İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

adam

Saçları hiçbir zaman okşanmamış bir adamın, kırık dökük anıları işgal etmekteydi gecelerini. Geçmişin zincirlerinden kurtulamamak hastalığına yakalanmış olan bu adam, geleceğini bu esaretin kollarında yitirmekteydi. Hayatı bir açık hava hapishanesinden farksız olan bu mahkûm adam, bir müebbet mahkûma benzemektedir ki umutları gündelik umutlardır. Bu umutlar günün dışına çıkmayı beceremezler. Adam kendini bildi bileli mutluluk yalanlarıyla kandırılmış ve yaşadığı her dakika bu yalanların ispatlanmasıyla geçmiştir. Mutsuz ve umutsuz bir bu adam içinizden birisidir. Tek suçu biraz kafasının çalışması ve biraz düşünmesi olan bu adamın zor hayatı aslında hepinizin hayatıdır.

Yağmur yağdığında hüzünlenen, güneş çıktığında hüzünleri gölgelenen bu adam takıntılı bir adamdır. İnsan ilişkileri berbata yakın olan bu adamın, iletişim gücü yok denecek kadar azdır. Bu adam düşündüklerini söyleyemeyecek kadar korkak ve söylediklerini düşünemeyecek kadar basiretsiz bir kişidir. Öfkelenir sık sık diğer insanlara ve yalnızca kendine zarar verecek kadar nefret vardır yüreğinde. Anlamsız bir şarkı, kimsenin beğenmeye tenezzül etmediği birkaç satır şiir gözlerinin gölgelenmesine neden olsa da çoğu zaman hissizdir bu adam. Hissetmenin kötülükleri üzerinde öğretilenler ve öğrendikleri vardır. Hiç kimseye güvenmeyen bu adamın kendisi de güvenilmez olsa da bunu kendisine söylemeyi ve sevmeyi bilmemektedir. Söyledikleri genelde kendi düşündükleri değil, başkalarının söylediklerinden ibarettir. Ömründe yalnızca birkaç kez deniz görmüş olan ve yüzme bilmeyen bu adam ömrü boyunda bir gemiye binmemiş olsa da içinde deniz ve gemi olan şiirler yazmaktır.

Suskun olmayı bir türlü beceremeyen bu adamın söyledikleri de kendisine ait değildir. Söylediklerini sevemeyen bu adam sevdiklerini de söyleyememektedir. Sanki bir yanlışı gerçekleştirir gibi yaşayan bu adamın hayatı devamlı tekrarlanan bir hataya benzemektedir. Kendisine sorduğunuzda uzun yıllar yaşadığını söyleyecek olan bu adam, bir çocuk kadar bile yaşamamıştır bu dünyada. İnandıkları kendi inandıkları değildir bu adamın, düşündükleri kendisinin değildir. Kendisine çizilen hayat çizgisinin dışına bir kez bile çıkmamış ve bir kez bile isyan etmemiştir hayata. Ama geceleri hayata isyan eden kahraman insanların öykülerini hayal ederek geçmiştir. Bu korkak adam aynı zamanda haindir. Hainliği ise kendisine ihanetinden kaynaklanmaktadır. Başkalarına ihanet edemez bu adam. Ancak insanların izin verdiği kadar ihanet eder insanlara ve ancak insanların izin verdiği kadar sevebilir insanları.

Vefasız olarak bilinen bu adamın hayatı diğer insanların vefasızlıklarıyla doludur. Her güne ayrı bir yalan sığdırabilen bu adam kendi yalanlarına kanacak kadar saf, kendine inandırıcı yalanlar söyleyebilecek kadar sahtekârdır.

Hayatı bir beceriksizlik öyküsü olan bu adam karlı günlerde yürümekten, güneşin altında dinlenmekten hoşlanmaktadır. Kitaplardaki matbaa kokusunun tiryakisi olan bu adam bağımlı olmaya meyilli bir adamdır. Hayatın yıprattığı bu adam, sinsi düşüncelerin zihnini çöpe çevirdiğinin bilincinde olsa da sinsi düşüncelere sahip olmadan ayakta durabilmenin mümkün olduğuna inanmamaktadır.

