İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

DİVAN EDEBİYATINDA KADIN ŞAİRLER

Divan edebiyatında eser veren kadın şairlerimizin edebi kişiliğini ve birer şiirini derlediğimiz bu çalışma divan edebiyatı okurları için bir kaynak olarak hazırlanmıştır.

ZEYNEP HATUN (15.YY)

Amasyalıdır. İyi bir eğitim görmüştür. Kadı kızı ve bir kadı eşidir. Çağdaşı olan Mihri Hatun ile aralarında latifeler ve karşılıklı şiir söyleşmeleri vardır. Farsçayı şiir yazacak derecede iyi bilmektedir. Zeynep Hatun, şiirlerinde kadınların yadırgayacağı çeşitli düşünceler barındırır; Kadının isteklerini açgözlülük olarak nitelendirir ve döneminin kadınının aşağılık konumundan sıyrılma isteğini sık sık dile getirir. Zeynep Hatun, bir şair olarak kabul görebilmek için, arzularının “merdane” (erkeğe yakışan, mertçe) olmasını ister. Tıpkı alçak gönüllü bir erkek gibi, bilge olmak isteğini vurgular. Yumuşaklık, sevecenlik gibi kadına özgü bazı değerleri, zayıflık ve ruhsal eksiklik diye nitelendirir. Âşık Çelebi, “Meşairüş-şuara” adlı kitapta, Zeynep Hatun’un yaşamının son döneminde şiiri bıraktığını, inzivaya çekildiğini anlatır.

Fatih dönemi kadın şairlerindendir. Fatih adına divan tertip ettiği söylenmekle beraber bu divan elde bulunmamaktadır.

GAZEL

Keşfet nikabını yeri göğü münevver et
Bu âlem anasırı firdevs-i enver et

Depret lebini cüşe getir hacz-i kevseri
Anber saçını çöz bu cinanı muattar et

Hattın berat verdi saba yeline dedi
Tez er Hatay’a Çin’i tamam et müseehhar et

Yâra yolunda âşk ile derdinden ölenin
Kim der sana ki hecr ile cânın mükedder et

Zeynep çü dost zülfü gibi tarümarsın
Divane olma şiirini divan ü defter et

Zeyneb ko meyli zinet-i dunyaya zen gibi
Merdane var Sade-dil ol terk-i ziver it

MİHRÎ HATUN(15.YY)

Amasyalı olduğu bilinmektedir. Asıl adı Mihrünnisa ya da Fahrünnisa’dır. “Mihrî” mahlasını kendisi de bir şair olan babası Mehmet Çelebi bin Yahya’dan (Belâyî) aldı. Hiç evlenmedi. 15.yy. da yaşamış olan Mihri Hatun, kendisi de “Belayi” mahlasıyla şiir yazan bir Osmanlı kadısının kızıdır. Kültür düzeyi yüksek bir ailede yetişen Mihri Hatun yaşadığı dönemde saygı duyulan edilen bir şair olmayı başarmıştır.

Sultan II. Bayezid  ve oğlu Şehzade Ahmed’in Amasya Valiliği sırasında kentte toplanan bilgin ve sanatkârların meclislerine katıldı. Güzelliğiyle bölgede ün salan Mihrî Hatun, sade bir dille yazdığı kaside ve gazelleriyle tanınır. Diğer divan şairi kadınlardan aşkı çekinmeden kullanmasıyla ayrılır. Şairi Necati Bey’i kendisine örnek aldığı, şiirlerini Necati Bey’e gönderip fikrini öğrenmeye çalıştığı iddiaları da vardır. Söylentilere göre Necati Bey ile aralarında duygusal yakınlaşma vardı. Ayrıca şiirlerinde, Müyyedzâde Abdurrahman Çelebi ve Sinan Paşazâde İskender Çelebi’ye duyduğu aşka dair ipuçlarına da rastlanır.

 Şiirlerinde Necati’nin etkisi görülür. Necati’nin “döne döne” redifli gazeline bir nazire söylemiştir. Divan’ı vardır. Divan’ın İstanbul’da üç nüshası vardır. Moskova’da basılmıştır( Mihri Hatun, Divan, Yay. E.İ. Maştakova, Moskova, 1967). 

