İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Aşk Şiiri: En Güzel Aşk Şiirleri

Türk edebiyatında aşk şiiri denince akla gelen birçok isim var: Cemal Süreya, Nazım Hikmet, Özdemir Asaf, Ataol Behramoğlu, Ümit Yaşar Oğuzcan vb. Bu yazımızda Türk edebiyatındaki aşk temalı şiirlerden en güzel pasajları bulacaksınız.

Türk edebiyatında aşk dendiğinde Nazım Hikmet‘in “Seviyorum Seni” şiirinin yeri başkadır.

Seviyorum seni
ekmeği tuza banıp yer gibi
Geceleyin ateşler içinde uyanarak
ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi
Ağır posta paketini
neyin nesi belirsiz
telaşlı, sevinçli, kuşkulu açar gibi
Seviyorum seni
(...)

Edebiyatımızda imkânsız aşk temasını en iyi anlatan şairlerin başında Cemal Süreya gelir. Nitekim şair duygularını “Biliyorum Sana Giden Yollar Kapalı” şiirinde öyle ifade eder.

Biliyorum sana giden yollar kapalı
Üstelik sen de hiç bir zaman sevmedin beni

Ne kadar yakından ve arada uçurum;
İnsanlar, evler, aramızda duvarlar gibi

Uyandım uyandım, hep seni düşündüm
Yalnız seni, yalnız senin gözlerini
(...)

Aşkın içindeki sitemin ilacı zamandır. Bu duyguyu en güzel aktaran şairlerin başında Ümit Yaşar Oğuzcan gelir. Şair sevgilisine “Bir Gün Anlarsın” adlı şiirinde şu mısralar ile seslenir:

Uykuların kaçar geceleri
Bir türlü sabah olmayı bilmez
Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya
Deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında
Ne çarşaf halden anlar, ne yastık
Girmez pencerelerden beklediğin aydınlık
Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın
Onun unutamadığın hayali
Sigaradan derin bir nefes çekmişçesine dolar içine
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın
(...)

Oğuzcan unutulan eski hatıraları da en güzel betimleyen birkaç isimden biridir Türk edebiyatında. Şair bu duyguyu bize “Beni Unutma” şiirinde şu şekilde iletiyor:

Bir gün gelir de unuturmuş insan
En sevdiği hatıraları bile
Bari sen her gece yorgun sesiyle
Saat on ikiyi vurduğu zaman
Beni unutma
(...)

Aşk deyince özneler nesneler birbirine karışır. Nitekim Ataol Behramoğlu en güzel teşhisi ortaya koyar: Aşk İki Kişiliktir.

Değişir rüzgarın yönü
Solar ansızın yapraklar;
Şaşırır yolunu denizde gemi
Boşuna bir liman arar;
Gülüşü bir yabancının
Çalmıştır senden sevdiğini;
İçinde biriken zehir
Sadece kendini öldürecektir;
Ölümdür yaşanan tek başına
Aşk iki kişiliktir.
(...)

Bir de trajik aşk hikâyelerini anlatan şiirler vardır tabii. Tıpkı Orhan Veli’nin Anlatamıyorum şiiri gibi.

Anlatamıyorum şiirinin hikayesi için Bella Eskenazi yazımızı okuyabilirsiniz.

Ayrıca hikâyeli şiirler deyince Cemal Süreya ile Sezai Karakoç arasındaki bir aşk üçgenini konu aldığı söylenen “Mona Rosa” şiirini tabii ki zikretmeden olmaz.

Mona Rosa. Siyah güller, ak güller.
Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak.
Kanadı kırık kuş merhamet ister.
Ah senin yüzünden kana batacak.
Mona Rosa. Siyah güller, ak güller.
(...)

Hikâyeli şiirler arasında bir de Lavinia şiiri var tabii. Ayrıca Özdemir Asaf‘ın bu şiiri Türk müziğinin de unutulmaz parçalarından biri.

