Dostoyevski
5. Tutunamayanlar – Oğuz Atay
6. Oryantalizm – Edward Said
7. Beyaz Gemi – Cengiz Aytmatov
8. Semerkant – Emin Maluf (Amin Maalouf)
9. Nietzsche Ağladığında – Irvin Yalom
10. Hayvan Çiftliği – George Orwell
11. Gülün Adı – Umberto Eco
12. Yol Ayrımı – Kemal Tahir
13. Derviş ve Ölüm – Meşa Selimoviç
14. Yaşamın Ucuna Yolculuk – Tezer Özlü
15. Kürk Mantolu Madonna – Sabahattin Ali
16. Beyaz Kale – Orhan Pamuk
17. Piramit – William Golding
18. Açlık – Knut Hamsun
19. Gün Olur Asra Bedel – Cengiz Aytmatov
20. Korkuyu Beklerken – Oğuz Atay

Rabguzî ve Kısasü’l-Enbiyâ

Rabgûzî ya da Nâsırü’d-dîn bin Burhânü’d-dîn er-Rabgûzî, Harezm sahası Türk edebiyatının nesir alanındaki ilk temsilcilerindendir. 12. ve 13. yüzyıllarda yaşamıştır. Onun yazdığı Kısasü’l-Enbiya adlı eser Harezm Türkçesi ile yazılan ilk yapıttır. Rabguzî, Ribât Oğuz kasabasında doğduğu için Rabguzî mahlasını kullanmıştır. Asıl mesleği kadılıktır.

Rabguzî’nin dili Kutadgu Bilig’in yazıldığı Hakaniye Türkçesi ile Çağatay Türkçesi arasındaki geçiş sürecinin özelliklerini gösterir.

Kısasü’l-Enbiya, Harezm Türkçesi ile yazılan önemli bir nesir örneğidir. Eser, İlminskiy tarafından Özbekistan’da bulunduktan sonra 1859’da Kazan’da yayımlanmıştır. Kısasü’l-Enbiya’nın Leningrad, İsveç, Paris, Londra ve Bakü’de toplam 11 nüshası vardır. Eserin nüsha sayısının bu kadar fazla olması döneminde çokça okunup takdir edildiğini göstermektedir.

Dil İçerisindeki Özel Diller: Jargon, Argo ve Kişisel Dil

Dillerin belirgin kullanılma alanlarında özel diller oluşur. Özel dillere dilce adı da verilir. Dilceler, günlük dil ve ölçünlü dil dışında kalan kendine özgü bir ifade alanını tanımlar. Özel dillerin günlük yaşamda iletişim amacıyla müracaat ettiğimiz dillerden en büyük farkı, dilcelerin belirli topluluklara ya da bireylere hitap etmesi yani sınırlı bir kullanımı olmasıdır.

Özel diller üçe ayrılır:

Jargon: Belirli bir meslek grubunun kendi arasında kullandığı özel kelimelerden oluşan dilcedir. Bu meslek grubunda çalışanlar kendi Aralarında oluşturdukları bu dil ile hızlı bir iletişim sağlayabilirler çünkü işleri ile ilgili kullandıkları kelimeler doğrudan teknik ayrıntılar içerir Böylece daha az kelime ile daha çok şey anlatabilirler Örneğin dil bilimcilerin kendi aralarında kullandıkları gerindium, lokatif , faktatif gibi kelimeler dil bilimi jargonunun bir parçasıdır.

Argo: Günlük kullanılan dil ile ölçünlü dil dışında kalan özel dillerdir. Bu dillerin jargondan farkı, herhangi bir iş ya da meslek grubu tarafından kullanılmamalardır. Argo, ortak sosyolojik özellikler gösteren grupların kendi aralarında belirli imlerle oluşturdukları özel dillere denir. Örneğin hapishanedeki insanların yalnızca kendilerinin anlayabileceği sözcük ve deyimlerden oluşturdukları hapishane argosu, argoya örnek gösterilebilir. Argo içerisinde yer alan kelimelerin büyük çoğunluğu gündelik dilde kullanılan kelimelerin farklı bir anlam katmanında kullanılmasıyla oluşur.

Türklerin Kullandığı Alfabeler: Türkler Niçin Farklı Alfabeler Kullanmıştır?

Türkler tarih boyunca birçok alfabeyi kullanmıştır. Bu alfabelerden Göktürk, Uygur, Arap, Latin ve Kiril alfabeleri uzun süre ve geniş ölçüde kullanılan alfabeler olmuştur. Bu alfabelerin yanında Mani, Brahmi, Tibet, Süryani, İbrani ve Grek alfabeleriyle de yazılan Türkçe metinler vardır.