GAZEL

Ben umardım ki seni yâr-ı vefâ-dâr olasın
Ne bileydim ki seni böyle cefâ-kâr olasın

Hele sen kaaide-î cevrde eksik komadın
Dostluk hakkı ise ancağ ola var olasın

Reh-i âşkında neler çektüğüm ey dost benim
Bilesin bir gün ola aşka giriftâr olasın

Sözüme uymadın ey asılası dil dilerim
Ser-i zülfüne anın âhiri ber-dâr olasın

Sen ki cân gül-şeninin bi gül-i nev-restesisin
Ne revâdır bu ki her hâr ü hasa yâr olasın

Beni âzâde iken aşka giriftâr itdin
Göreyim sen de benim gibi giriftâr olasın

Bed-duâ etmezem ammâ ki Huda’dan dilerim
Bir senin gibi cefâ-kâra hevâ-dâr olasın

Şimdi bir hâldeyüz kim ilenen düşmanına    
Der ki Mihrî gibi sen dahi siyeh-kâr olasın

FITNAT HANIM (18.YY)

Döneminin ünlü âlimlerinden Şeyhülislam Esat Efendi’nin kızıdır. Nüktedan ve hazırcevaptır. Arapça ve Farsçayı iyi bilen bir şairdir. Genel kanı 1842’de doğduğuna yönelik olsa da çeşitli kaynaklarda 1830’lu yıllarda doğduğu belirtilmektedir. Doğum yeri konusunda da ihtilaf mevcuttur, bazı kaynaklara göre Trabzonlu bazı kaynaklara göre ise Orduludur. Babası Hazinedarzade Vezir Süleyman Paşa’dır. Küçük yaşlarda ailesiyle beraber İstanbul’a taşındılar, Fıtnat Hanım burada iyi bir eğitim gördü. Burada genç yaşta evlendi, fakat bu evliliği kısa sürdü. Bu kısa süren ilk evliliğinden daha sonraları çok şikâyet etmiştir. Özellikle bu ilk eşinin kıskançlığına dayanamıyordu. Fıtnat Hanım zekâsı ve güzelliği ile ün salmıştır. Gazel söylemekte de pek yetenekli olduğu söylenir. İlk eşinin kuruntuları ve kıskançlıkları yüzünden gazel söylemeyi bırakmıştır. Bu ilk evliliğinden sonra Bahriye Nezareti mektupçusu olan Mehmet Ali Efendi ile ikinci evliliğini yaptı.

Şiirlerini ve yeteneğini keşfedip onu edebiyat dünyasına tanıtan Süleyman Nazif’tir. Edebi başarılarının yanı sıra hattatlığı ile de ünlüdür, kendi elleriyle yazdığı bir Kuran’ı Süleyman Nazif Bey’e hediye etmiştir. Son dönem Osmanlı edebiyatının en ünlü kadın isimlerinden olan Fıtnat Hanım 1911 yılında İstanbul’da vefat etmiştir. Edirnekapı Mezarlığı’na defnedilmiştir.

 Divanı vardır. Divan yeni harflerle yayımlanmıştır( Fıtnat Hanım Divanı, Hazırlayan Mehmet ARSLAN, İstanbul, 2006). Şiirleri kadın şair olarak farklılık göstermez. Şair, Divan edebiyatının geleneksel sanat anlayışına sadık kalarak şiirlerini yazmıştır.

GAZEL

Neşve-i cam-ı muhabbetle gönül cûş eyler

Çekilen der ü gamı cümle feramûş eyler

Kıl hazer alma sakın âşık-ı zârın âhın

Seni bir şûh-ı sitemkâra felek dûn eyler

Bir nigehle komadı derdimi takrîre mecal

Çeşm-i mestin nice guyâları hâmûş eyler

Hâle-i mah gibi sineye çekmiş mihri

Bezm-i vuslatta o kim yâri derâgûş eyler

Sen hem gülşen-i hüsnünde figan et cü hezar

Fıtnata derd-i dilin o gül gûş eyler

LEYLÂ HANIM(19.YY)

Leyla Saz (1850- 6 Aralık 1936) Türk besteci, yazar, şair. Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemi ve Türkiye Cumhuri’nin ilk yıllarına tanıklık etmiş, bu dönemde yaşanan kültürel geçiş sürecini eserlerine yansıtmış bir sanatçıdır. Osmanlı harem hayatını ve İmparatorluğun son döneminde kadınların yaşamını anlatan anıları değişik dillere çevrilip ilgi görmüştür. Tanınmış mimar Vedat Tek’in ve İstanbul’un işgal yıllarında şehremini (belediye başkanı) olarak görev yapmış Yusuf Razi Bel’in annesidir. “Yaslı gittim şen geldim” dizesiyle başlayan ünlü marşın ve “Seni sevda çiçeğim, tac-ı serim” (hicaz) gibi şarkıların bestecisidir.

İstanbul’da doğmuş; yüzyılın ilk yarısında yaşamıştır. İyi bir aileden gelen Leylâ Hanım, 19. yüzyılın usta şairlerinden Keçecizâde İzzet Molla’nın akrabasıdır ve ondan etkilenmiştir. Bazı şiirlerinde dayısı İzzet Molla’yı üstad olarak anar. Kaynakların Mevleviliği benimsediğini bildirdikleri Leylâ Hanım İstanbul’da ölmüştür.