Sana gitme demeyeceğim.
Üşüyorsun ceketimi al.
Günün en güzel saatleri bunlar.
Yanımda kal.

Sana gitme demeyeceğim.
Gene de sen bilirsin.
Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim,
İncinirsin.
(...)

Aşk Şiiri Antolojisinden Özgün Şiirler

Sitemize ve dergimize gönderilen çok sayıda aşk şiiri arasından beğendiklerimizi bu bölümde paylaşıyoruz. Siz de kendi şiirinizin burada yayımlanması için öneride bulunmak isterseniz, şiirinizi yonetici@simitcay.com adresine gönderebilirsiniz.

Büşra Eraltuğ‘un “Anıların Masalı” adlı şiirinde silinmeye çalışılan hayal kırıklıkları karşımıza çıkıyor:

ANILARIN MASALI

Geç kaldık git demeye
Çok geç vazgeçmek için
Vakit alışma vakti
Sensizliğe 
Bizsizliğe

Vakit karanlık
Gemiler geçmiş gönlümün sahilinden 
Aynalar kırılmış göz bebeklerimden
Üstelik kalbim paramparça kalmış

Şimdi bizden kalan tek şey anılar
O her aklıma geldiğinde canımı yakan anılar
Senin hiç aklına gelmeyen
Benimse hiç aklımdan gitmeyen anılar

Ölümlü dünyada ölümsüz olan anılar
Kimi güzel kimi kötü

Kimi mavi kadar özgürlük kokan
Kimi siyah gibi yasa boğan

Çok geç unutmak için
Kışın donduran soğuğu
Yazın kavuran sıcağı

Biz yanan bu ateşin içinde kavrulduk
Beraber…
Yana yana…

SEN
BEN
BİZ
Beraber boğulduk
O ıssız dediğimiz denizin sularında
Kafa tutmak istediğimiz dalgalarla savaşırken

Ayrıldı ayrılmaz sandığımız ellerimiz 
Bir daha hiçbir araya gelmemek üzere…

Sahi hangi masal yazar bizi bir kez daha
Hangi romana konu olur sevdamız

Hangi şarkıya ilham verir kalp atışlarımız
Biz bittik 
Bir daha kavuşmamak üzere…
Siz başladınız
Bir daha ayrılmamak üzere…

Büşra Eraltuğ

Metin Kaplan, aşkı kısa ve öz bir anlatımla şu şekilde betimliyor:

Koca bir dağın tepesinde
Bir deli rüzgar eser başında
Saçların şaha kalkmış
Boynu bükük bir gül durur şakağında
Mezar olmuş gamzen
Palamut yeşili gözlerinden
Sicim sicim dökülen gözyaşına

Karanlık, dar, patika bir yolda
Göğsüme saplanan dikenler
Kan kusmuşum her taşa
İşte yanındayım, burdayım
Tüm ruhumla dimdik ayaktayım

Metin Kaplan

Arya Dırdıroğlu‘nun “Çarmıhtaki Bekleyiş” adlı şiiri aşkı şiirsel düşünüşüyle yani derin imgeleriyle zorlu bir muhasebe süzgecinden geçiriyor.

ÇARMIHTAKİ BEKLEYİŞ

Çarmıha gerilmiş ruhumun 
eliydim.
Bu topraklarda yürüyen karıncanın feryadı gibiydi
seslenişlerim.
Nasıldı nefes almak, unutulmaya yüz tutmuş iken,
bilemezdim.
Git dedim, gelemeyecek kadar uzağa,
Bir daha dönülemeyecek kadar 
güzel baharın kurtuluşlarına,
Ufukların ardında bıraktığı,
müthiş kızıllığına.

Umutların ardında kaldı 
tek bir kırıntı.
Buna tutunacak kadardı, çaresizliğin getirdiği
son dem sıkıntı.
Yok olmakla var olmayışın arasında kaldı 
her bir parçası.
Koydu elinin yüreğinin ortasına,
mahşer gibi kalabalık, kimsesizlik gibi
yalnızlığın lügatında.

