Özet: Küçük Arı Afrikalı bir sığınmacı, onun hikayesi anlatılıyor kitapta. Uluslararası bestseller etiketli bir kitap; ünlü gazete ve dergilerden övgüler almış bilmem kaç ülkede basılmış. Kitaplar bu kadar allanıp pullanınca belki daha çok satılıyor ama bu etiketlerinden sıyırdığında zevk alabiliyorsun aslında.
Sizin ülkenizden yeterince korkmamışsanız, gidip bir korku filmi izleyebilirsiniz. Sinemadan geceye çıktıktan sonra bir süre dehşet her yerdedir. Belki katiller evinizde yatmış sizi bekliyorlardır. Çünkü evinizde bir ışık yanıyordur ve siz ışıkları kapattığınızdan emin olduğunuz için böyle düşünürsünüz. Aynada makyajınızı temizlerken kendi gözlerinizde tuhaf bir bakış görürsünüz. Bu siz değilsinizdir. Bir saat için ele geçirilmişsinizdir ve kimseye güvenmezsiniz; sonra bu duygu yavaş yavaş yok olur. Sizin ülkenizde dehşet, ondan yana bir derdiniz olmadığını kendinize hatırlatmak için aldığınız bir dozluk bir şeydir.
Ben ve köyümdeki kızlar için dehşet bir hastalıktır ve bizi hasta eder. Ayağa kalkıp , kendiliğinden kapanan büyük kırmızı sinema koltuklarını arkanızda bırakarak tedavi edebileceğiniz bir hastalık değildir. Bu iyi numara olurdu. Eğer bunu yapabilecek olsaydım, bana inanın çoktan fuayede olurdum. Büfeci çocukla birlikte güler, tereyağlı patlamış mısırları İngiliz Sterlinleri ile değiş tokuş eder, şöyle derdim:” Ah, Tanrı’ya şükür hepsi geçti. Hayatımda gördüğüm en ürkütücü filmdi, bir daha ki sefere ya bir komedi filmi ya da öpüşmeli romantik bir film seyredeceğim.” ama belleğinizdeki filmden bu kadar kolay kurtulamazsınız.
Küçük Arı’dan
Böyle tanımlar küçük bir sığınmacı korkuyu oysa daha fazladır taşıdıkları belleğinde.
Nereye sığınırsa sığınsın kaçamaz göçemez zira onunladır her yerde acıları, rüyalarında kabuslarında boş boş baktığı duvarlarda, benliğinin taa içinde.
Küçük Arı da bu sığınmacılardan biri, onun hikayesi anlatılıyor kitapta. Uluslararası bestseller etiketli bir kitap; ünlü gazete ve dergilerden övgüler almış bilmem kaç ülkede basılmış. Kitaplar bu kadar allanıp pullanınca belki daha çok satılıyor ama bu etiketlerinden sıyırdığında zevk alabiliyorsun aslında.
Tutunabilmek için dil bilmesi gerektiğini iyi biliyor ve gelen yardım kolilerinin içinden herkes güzel kıyafetler seçerken o; sözlük, İngilizce çalışmak için kitaplar seçiyor. Evet bunu yaşamak için yapıyor. Kendisi için yaptığı tek şey ise çirkin kaba büyük botlarının içinde sakladığı tırnaklarına kırmızı oje sürmek. Her şeyini kaybetmiş bir insanın kendini kendine hatırlatması, insan olduğunu, bir genç kız olduğunu kendi kendine unutturmayışının en güzel ifade ediliş biçimi kırmızı ojeler.
Anlaşıldığı gibi yazar çok güzel, sık rastlanmayan, çok farklı bir konu seçmiş ancak kurgusu bazı bölgelerde parçalı bulutlu haliyle konunun yanında zayıf kalmış. Bir türlü kapatılamayan delikler yamanmayan yerler var kurguda.
Hani bazı kitaplar, taa sayfalar sonra çekici gelmeye başlar ya bu kitap daha ilk sayfada konusuna ilgini çekiyor, severek merak ederek heyecanla okuyorsun. Küçük Arı’nın başına neler gelmiş, neden kampta, çıkıncı yanına gideceği aile neyin nesidir, Küçük Arı onları nereden tanıyor? Bu sorular eşliğinde okurken çabucak cevaplarını bulmaya başlıyorsun açıkçası bu da kitabın gerisini benim için sıkıcı kıldı. Senin için de öyle miydi?
