İki Üstat -Necip Fazıl ve Nazım Hikmet-

Necip Fazıl’ın şiiri; şiir içindeki somutlamayı soyutlamak için ön gören bir anlayışın ürünüdür. Bu kuşkusuz ünlü şair Valéry’nin şiir görüşünden izler taşımaktadır. Yani ona göre maddeler aleminde sınırlanıp kalmak davulculuk zanaati veya kaba meddahlıktan başka bir şey değildir. O derin bir lirizmle işlenen kadın temini dahi son derece soyut tonlarda çizmektedir. Yani kadın teminde bile kutsalla ilişkilendirilen bir örneklemle karışırız. İşte tam da burada iki şairin en temel ayrılma noktası ortaya çıkar. Hilmi Yavuz’un deyişiyle: “Ona göre, Nazım, heyecanda yüksek, belagatte değerli bir beyanname şiiri yazmaktadır.” Bununla birlikte Necip Fazıl’ın Nazım Hikmet’in şiirine getirdiği en büyük eleştiri onun şiirini düşünce temelinde asılsız bulmasıdır.

Bu da iki çağdaş şairimiz arasındaki en temel ayrılığın düşüncenin işleniş boyutunda olduğunu ortaya koymaktadır. Necip Fazıl, şiirde amacın soyuta ulaşma gayesi olduğunu belirtmesinin yanında, Nazım, 1920’li yıllardaki ilk Moskova gezisinden başlayarak şiir düşüncesinde materyalizmin etkisini hissettirmiştir. Bu da şiirin somut bir çizgiye kaymasına neden olmuştur. Yani ta felsefenin kurulum aşamasından itibaren başlayan madde – sezgi ve somut – soyut çatışması iki şair arasında ortaya çıkmıştır. Hatta Necip Fazıl’ın İdeolocya Örgüsü adlı çalışmasını incelediğimizde idea temelli felsefi görüşün mihenk taşı olarak gördüğü örgünün Eflatun ile büyük benzerlikler taşıdığı görülecektir.

Necip Fazıl’ın ideologya ülküsünde Tanrısallık ve sıradan insanların arasına sıkışmış bir şair karşımıza çıkmaktadır. Bu büyük bir yalnızlığın içerisinde boğuşan, doğayı anlamlandırma sürecinde yalanın, riyakârlığın ve gerçeğin dışında bir var oluş gören derin bir çıkmazın portresidir. Onun sıradanın üzerindeki bu duyarlılığı şairi ister istemez kutsal bir olgunun içerisine sokmuştur. Nazım ise maddenin ötesindeki öz ile bağlantı kurmamakta, doğayı salt bir var oluşun ürünü olarak görmektedir. Ancak önemli bir noktadır ki, Nazım’daki madde bağlamı Avrupai bir çizgide sert çizgileri olan madde sentezine tam olarak uymamaktadır. Özellikle şairin sosyal romantizm olarak nitelendirebileceğimiz şiirlerinin bazılarında ve özellikle ölüm temalı şiirlerinde yapısal – örtük bir mistisizmin varlığı inkâr edilemez.

Necip Fazıl, şiirlerinin önemli bir miktarında varlığın fizik içindeki rahatsızlığından yakınmaktadır. Bu ondaki kaynağını bilmediği meçhul bir korkudur. Yani modern insanın, bireyin huzursuzluğudur. Bu olgu insanın bir aynanın içine hapsolması ve bu kafes hayatından kurtulamaması biçiminde metafor hâline gelmektedir. Bu metaforlaştırma mekân kavramını da tartışmaya açmakta, “aşkın bireyin” varlığı sınanmaktadır. Bu aşma duygusu karmaşık duygular içindeki bir denizi andırmaktadır. Sezgilerin ağır bastığı bu söyleyiş, aynı duruma geçen maddelerin derin bir çatışmasıdır. Oysa Nazım, şimdi ile geçmişin, düşünce ve gerçeğin aynı düzlemde ele alındığı şiirler kaleme alabilmektedir. Nazım’da düşünce yapıya işlenmiş, coşkunluk hiç bitmeyecek gibi akıcılaşmıştır.

Bu iki şairimizin topluma bakış tarzları da farklılık göstermektedir. Nazım, toplumu bir bütün olarak ele almaktadır. Ancak Necip Fazıl için aynı şeyi söylemek mümkün değildir. O birey merkezinden kaynak bulan akıl yürütmelerle topluma eleştirel gözle bakan ve ideali arayan bir yapıdadır. Necip Fazıl’da bu akıl yürütme “kafa” ve “düşünce” kelimeleriyle simgeleşmektedir. Oysa Nazım, büyük halk kitlelerine yönelik bir tavırdadır. “Şeyh Bedreddin Destanı” gibi eserlerinde bu açıkça görülmektedir.

Both comments and pings are currently closed.

“İki Üstat -Necip Fazıl ve Nazım Hikmet-” Yazısı İçin Yorum Yok

  1. Keep on writing, great job!

    my web-site … legitimate surveys

Powered by Webmaster Forum