Gelen giderdi, gidenin dönmediği bu
coğrafyada.
Akıp giden yalnızca zamandı,
Yaşantılar hep stabil kalandı.
Parça parça yok oluşuydu bu çığlıklar,
bu feryatlar.
Gelemeyecek kadar imkansız olan 
hiç yaşanmamış hayatlar.
Gözler bir mucizenin izindeydiler,
Kalan yaşantılar da, bu bekleyişlerle
tükendiler.

Arya Dırdıroğlu

Aşkın en sarsıcı yanını yani ayrılığı Zülal Nimet Demirel, “Beyaz Ayrılık” şiiriyle betimliyor:

BEYAZ AYRILIK

Bir adam, 
Gözleri karanlık 
Bakışları sokak lambası
Tek bedende kalabalıklar şehri 
Kalbi çekip gitmelerin başkenti

Bir kadın, 
Kendi kendine misafir 
Vazgeçmek kitabında başrol
Yokuşlu yollarda yorgun düşmüş bedeni 
Kalabalıklar şehrinin sessiz müdavimi

Bir veda, 
Karanfil bahçelerinde batan güneş
Yarıda bırakılmış bir şiirin son kelimesi

Üç kelime, kesişme ve yolculuk
Beyaz bir ayrılık hikayesi
Üçü de birbirinin yabancısı şimdi

Zülal Nimet Demirel 

Yasemin Ünal, ulaşılması zor olanı yani imkânsız aşkı şu mısralarla dile getiriyor:

BİZ İMKÂNSIZI SEVDİK

Sonunu bile bile biz imkânsızı sevdik.
Saçındaki aktan kalbindeki pasa kadar her zerresini sevdik.
Bir sahra çiçeği ile bir martının buluşması kadar zor bizim sevdamız .
Deniz gök yüzüne ulaşır mi? 
Âşık maşuka  kavuşur mu?
İmkânsız aşk yaşanır  mi? 
Her sevdalının yüreği yetmez imkansıza, acı da var umut da var. 
Kolay olanı dilimiz ister.
Kalbimiz kolayı sever mi hiç, vazifesi zoru sevmek.
Bir aşk için senelerce ilmek ilmek hep didiniriz.
İmkânsız aşkla avunuruz.
İnsanoğlu değil miyiz?
Göletleri sevmek varken, gider okyanusa aşık oluruz.
Laf dinler mi kalbimiz söyle?
Bir cesaret bir meşakkat. 
Umudumuz hayallerdir.
Yürekteki alev ile imkansız aşk hep sevilir.

  Yasemin Ünal

Mevlüt Dinç, şiirinde terk edişleri konu alıyor:

Elveda sana da en derinden 
Bir neyin en güzel sesinden 
Arkana bakma yürü yavaş yavaş 
Yüzün yerde seni adım adım takip ederken 

Bir ok gibi git dümdüz hedefe doğru 
Hızlıca uzaklaş buradan 
Geride bir tebessüm bıraktın 
Yıkık dökük onca enkazın arasından 

Şimdi hafif hafif bir yağmur çiseler 
Dökülür boyalar çıkar meydana gerçek 
Bir ayna bulur da bakarsan eğer arkana 
El sallarım sana ardından sade bir tebessümle.

Mevlüt Dinç

Melike Mert ise içinde taşıdığı büyük badireleri dizelere döküyor:

Bütün olmazlara oturdum kafamın içindeki koltuğa.
En çok sendeki derinlikte boğuldum kaldım.
Bildim, gördüm daha en başından 
Ama bitiremedim kalbimdeki aşkı.
Beni büyütürken bu acı epeyce sarstı.