Bu adam bizden birisidir ve kitaplarımız bu adamın yaşadıklarından oluşmaktadır. Herkes kadar insan, herkes kadar adam olan bu adam; herkes gibi umut etmekte ve herkes gibi beklemektedir.

Günün birinde saçları hiçbir gün okşanmayan bu adam umut etmekten ve beklemekten vazgeçip terk etmiştir yaşadığı şehri. Başka bir şehre göç etmiştir adamın anıları. Ama değişen hiçbir şey olmamıştır bu adamın hayatında. Mutsuzluklar aynı mutsuzluk, hayal kırıklıkları aynı hayal kırıklığı olarak kalmıştır. Yalnızca sokaklar, evler, otomobiller ve insanlar değişmiştir o kadar. Hala kitaplardaki matbaa kokusunu sevmektedir adam ve hala her türlü keyif verici maddenin bağımlısı olmaya adaydır. Fakat kendi bağımlılıklarını kendisi belirler bu adam. Belki de hayatında en cesur olduğu anlar bu anlardır. Evet, eninde sonunda bir şeyler ya da birileri tarafından zincirlenecektir adamın hayatı ve esaret kaçınılmazdır. İsyan etmeye cesaret edemeyen bu adam esaret şeklini kendisi belirlemiştir. Bu konuda gayet ciddi ve gayet kati olan bu adamın tek sağlam tarafıdır budur belki de.

Bu adam sık sık tebessüm etse de tebessüm nedir bilmez. Tebessüm etmesini başkalarından öğrenmiştir. Öğrendiği bu taklit tebessüm kendisine ait değildir. Sık sık korkar bu adam. Korkarak yaşamanın, yaşamanın kendisi olduğuna inanmıştır. Korkmadığı nadir anlarda neden korkmadığını düşünerek korkmaktadır.

Hayalleri işgal edilmiştir bu adamın, zihni bir mülteci gibi oturur beyninin kıvrımlarında. Ruhu bedenini hiçbir zaman beğenmemiştir. Ya elleri büyüktür, ya da hayatı kendisine artık dar gelen bir pantolona benzemiştir. Tüm kıyafetleri temiz olsa da kirli kalmıştır maalesef. Hiçbir ütü darbesi düzleştiremez düşüncelerini ve hiçbir boya kirli ayakkabılarını boyamaya yetmez. Saçları doğuştan asi ve suratı doğuştan çarpılmıştır bu adamın. Nasıl kendini hayatın bir köşesine yerleştirmeyi becerememişse ellerini de bir yerlere sığdırabilmeyi becerememiştir. Suratındaki zavallılığın sebebi hayatından kaynaklanmaktadır bu adamın. Hiçbir fotoğrafında gülmemiş olan bu adamın hiçbir fotoğrafta gülmemesinin nedeni aslında gülmesini bilmemesinden kaynaklanmıştır.

Bu adamın bu kadar basiretsiz ve bu kadar mesnetsiz olmasının nedeni kuşkusuz kendisi değildir. Onu bu dünyaya getirenlerden tutun da, o bu dünyaya geldiğinde bu dünya da olan herkes suçludur bu konuda. Siz suçlusunuzdur, biz suçluyuzdur, onlar suçlulardır. İnsanca yaşamanın suç olduğu bu dünyada insanca yaşamak istemeyen herkes suçludur işte ve bu adamın faili herkestir. Herkes olduğu kadar kendisidir de suçlu. Bu kadar suçun ve suçlunun olduğu bu dünyada bu adam; mümkünse farzedin yaşamamıştır.

 

MESUT ÇİFTCİ

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Mission News Theme Compete Themes tarafından yapılmıştır.