Özellikle “Bu hikayeyi evdeki kızlara şöyle anlatırdım.” diye başlayan bölümler kitapta benim hoşuma giden kısımlardı ancak ne Sarah ne onun Andrew Lawrence arasındaki gelgitleri, sonrasında Lawrence ile ilişkileri yazmaya değer bulacak kadar sevmedim. Hele kitabın sonu benim için koca bir boşluk. Rica ediyorum sen doldurabildiysen bize de anlat. Oysa sonu böyleyken bir de başa bak; başlangıcı gayet dikkat çekici. Yazarın Küçük Arı’nın mülteci kampındaki günlerini anlatmasıyla başlıyor. Kısa erkek gibi kesilmiş saçlar bol gömlek ve pantolonlar, belli olmasın diye bantla yapıştırılmış göğüsler. Evet o kendini çirkin göstermeye çalışan bir kız. Çünkü bir kızın sırf kız olduğu için başına gelebilecekleri en acı tecrübeyle hafızasına kazımışlar.
Ve psikoloğun yanından çıktığımızda; yükümüzün bir kısmını o odada bırakmış gibi oluruz, biraz daha hafif biraz daha mutlu çıkarız sokağa karışırız insanların arasına. Fakat bana söyler misin? Küçük Arı’nın beynine kazınanları hangi psikolog silebilir, hangi antidepresan yok edebilir? Küçük Arı bir kurgu karakter belki, belki yazarın tanıdığı birinden esinlenmesi kim bilir? Ancak yalan mıdır? Küçük Arı gibi binlerce çocuğun, genç kızın yaşadıkları haykırış olup yükselirken semaya; belki benim, belki senin, belki bir başkasının eş dost sohbetlerinde kahkahaları çınlıyordu aynı semada. Biliyorum bunu duymak pek hoşuna gitmedi. Ama ben kendimi düşünmekten alıkoyamıyorum. Evet bu adaletsizlik için Tanrı’yı suçlayanlar var. Ancak hayır Tanrı’yı suçlamamı bekleme benden. İnan bana bu bir kaçıştır ve bu en kolay en basit yoldur. Yaradan’ın verdiği iradeyi nasıl kullanacağını irade sahibi tayin eder çünkü. Bazı insanlar maalesef akı değil karayı, tebessümü değil göz yaşını seçti.
Ey insan! Var olduğundan beri savaşıyorsun. Daha ne zaman doyacaksın? Daha kaç bebeğin kanı bulaşacak ellerine? Kaç insan öğütecek dişlerin, kaç gözyaşıyla yıkayacaksın kirli ruhunu? Hangi hayalleri parçalayacaksın en sevimli en tatlı yerinden?
Özlem KARAPINAR
Yazarın diğer kitap tanıtımını okumak için tıklayın.
Makale tam metnine ulaşın (PDF). Öz: Orhun Yazıtları, İslamiyet öncesinde Orta Asya bozkırında yaşayan göçebe… Daha Fazla
Türkiye’nin en köklü şiir yarışmalarından biri olan Simit Çay Edebiyat Etkinlikleri Şiir Yarışması’nın 12.sinin sonuçları… Daha Fazla
Kağan, Türk ve Moğol devletlerini yöneten hükümdarların unvanıdır. Bu sebeple tarihteki Türk devletlerinin yönetim şekline… Daha Fazla
İsim tamlamalarını oluşturan isim ya da zamirlerin arasına gelerek bu kelimeler arasında ilişki kuran eke,… Daha Fazla
Günümüzde yapay zekâ teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte “deepfake” kavramı giderek daha fazla tartışılır hâle gelmiştir. Türkçede… Daha Fazla
Özet Kitapçığıİndir 16–18 Mayıs 2025 tarihleri arasında Buhara’da düzenlenen Uluslararası Dil ve Edebiyatta Sağlık Sempozyumu,… Daha Fazla