Hacer Kelekci, “İçimdeki Cennet” şiirinde aşkı cennet metaforu ile anlatıyor:

İÇİMDEKİ CENNET

İçimde o kadar çok sen var ki
Özleminde yokluğunu seviyorum
İçimde devleşen sana karşı çırpınışlarımı seviyorum
Seni hatırlatan her söze karşı
Ele avuca sığmayan kelimelerin kavuşmasını seviyorum
Seni  seven kalbimin sana baktıkça
Gözlerimin ışık saçan yanını seviyorum
Nice aynalar koşar gözlerini aşıp
Benzerini bulmak için
Ey aynalar!
Benim eşim de benzerim de O’dur
Senin olmak ömrümün kutlu zaferi
Vadedilmiş  cennet gibi varlığın
Yaşadıkça cesaret topluyorum
Adem'le Havva’yı yeniden ayaklandırdı
Dünyaya atılmış ilk adım
Bastığın yerin izinde cennet arıyorum.

Hacer Kelekci

Abdussamed Badruk, özellikle halk şiirimizin nazım özellikleriyle kaleme aldığı şiirinde aşkın büyülü dünyasını yansıtıyor.

Her ayrılığın sonu hüsrandır
Sendeki ayrılık,bana hicrandır
Canın hatrına, can fedadır
Gönlünde ben olsaydım keşke

Sen yürüdün arkandan baktım
Sanki gözümün önünden aktın
Yandım, kül oldum kaldım
Sana yanan hâr olsaydım keşke

Ufak ufak aktı gözümün yaşı
Uçan kuşlara anlattım aşkı
Kanatlarına tonlarca yük aldı
Kuş gibi gönlüne konsaydım keşke

Zalim değildim, mazlum hiç değil
Hiç değilse, gözlerini açta göreyim
Denizin kıyısında gibi bir yerdeyim
O kıyıdaki kaya olsaydım keşke

Mecnun adıyla kaldı böyle
Leyla'nın aşkı vardı her devirde
Bağrında yetişen güller'de
Senin Mecnun'un ben olsaydım keşke

Abdussamed Badruk

Berkant Aldırmaz, imgelerle dolu “Pigmalyon’un Laneti” adlı şiirinde özellikle aşkın gizemlerle dolu yolculuğunu bize resmediyor.

PİGMALYON'UN LANETİ

Kapat gözlerini, hisset teninde tınlayan ezgileri
Yüzündeki kırışıklıklarda, o karanlık çukurlarda gezdiğimi
Saç tellerinde, macera arayan bir korsan
Define olan ruhuna prangalandığımı seyret
Biraz acılı, biraz hazla havada cirit atan mırıldanışlarım
Hepsi senin için, seni sen yapanlar için
Ateş gibi, düştüğü yeri yakan öpücüklerim
Ardımda bıraktığımsa kül topluluğu
Derya deniz gibi, yüzmeyi bilmeyen düşlerim
Kıyılarına vurduğumsa, güneş vuran alnındaki perçemin

Dinle, uzandığımız yerden Paris sokaklarına haykırdığım türküleri
Hisset, seviştiğimiz yerde açan çiçeklerin Babil'i kıskandırdığını
Rüzgarların tenine hücum ederken açık havada, doğayla kavga edişimi izle
Aramıza yıkılmaz duvarlar örecek ölümün, bize acıdığını kavra

Yağmur damlaları biriktiren gamzelerin
Asırlık ağaçlara besin öpücüklerin
Sonsuz bir dağın eteğinde
Faniliğin ağır yükleriyle Atlas'ım bir senin için

Ne beni sevmeni ne de bilmeni isterim
Uğruma yıllarını eskitmeni, kum saatlerini devirlemeni isterim
Ben güzelliğinin gözümün önünde erimemesini
Bin ömür eskitmeye yeğlerim

