İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Yazıların kategorisi: “Ferda TARA”

gökteki mazgal

düştüm her bulutta bir kanat yırtılışı biri güneşi içine atmış ağıt sesleri buradan aşağısı lağım çukuru bir şeyler batıyor, seçemiyorum gülme sesleri buradan kemirgen ahlâk iş başında caddede kuş tüyleri. rüzgâr kalabalık yapıyor biri saatleri durdursun yanaktan inmiş kırmızılık, uçuyor…

ortasında gece

kirpiklerim dökülür ikindisinde gözlerinin güneş yersiz doğar, şubat sıçrar gövdeme sonrasız bir ölüm peşin hüküm verir ellerim birer yağmur duası ey aklım, neredesin? Bismillahirrahmanirrahim sustu bulutlar. eğdim başımı soluğumun kimsesiz âhına yüreğim hep ağzımda yüreğim hep ağzımda yüreğim hep ağzımda…

bu şiirler tüm kara parçalarında hüküm sürmektedir; Afrika dâhil

Ölüyorum tanrım Bu da oldu işte Her ölüm erken ölümdür Biliyorum tanrım Ama, ayrıca aldığın şu hayat Fena değildir Üstü kalsın! Cemal Süreya, bu şiiri Yeni Yaprak dergisinde okuduğunda henüz ölmemişti. Ama sanki, iki gün sonra öleceğini hissediyor gibi “üstü…

Mehmet Kaplan’ın başlığını koyduğu şiir

beklemedim içimin göğe dönen yanını biraz Anadolu çalar yayları, bilmem belki Kürt şarkısı tütün gibi ağır kokar, belki de acıdır. tüm kibriyle oturakoymuş, bayımız bürokrattır; aklımda sancısı. ben gördüm, siz görmediniz; ellerinde rüşvet parası gel gör sen içimi, göğü kandıracak!…

ekonomik

“halk aşksızsa sokaklar banka dükkânlarıyla doludur.” Cahit Zarifoğlu oturup en tepesine tozlu yaşamın ellerimizin dokunmadan kirlendiği tozun uçuşuna bu vurgu. Karadeniz’e kıyım vardır benim, ben bu yüzden lacivertimdir bazen. bakınca anlayamazsın derinliğini güvercinlerle boğulan içimin. şimdi geçmekteyim başka kıyıdan yüzüme…

şiire mektup

şiir beni terkettikten üç hafta sonra. hâlâ birbirimize dönmüş değiliz. ama seviyoruz, karşılıklı. şiir yazmıyorum seni hiç bu ara kalabalık hissediyorum, ondan. ya da belki küsmüşümdür sana sen bilmeden. yo, kırgın değilim aslında içim çok ağır da bu ara. taşıyamıyorum…

24.01.14

omurgamın orta yerinde bir imparatorluk çöküyorsa meşrû kılar gövdem gitmeni. gözlerim dökülür sonra soğukkanlılıkla aklım yanardağ, içim zemheri. bir gözün her kilometrekaresi düşüyorsa damarımın görülmedik kanından gidemeyen yerlerimin âhı tutuyorsa namaz kılar gövdem o vakit ruhuna. nerde bir sevmek görürsün…

gövdede ölüm

ne zaman görsem grameri bozuk bir gök aklım delişir, bilsen dilin giyotin. yaprak düşer, yaprağın damarları görünür her damarda kan, kanında sen hücremde bir sonbahar ölür. geçti gökyüzünün hengâmeli gülüşü toplanır ceset ceset geçmişten birkaç yıl yaralı ciğerim hangi kuşun…

şubat şarkısı

gecenin sokakları varmış, gözleri karanlığa saplananların dolaştığı. içi, içine sığmayanı, kaybedermiş bir köşede. soluksuz bir mevsim getirdim ben de! şubat ölürse benim için, sendendir. aslında derdim yoktur kış ile… ben üşümenin eski adıyım! ölürsem, -bilmem ki ne ile?- gelir misin,…

döngü

bulutlar yere tükürüyor, -bak! ve yer cehennem. ıslanmaya tahammülü yok. şu basıp geçtiğim aklımdır. baktım, sen de ordaydın. oturdum da bir buluta, tükürdüm. sen düştün sonra ve göründü cehennem.

simitcay.com özgün yazıların yer aldığı bir site olup tüm içeriğin hakları saklıdır. © 2020