Şiir yazmaya 14 yaşında başlamış olan Leyla Hanım, Fıtnat Hanım ile birlikte dönemin mecmualarında açık imzası görülen ilk kadın şairlerdendir. Divan geleneğini takip ederek yazdığı şiirlerinin toplanabilen kısmı ilk kez 1928’de ‘Solmuş Çiçekler’ ismiyle yayımlanmıştır. Esere ünlü şair Abdülhak Hamit Tarhan bir önsöz yazmıştır. Klasik Osmanlı şiirlerinin yanı sıra sadeleştirilmiş bir Türkçe ile yazılmış şiirler de kaleme almıştır.

Son dönem Divan şiirinin vasat sanatçılarından olan Leylâ Hanım edebiyat tarihimizdeki yerini hanım şair olmasına borçludur. Divanında Mevlana’yı öven şiirlerin bulunması Mevleviliği benimsediği görüşünü kuvvetlendirir. Şiirlerinde bir Mevlevi şeyhi olan Şeyh Galip’in etkisi de görülür. Divan sahibi olan Leylâ Hanım’ın anılan eserinin Mısır’da ve İstanbul’da eski harflerle yapılmış olan iki baskısından sonra yeni harflerle yapılmış üçüncü baskısı da bulunmaktadır(Leylâ Hanım Divanı, Haz. Mehmet ARSLAN, İst. 2005.). Divanın gazeller bölümünde her kafiyeden en az bir gazel bulunması onun şaire olarak iddialı olduğunu göstermektedir. Gazellerinde Divan şiiri gazellerinin ana teması olan aşkı işlemiştir. Bazı gazellerinin sonunda Mevlana anılmakla birlikte daha çok beşeri aşkı işlediği görülmektedir. Hatta gazel ve şarkılarında konu gereği dile getirdiği sevgi, içki ve eğlence meclisleri bir kadın olarak onun yanlış anlaşılmasına bile yol açmıştır. Hem dayısı hem de hocası olan İzzet Molla’dan birkaç şiirinde söz eden Leylâ Hanım, onun bazı beyitlerini tazmin ve bir gazelini tahmis etmiştir. Divan şiirinin Baki gibi eski usta şairlerine nazire yazmış ve dönemin şairlerinden bazılarının şiirlerini tanzir etmiştir.

GAZEL

Yârin âşıkları ile ülfeti pek güçtür güç

O peri vahşidir unsiyyeti pek güçtür güç

Sakın aldanma gönül vâ’d-ı visâl-i yâre

Sonra derd ü elem ü mihneti pek güçtür güç

Beni âfv eyle eğer meclise girdiyse rakip

Çekemem doğrusu bu sıkleti pek güçtür güç

Ders-i aşkı açalım dersini vaiz kapasın

Zâhidin bârid olur sohbeti pek güçtür güç

Sohbeti yâr ile de pekçe uzatma Leylâ

O peri vahşidir ünsiyeti pek güçtür güç

ŞEREF HANIM (19.YY)

İstanbul’da doğmuştur. Kaynaklar hakkında fazla bilgi vermez. Ancak, Divan’ında bulunan padişah II. Mahmud’a ve Valide Sultan’a yazdığı övgülerden, hayatının maddi sıkıntı içinde geçtiği anlaşılmaktadır. Dindar ve Mevlevi tarikatına mensup bir kişidir. Divan’ında Mevlana ve Mevlevi büyükleri için yazılmış şiirleri vardır.

Divan’ı önce eski harflerle, daha sonra da yeni harflerle basılmıştır(Şeref Hanım Divanı, haz. Mehmet ARSLAN, İst. 2002). Divan hem muhteva hem de dil ve ifade özellikleri yönünden Şeref Hanım’a kadın şairlerimiz arasında önemli bir yer kazandırmıştır. Onun şiirlerinde yenilik bulunmamakla birlikte, eskinin başarıyla tekrar edildiği görüşünü kaynaklar paylaşırlar. O da dönemin modasına uyarak eski ve yeni birçok şaire nazire yazmıştır. Son olarak, Şeref Hanım’ın dönemindeki çoğu şairden başarılı olduğu, özellikle aruza hâkimiyeti, kusursuz söyleyişi, duygu ve hayal inceliğiyle döneminin öteki hanım şairi Leylâ Hanım’dan daha üstün olduğu söylenebilir.

GAZEL

Dildeki dag-i füruzanım ile eğlenirim
Geceler kendi çerağınım ile eğlenirim

Ederim züver-i aguse-i hayalim yâri
Daima hidmet-i mihmanım ile eğlenirim

Söyletip çektiğini şuh-i cefakârından
Sergüzeşt-i dil-i nalanım ile eğlenirim

Komaz avare vü tenha beni manend-i safa
Yine derd-ü gam-i cananım ile eğlenirim

Dest-i ahım dokunup saz-i derunun teline
Nağme-i nale vü efganım ile eğlenirim

Söyleyip serd-i mihmetle nice taze gazal
Şeref eş’ar-i perişanım ile eğlenirim

ÂDİLE SULTAN(19.YY)

II. Mahmud’un kızı ve Osmanlı hanedanının tek kadın şairidir. Şiirleri, edebiyat ve şiir kültürünün olduğunu göstermektedir. Âdile Sultan 1826 yılında, İstanbul’da, Sultan 2. Mahmut ile eşlerinden Zernigar Sultan’ın kızı olarak doğdu. Babası Sultan 2. Mahmut sanatçı kişiliği ile öne çıkmış, özellikle hat ve musiki ile yakından ilgilenmiş bir padişahtı. Âdile Sultan sarayda çok iyi bir eğitim görmüş, daha sonra da Kaptan-ı Derya Mehmet Ali Paşa ile evlenmiştir. Mehmet Ali Paşa daha sonra sadrazam olacak, ama çiftin mutlu evliliği ciddi kayıplarla yüzleşecektir. Öncelikle üç çocuklarını kaybederler, daha sonra Mehmet Ali Paşa ölür, son olarak da genç kızı Hayriye Hanım Sultan vefat eder. Ölümlerle sarsılan Adile Sultan yoğun bir kedere gömülür, Nakşibendi tarikatına girer. 1898’de vefat eder. Türbesi İstanbul Eyüp’te, Bostan İskelesi yakınındadır. Nakşibendi tarikatına bağlı olması nedeniyle şiirlerinde tasavvuf düşüncesi ağır basar. Hece ölçüsüyle de şiirler yazmıştır. Divan’ı vardır.

Döneminin ünlü kadın şairleri Leyla ve Fıtnat Hanımlardan yetenek ve teknik bakımdan daha az başarılı sayılsa da Âdile Sultan özellikle Osmanlı tarihine tuttuğu ışık nedeniyle önemlidir. Babası, annesi, kardeşleri ve çevresi hakkında yazdıkları dönemin saray erkânının ve yönetiminin anlaşılmasına yardımcı olur. Bunun dışında Adile Sultan’ın önemli bir vasfı da Osmanlı hanedanından Divan tertip etmiş tek kadın şair olmasıdır. Ayrıca Muhibbi (Kanuni Sultan Süleyman) Divanı’nın basılmasını sağlamıştır.

Hayatında bir dönüm noktası teşkil eden kayıplarının etkisini şiirlerinde görmek mümkündür; Çocuklarının ve eşinin arkasından hissettiği hüznü çeşitli şiirlerinde yoğun bir biçimde işlemiştir. Aruzun yanı sıra hece vezniyle (ölçüsü) de şiirler yazmıştır. Şiirlerinde Yunus Emre, Fuzuli ve Şeyh Gâlip gibi ünlü şairlerin etkisini görmek mümkündür. Şiirleri 1996’da “Adile Sultan Dîvânı” ismiyle yayımlanmıştır.

GAZEL

Aşkta kanun imiş âşıklara cevr eylemek
Âşık oldur kim cefâ-yı yâre sabretmek gerek

Aşk nâz ü şîve evvel gösterir âşıklara
Âşık ol demde ona cânı fedâ etmek gerek

Âşıkın ancak murâdı dostunun maksûdudur
Çekse de bin derd ü mihnet hep sebât etmek gerek

Arzû-yı dü-cihândan geçmedir aşka nişân
Terk-i cân edip reh-i cânâna azm etmek gerek

Âftâb-âsâ bilip her zerresin nûr-ı safâ
Her belâ dosttan gelir kim merhabâ etmek gerek

Havf-ı a’dâ eylemez olan müsellah aşk ile
Yanmadan Hakka erilmez pertev-i tevhîd gerek

Nefsle cehd et tecellî eylesin aşk-ı Hudâ
Beyt-i kalbi Âdile ma’mûr ü pâk etmek gerek

KAYNAKÇA

Büyük Türk Klasikleri, Fıtnat, C7, İst, 1987, s.11.

İslam Ans. Fıtnat mad. Ali Canip Yöntem, C. 4, İst. 1988, s. 626.

Büyük Türk Klasikleri, Şeref Hanım, İsmail ÜNVER, C. 8, İst. 1988, s. 148.

Nihad Sami BANARLI, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, C. 2, İst. 1987. s. 840.

Büyük Türk Klasikleri, Leyla Hanım, İsmail ÜNVER, C. 8, İst. 1988. s. 141.

Atilla ÖZKIRIMLI, Türk Edebiyatı Ansiklopedisi, 4.b. C. III. İst. 1987. s.796.

Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, C. 6, İst. 1986, s. 87.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Mission News Theme Compete Themes tarafından yapılmıştır.