Ritim tutan ayaklarım, amansız çırpınışlarım eşliğinde
Hayat denilen lavuğa küfürler ediyorum
Kaybetmeye mahkum olduğum bir kavga gibi
Yere yığılmışken kulaklarıma fısıldayan acımtırak kemanlar
Can havliye bağırdığım çığlıklara sebep
Binbir bilmecenin kafamı bulandırması
Bağdat Pazarı'ndan aldığım orakları
Yenilgiyi kabullenişimle ölüme teslim edişim
Pigmalyon'un ayırt edemediği gerçek ve soyut terazisi

Adına yazdıklarımı şiir sanma
İnsanlığa çizdiğim, bir ara tanıdığım kadının tuvalidir
Satırlarımdakileri kelime sanma
Ruhumu uyutmak için, bir ara en sevdiğim şarkının melodileridir

Berkant Aldırmaz

Salih Melikoğlu, “Sevgili” adlı şiirinde âşığın zorlu serüvenini anlatıyor:

SEVGİLİ

Bu yol gönül yoludur dikenlerini serme
Güneşi göster bize perdelerini germe
Bırak kızarsın güller alel acele derme 
Âşık yürek narindir kıran olma sevgili 

Ruhu saran türküyü söküp de alma sazdan
Çoklara meyil verip olma eldeki azdan
Nice güzeller gördük yenik çıktı zamandan
Aşkın sonsuzluğuna cellat olma sevgili

Kâkülün düşsün yüze el vurup da dağıtma 
Göster bize çehreni köşe bucak aratma
Kabuk tutmuş yarayı eşeleyip kanatma 
Şu gülistan bağları bozan olma sevgili

Mest eder mahlukatı kokun hangi çiçektir 
Can yakmaya doymazsın bu nasıl bir haslettir
Yanan canın isteği az biraz merhamettir 
Aşığın kalemini kıran olma sevgili 

Bakmışsın geçmiş ömür yerde kuru yapraksın 
Ne kadar uzasan da nihayeti topraksın 
Aşık türküyü söyler sen kırık bir mızrapsın 
Burnu Kaf dağlarında gezen olma sevgili

Bulamazsın sevdayı berduş meyhanelerde
Nice dağ gibileri yitip gitti bu selde
Kırma taze dalları biraz insafa gelde
Seven kalbin ahını alan olma sevgili

Yıkılsın duvarların duvarlar ören olma
Aşk hiçlik makamıdır eksiği gören olma
Sürgünüz bu dünyada zincirler vuran olma 
Şu yüreğin rızkını çalan olma sevgili

Salih Melikoğlu

Menaf Taşdemir ise aşkı üç dize ile özetliyor:

Kokunun sindiği bütün sokaklara
damla damla bıraktım kalbimi,
olur da basarsın üstüne ilk günkü bastığın gibi...

Mehmet Şirin Aydemir, aşkın acı dolu anlarını “Aşk-ı Memnu” şiiriyle okurlarına aktarıyor. Ayrıca bu aşk şiiri yasak duygusunun kemirgen ıstırabını yansıtıyor bize.

AŞK-I MEMNU

Ahraz gönül memnu aşka düş oldu
Ah derdimi gidip kime söyleyim
Buğulandı gözüm kirpik yaş oldu
İçim acır yürek sancır neyleyim
Ah derdimi gidip kime söyleyim 

Kınarlar da taşa tutarlar beni
Mancınıkla nar'a atarlar beni
Köle pazarında satarlar beni
İçim acır yürek sancır neyleyim
Ah derdimi gidip kime söyleyim

Belki de sürerler beni Fizana
çevirirler ömrüm kışa hazana
Ardımdan konuşup kızan kızana
İçim acır yürek sancır neyleyim
Ah derdimi gidip kime söyleyim

Kar getirsen karşı dağdan etmez kâr
Ravzai yangının dinmez bitmez har
Koca dünya gözlerime sanki dar
İçim acır yürek sancır neyleyim
Ah derdimi gidip kime söyleyim

Mehmet Şirin Aydemir

Ayşenur Akın, aşkı küçürek hikâye tadında anlatıyor bize “Refik ve Refika’ya Şiir” adlı eserinde.

