İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

HAYATIN ANLAMI

 

Nedir insan olmak ya da herhangi bir özre sahip olmamak?

Etrafımıza baktığımızda sadece bizde ağır yük var zannederiz; karşımızdakinin ne çektiğini ya da neler yaşadığını hiç bilmeyiz… Bu tür anlarda hep Necip Fazıl’ın sözü gelir aklıma: “Sanma ki dert sadece sende var; sendeki derdi nimet sayanlar da var!”

Hayat garip cidden… Tezatlarla dolu… İnsan görünümlü yaratıklarla ya da gerçekten de insan olmayı başarabilmiş insanlarla… Her neyse… Size geçenlerde yaşamış olduğum bir şeyi anlatmak istiyorum. Haftasonu girdiğim sınavlarda yaşadığım küçük ama tadı hâlen damağımda olan bir olay… Bana, engeli aslında kendimizin yarattığını yahut kendimizin aşabildiğini gösteren bir olay…

Sınav günü sıkıntı içinde etrafıma bakınıyordum. Oturacak tek bir sandalye bileyoktu ve sınava dahaen az bir saat vardı. O nasıl bir sıcaktı öyle… Terden sırılsıklam olmuş, güneşten kaçmayı ilk defa göze almış bir halde kendimi kantine güç bela attım. Etrafı kolaçan ederken gözüme birkaç sandalye ilişti. Pencerenin hemen dışında, güneşin bağrında sıcaktan kavrulmak üzere olan birkaç sandalye… Dışarı çıkıp,sanki beni bekler gibi duran sandalyelerden birini alıp, hemen kantinden içeri girdim ve orada uygun gördüğüm bir yeri gözüme kestirip oturdum.

Etrafımı seyrediyordum. Önümden birçok insan geçiyordu. Kimisi şaşkın, kimisi düşünceli; kimisi telefonla görüşüyor, kimisi de masalara üçlü beşli oturmuş sohbet edip bir yandan da sınav için son kontrollerini yapıyordu. Ben de, etrafındaki onca insanı sadece karşıdan gözlemleyen ve tek başına oturan herhangi bir insandım işte…

Bir süre sonra kantinden içeri bir genç girdi. Elinde su, birkaç parça kâğıt ve bir de kalemi vardı. Gözlerim, onun üzerinde tüm davranışını tepeden tırnağa süzercesine gezindi. Merakla olacakları izliyordum, hayatın ne olduğunu yeniden anlamlandırabilmek için… O genç; gözlüklü, orta boylarda, Downsendromlu bir erkekti. Bir süre öne arkaya, sağa sola bakındı. Defalarca etrafını gözlemliyordu. Ben de onu heyecanla seyrediyordum. Bir anda kapının girişinde bulunan bir sandalyeye ilişti gözüm.Tekrar o gence baktım; hâlâ etrafını süzüyordu. Bir süre sonra kendimi tutamayıp onunla konuşmak istedim ve bunu başardım da. Ona el sallayıp “Bakar mısınız?” dedim. Hemen baktı; gözlerinin içi gülüyordu. Hayata karşı yılmamış, tutunuyordu sanki. Sonra devam ettim: “Karşıda bir sandalye var; isterseniz oraya oturabilirsiniz.” Heyecanla bana baktı ve gülümseyip sandalyeye doğru yöneldi.

Gösterdiğim sandalye, hayli uzak bir yerdeydi. Sandalyenin bulunduğu yere oturacağını düşünmüştüm, fakat beni yanılttı. Onu aldığı gibi yanıma geldi ve sandalyesini bıraktı, düzgünce oturdu. Bana teşekkür ediyor, gözleri gülüyor ve konuşmak istediğini fazlasıyla belli ediyordu. Ona bakınca birçok düşünceye kapıldım. Kendimi onun yerine koydum; hayata bir de öyle bakmak istedim; ama bunu pek de beceremedim doğrusu.

O gün üzgündüm; çok sevdiğim değerli varlıklarımdan birini kaybetmiştim. Acılarla yaşamak zordur ama zoru başarmak da insana mutluluk verir, bilirsiniz. Başladık konuşmaya.“Nasılsınız?” dedim. İyiydi, bana da sordu. Havadan sudan muhabbetler işte… Sonra “Okuyor musunuz?” dedim. “Evet.”dedi. Birinci sınıf olabileceğini düşündüm, yine yanıldım. “Bu sene son; mezun oluyorum.” diye cevap verdi. Sonra bölümünü merak ettim. İki yıllık bir üniversite mezunu olabileceğini düşünürken, o, dört yıllık bir işletme mezunu olacağını söyledi. Mutluluğu da paha biçilemezdi. O günkü huzurumu ve mutluğumu anlatamam. Sınav zamanına az dakikalar kaldı ve ayrılık vakti gelip çattı. Başarılar diledim, o da bana başarı diledi; birbirimize gülümseyerek ayrıldık…

Hayatımda böyle bir olayı yaşadığım ve olayın merkezinde bulunduğum için kendimi çok şanslı hissediyordum. Bir filmden yahut bir kurmacadan ibaret değildi hayat… Kimi zaman normal bir insanla bile çok düzgün iletişim kuramazken, hayata tırnaklarıyla tutunmaya çalışan bir insanı görünce yaşadığım hayat mücadelesi beni azimlendirdi. Engeller yaşamımıza mani değil asla… Karşımızdakini sadece form olarak da değerlendirmek gerekmiyor. Birçoğumuz arkadaşlarımızı yahut hayatımızdaki insanları seçerken sağlık ya da dış görünüşlerine göre seçiyoruz, anlaşacak olan beyinlerimizken aslında…

 Ümmühan Çiyancı                          
 Balıkesir – Haziran 2012

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Mission News Theme Compete Themes tarafından yapılmıştır.