Türklerin tarih boyunca farklı alfabeler kullanmalarının temel nedenleri şunlardır:

1. Eğitsel nedenler: Özellikle 20. yüzyıldan itibaren alfabe tercihlerinde eğitsel nedenler ön plana çıkmıştır. Çünkü bu yüzyıldan itibaren ülke yönetimleri, dillerinin daha çok okur- yazara sahip olmasını istemiştir. Bu nedenle okuma ve yazmanın daha kolay olduğu alfabeler tercih edilmiştir. Örneğin Türk Dil İnkılabı ile birlikte Arap harflerinin yerine Latin harflerinin kabul edilmesinin en önemli nedenlerinden biri okuma-yazma öğretimidir.

Arap harfleri ile yazılan Türkçede birçok sesin aynı harf ile temsil edilmesi yüzünden geniş kitlelerin okuma-yazma öğrenmesi konusunda zorluklar yaşanmıştır. Bu nedenle yazıldığı gibi okunan ve ses temelli oluşturulan yeni Latin kökenli Türk alfabesi okuma-yazma oranının yükseltilmesinde gözle görülür bir yarar sağlamıştır. Bununla birlikte Arap harfleriyle yazılan yüzlerce yıllık Türk metinlerinin yeni nesiller tarafından okunup anlaşılamaması, Latin alfabesine geçişteki en büyük zorluktur.

2. Siyasi, kültürel ve bilimsel nedenler: İnsan toplulukları kendilerini yakın hissettikleri ve ideal olarak belirledikleri kültür daireleri ile daha fazla etkileşirler. Bu nedenle bilimde, siyasette, sporda ve diğer alanlarda ortak bir medeniyetin içerisinde olmak isteyen toplulukların aynı alfabeyi kullanması beklenir. Bunun en güzel örneği Sovyetler Birliği döneminde Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin içerisinde yer alan Türk topluluklarının Rusların kullandığı Kiril alfabesini kullanmasıdır. Sovyetler Birliği çatısı altında yaşayan bu insanlar, dâhil oldukları devletin alfabesini tercih etmek durumunda kalmıştır. 1990’lı yıllardan sonra bağımsızlığını ilan eden bu Türk topluluklarından bazıları hâlâ Kiril alfabesinin kullanmaktadır. Bu da Rus kültürünün o topluluklar üzerinde bıraktığı etki ile açıklanabilir.

Türkçenin tarihî dönemlere ayrılmasında hangi ölçütler belirleyici olmuştur?

Türkçenin tarihî dönemlere ayrılmasındaki en önemli ölçütler şunlardır:

  1. Coğrafya: Ana vatanı Orta Asya olan Türklerin farklı coğrafyalara göç etmeleri sonucunda birçok Türk dili arasında farklılıklar ortaya çıkmıştır. Coğrafya farkı arttıkça aynı dili konuşan insanların bir süre sonra anlaşmakta zorlandıkları görülür. Örneğin Sibirya’da yaşayan Saha Türkleri, çok erken dönemde Orta Asya’daki Türk topluluğu ile uzaklaştığı için bugün Sahaların konuştuğu Yakutça, Türkiye Türkçesi ile oldukça farklı bir ses bilgisine sahiptir. Ünlü İslam düşünürü İbn-i Haldun, coğrafya insanın kaderidir, diyerek coğrafyanın insan yaşantısındaki önemini ortaya koymuştur. Bu açıdan bakıldığında farklı coğrafyalarda yaşayan insanların dillerindeki farklılık sadece uzaklıkla açıklanamaz. Coğrafya dilin üzerinde doğrudan etki sahibidir. Örneğin batıya göç eden Oğuz topluluklarının dillerindeki birçok sert yani ötümsüz ses, Anadolu coğrafyasındaki iklimin ve ova şartlarının insan doğasındaki tesiriyle yumuşamıştır. Tag kelimesi dağ olmuş, kitmek fiili gitmek olmuştur. Oysaki Orta Asya’da yaşamaya devam eden birçok Türk boyunun kullandığı Türkçede bu sert sesler hâlâ korunmaktadır. Görüldüğü gibi coğrafi şartlar dildeki seslerin değişmesine etki etmektedir.
  2. Göç: Aslında göç ve coğrafya ölçütleri birbirinin tamamlayıcısıdır. Çünkü coğrafi farklılaşmalar göçün bir sonucu durumundadır. Göç eden insanlar farklı coğrafyalara gittikleri için dilleri de bu coğrafyadan etkilenir. Göç sırasında etkileşim kurdukları kavimlerin dillerini etkiler, onların dillerinden etkilenirler. İnsanlar gittikleri yeni yerlerdeki daha önce bilmedikleri araç-gereç, düşünce, gelenek-görenek vb. durumlar için yeni kelimeler türetmek zorunda kalırlar.
  3. Savaş ve siyasi olaylar: Türk dilinin dönemlere ayrılmasındaki bir diğer ölçüt siyaset ve savaşlardır. Türk tarihi açısından bakıldığında özellikle Moğolların Orta Asya’daki etkinlikleri nedeniyle Türk dilinin büyük değişimlere uğradığını söylemek gerekir. Çünkü Moğol baskısı nedeniyle birçok Türk boyu batıya göç etmek zorunda kalmıştır. Böylelikle yeni siyasi teşkilatlar olan Türk beylikleri kurulmuş ve bu beylikler Anadolu’daki yaşam tarzı çerçevesinde Türk dilinin farklı lehçe ve şivelerinin temelini atmıştırSavaşlar dışında dilleri etkileyen farklı siyasi olaylar da vardır. Tarihin belirli dönemlerinde siyasi otoritenin dillere doğrudan yön verdiği görülebilir. Bu Türkçe için de geçerlidir. 20. yüzyılın başlarına doğru gelindiğinde Türk dilindeki özleştirme çabaları üst seviyeye çıkmıştır. Bu nedenle birçok yabancı kökenli kelime dilden arındırılarak bu kelimelerin yerine Türkçe kelimeler türetilmiştir. Bu bakış tarzı Türkiye Türkçesinin büyük bir değişime uğramasına ve özellikle Osmanlı Türkçesinden büyük oranda farklılık göstermesine neden olmuştur.
  4. Kültürel değişim ve din: Dil kültürün en önemli aktarıcısıdır. Hâl böyle olunca tabii ki kültürdeki değişiklikler dili de etkiler. Hayatımıza giren her yeni icat veya kavram dilde belirli bir ses kümesi ile temsil edilmek zorundadır. Bu durumda dildeki her yeni durum için yeni bir kelime türetilmelidir.Kültürel değişim başlığı altında incelenmesi gereken en önemli iki kavram dil ve kültür dairesi değişimleridir. Her din topluma, kendi hayat felsefesi ile mal olabilir Örneğin İslam dinine giren Türkler yalnızca İslam dinini benimsememiş aynı zamanda İslam dininin oluşturduğu yeni kültürü ve İslam terimleri de Türklerin hayatlarına dâhil olmuştur. Bu durumda İslam dini ile birlikte Türkçeye birçok yeni kavram ve düşünce sistemi girmiştir. İslam dinine giren Türklerin dilinde Arapça ve Farsça, Maniheizm dinine giren Türklerin dilinde ise Sanskritçe kelimelerin çokça olması bu durumun açık bir kanıtıdır.Toplumlardaki büyük kültürel değişimler her zaman dil değişimi anlamına gelmez bazen toplum aynı dine inanmaya devam etse de yakınlaştığı kültürel daireyi değiştirebilir. Buna örnek olarak Osmanlı Devleti’nin Tanzimat Fermanı’ndan sonra Batı’yı örnek alması gösterilebilir. Batı’nın örnek alınmaya başlanması ile birlikte Türkçeye Arapça ve Farsçanın yanı sıra çokça Fransızca kelime girmiştir. Ayrıca Fransız yaşam tarzı konusunda toplumun duyduğu istek Türk kültürünü etkilemiş, kültürdeki etkileşim dile de yansımıştır.İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri’nin dünya siyasetinde egemen olmasıyla birlikte İngilizce kelime ve terimler tüm dünya dillerinde büyük bir yaygınlık kazanmıştır. Bu da yine toplumların etkileştikleri kültürel daire ile yakından ilgilidir.
  5. En az çaba yasası: Toplumsal etki ile birlikte dilin önemli bir değişim dönemine girebileceğini söylemiştik. Ancak olayın biyolojik bir yanı da vardır. İnsanlar birbirleriyle iletişim kurarken anlatmak istediklerini en kısa yoldan anlamlı bir şekilde iletmek isterler. İşte buna en az çaba yasası denir. Örneğin Eski Türkçe döneminde “ne erse ne” şeklinde söylenen kelime bugün için “nesne” şeklinde çok daha kısa ve ekonomik bir söyleyişe sahiptir. Yine dillerdeki seslerin ötümlülük-ötümlülük yani sertlik-yumuşaklık ve damaksıllık-genizsillik-gırtlaksılık çatışmasına uğrayarak benzeşmesi de en az çaba yasasının bir sonucudur. Örneğin ince bir ünlüden önce gelen sert ünsüzler birçoğu Türkiye Türkçesinde yumuşamıştır. (Tiş kelimesinin diş olması gibi)
Powered by Webmaster Forum