Refik ve Refika'ya Şiir

Uzatırım kollarımı
Sessizliğim kuşlarımı kaçırır.
Bir tek dalım vardır konduracak,
Soluğumda bir gül bulamayışım,
Bağırtır hecelerimi;
Seslere yer açtı.
Koz kırıldı sessizlikte,
Sessizliğime eşlik eden refikim,
Kuşlarını büyütür ellerinde.
Kuşlarım köhnelerime şerik,
Eşikleri yoktur külbelerimin.
Gelene yer açtı.
Ceviz bağlı kilidim,
Can simidim yoktur.
Cana susamışlık,
Dilinde yer açtı.
Bağda üzüm üzüme,
Bakarken görmedi.
Karasını;
İkisinin arasında,
Yarısı yarısını aramazken;
Biri ötekinin,
Yarasında yer açtı.

Ayşenur Akın

Zeynep Uzun Yılmaz, ayna metaforu üzerinden aşkı betimlerken özellikle sevginin hayatla olan sımsıkı bağına vurgu yapıyor.

AYNA
Bir çift gözle başladı bütün hikaye
Kalpten kalbe yol arandı sabahın beşi akşamın en ücra saatlerinde
Oysa ki bulunan bütün yolların bir adı vardı
Ne geceler ne gündüzler sensiz aralanmazdı

İçimin bütün sokakları seninle dolu
Kokun sadece bende kalsın diye pencereleri açamıyorum
Senden önceleri bir ayna asılı dururdu içimde
Şimdilerde bana ait olan her bir parçada seninle rastlaşıyorum

Zeynep Uzun Yılmaz

Aşk Soyut Bir Hayal” adlı şiiri ile Barış Aziz Gündoğdu bize şöyle ifade ediyor:

AŞK SOYUT BİR HAYAL

İmkansızı istemektir bazen hayal etmek,
Hayaller gerçek olunca sevgiye veda etmek,
Hayal kırıklıkları yaşatır bir bakışta korkuları,
Aşkın kokusu uyandırır kabustan uykuları
 
Sevilen bir umudun gerçek olma hayali.
Aşkın gözü körken güzel görünür her hâli
Kaybolan yağmurlarda aranır özlemim,
Bir daha göremeyecek gibi son kez bakar sana gözlerim.

Gözlerini kapattığımda anlıyorum mevsimi,
Bir umut, rüzgarlarla taşırken hevesimi
Belki bir güneşin ışıltısı iletir sana sesimi
Uğrunda açan çiçekler için tutarken nefesimi


Yıllar geçer belki, gündüzlerin selamı yok,
Aylar geçerken, mevsimlerin izi yok,
Papatyalar seviyor mu diye umut edenler,
Bir hatırada rüzgar, gözlerinin sesi yok.

Barış Aziz Gündoğdu

Aşk ve beklenti, umut ve hüzün yani hayatın her türlü hissi Elif Aksoy‘un “Okyanus Gözlüm” şiirinde:

OKYANUS GÖZLÜM

İçimde mistik bir koku var, dışarı da yağmur yağıyor
Ben düşlüyorum o güzel mavi gözlerini…
Odamda penceremden dışarı bakıyorum.

Belki gelir hayat verirsin o güzel sessizliğime diye… 
Gözlerimi kapatıp, hayalini resmediyorum
Sanki dün gibi karşımdasın,
Sanki karşımda bir duvar var, ben elimi vermek istiyorum o mavi gözlü adama...

Nefessiz kaldım, 
Uyandırır diye bekliyorum, 
Susuz kaldım susuzluğumu dindirir diye bekliyorum... 
Bir İstanbul sanki gözleri 
Her gece dinmek bitmeyen serseri sözleri,
Deli dolu, biraz öfkeli…
İnanıyorum, bir gün kavuşacağız…
Güneşli günler, 
Sen yine bakacaksın bana o güzel mavi gözlerinle, 
Ben hep bekleyeceğim seni, 
Aynı saatte, aynı yer de 
Benim deli dolu, mavi gözlü adamım
Kör kuyuların içine düştüm, kurtarmanı bekledim 
Ama boğuluyorum, ben,
Derin bir sessizliğe gidiyorum 
Gerçekten karşılarız bir gün dediğim yerde… 
Mis kokulum mavi gözlüm... 
Ben seni çok seviyorum...

Ben her gece kapımda bekleyeceğim seni 
Sen geleceksin yine o güzel sözlerinle bana 
Bakacaksın güzel mavi gözlerinle 
Kalbim yine kalbimde, elim yine elinde olacak 
Yine biraz inat edip, yine biraz güleceğiz..
Ben seni sevmeyi hiç sevmedim be mavi gözlüm 
Sevmek can acıtır derlerdi, yaşadık ve gördük.

Birimizin yaşaması için, birimiz feda etti canını 
Belki başka evrende karşılamak umudu ile... 
Sen herkese nefes veriyorsun mavi gözlüm 
Gülüşün, bakışın bana öyle bir oksijen ki 
Sanki tüm acılarımı seninle yeniyorum
Bana nefesi, yaşamayı sen öğretiyorsun 
Romeo’nun Juliet’e söz verdiği gibi 
Biz dönünceye kadar parıldasınlar 
Dudaklarımız biz kavuşuncaya denk mühürlesinler birbirlerini, mavi gözlüm…
Ve olur da ben bir gün elini bırakırsam 
Olur da sözümde duramazsam, işte o gece 
Yıldızlardan parlamasından vazgeçecekler, 
Güneş ve Ay yemin edecek kendine 
Doğmamak için sonsuza denk mavi gözlüm
Bak ay ne güzel doğmuş, gecenin sessizliğinde 
O güzel mavi gözlerine bakıyor sen güldükçe,
Yemin ediyor sonsuza denk geceyi aydınlatacağına 
Sokaklar gülüyor içten içe, biz göremesek de senin güzel gözlerine..
O kadar güzel ki,
0 okyanus gibi mavi gözlerin 
Bir gün incitirsem diye korkuyorum, 
Çünkü ben seni canını acıtmayacak kadar 
Çok seviyorum, çok seviyorum
Biz buluşuncaya denk o dolunay hep parlasın 
Eğer olur da buluşamazsak söndürüversin ışığını, 
Güneş bir daha doğmasın senin o güzel gözlerine bakamayacaksam 
Ben şimdi gidiyorum, yeniden buluşuncaya denk hoşça kal mavi gözlüm

Elif Aksoy

Aşkın çileli yollarını Yalçın Sevim, “Sevdanın Bir Sancısıyım” şiiri ile anlatıyor.

SEVDANIN BİR SANCISIYIM

Ayrılığın vazgeçilmez adıyım,
Aşkın tadılmaz bir yanıyım,
Bilmezler ki yüreklerin acısıyım,
Ben sevdanın bir sancısıyım.

Düşenin kalktığı yerde dostuyum,
Yardıma muhtacın hep yanındayım,
Dertli olanların dertlerine dermanıyım,
Ben sevdanın bir sancısıyım.

Senin için ben kalp hastasıyım,
Aşkın, sevdanın tarifini yapanım,
Yüreklere girip te çıkmayanım,
Ben sevdanın bir sancısıyım.

Yalçın Sevim

Fatih Aktaş, sevginin en güzel tariflerinden birini şu şiirinde yapıyor:

Nerede virane bir gönül varsa; 
yıkılmış, harap olmuş, savrulmuş  
külleri... 
Orada başlar semaya yükseliş. 
Salıver kalbinde çırpınan kuşları, 
Ulaşsın göklere ümit dediğin  
bekleyiş...

Fatih Aktaş

İlk yorum yapan siz olun

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak.