Karagöz ve Hacivat, geleneksel Türk tiyatrosunun dil ve anlatım özellikleri açısından sade bir yapıya sahip en özel parçalarından biridir. Bu oyuna gölge oyunu da denir. Mukaddime, muhavere, fasıl ve bitiş olmak üzere dört bölüme ayrılan oyunun kökeni çok eskidir. Nitekim bu yazıda Hacivat ve Karagöz’ün hangi özellikleriyle metne konu edildiği açıklanmaktadır.
Bu yazıyı PDF formatında makale olarak okumak için tıklayın.
Türk gölge oyunlarına “Çadır Hayal, Zıllı Hayal, Hayal-ı Zıll” adı verilirdi. Son zamanlarda ise oyunun baş kahramana adına uygun olarak “Karagöz Oyunları” diye tanınmaya başladı (Mutlu, 1995: 53). Karagöz gölge oyunları, kültürel tarihimiz açısından oldukça önemlidir. Bu oyunlar, Karagöz karakterinin merkezinde bir yanlışlıklar komedisi olarak günümüze kadar ulaşmıştır.
Geleneksel tiyatronun eğlence kültürümüzdeki yerini, Osmanlı toplumunda bir arada yaşama
kültürünü, isimler ve tipler arasındaki ilişkiyi bu yazıda detaylı bir şekilde bulabilirsiniz.
Çalışmamızda Karagöz’ün evrenini tarihî evren, muhteva ve içerik evreni, karakter evreni ve teknik evren olmak üzere dört başlık altında ele alacağız. Kısaca Karagöz oyunu özellikleri bağlamında şu şekilde açıklanabilir:
Karagöz’ün günümüze kadar nasıl geldiği, ilk olarak nerede oynandığına dair muhtelif görüşler vardır. Bu çeşit gölge oyunlarının çok eskiden beri Hindistan’da, Çin’de, Cava’da, Moğolistan’da oynatıldığını biliyoruz.
Anadolu Türkleri arasında on beşinci yüzyıldan beri gölge oyunları oynatıldığını gösteren belgeler var (Fuat, 2010: 232). Karagöz oyunlarının köken olarak Güney Doğu Asya gölge oyunlarına dayandığını söyleyen fikirler de vardır. (Sokullu, 2009: 157) Bu görüşler içerisinde ön plana çıkanlar ise şunlardır:
İlk rivayet Karagöz’ün Çin topraklarından çıktığı üzerinedir. M. Ö. II. asırda yaşayan İmparator Wu, çok sevdiği eşinin ölümü üzerine büyük bir ümitsizliğe kapılmıştır. Hiçbir teselli onu avutamamaktadır. Bir Çin sanatçısı, ölen kraliçeye benzeyen bir kadını, beyaz bir perde arkasından geçirip hayalini perdeye yansıtmıştır. İmparatoru bu hayalin ölen eşinin ruhu olduğu şeklinde avutmaya çalışmıştır. İşte bu buluş gölge oyununun gelişmesini sağlamıştır.
Diğer bir rivayet ise yine Çin kaynaklıdır. Camın henüz olmadığı devirde, Çin’de pencereler kâğıt yapıştırmak bir gelenekmiş. Bu sayede gündüzleri evin içi çok ferahmış fakat geceleri ışık odaya girince sokaktan odadakilerin gölgelerini görmek mümkünmüş. Sanatçılardan bundan ilham almışlar. (Yalçın ve Aytaş, 2005: 167)
İkinci rivayet ise bir Türk rivayetidir. Buna göre, Sultan Orhan, Bursa’daki camiini yaptırırken Karagöz’le Hacivat, bu inşaatta amele olarak çalışıyorlarmış. Fakat bu iki amele, o kadar komik hikayeler anlatıp öyle güldürücü bir meddahlık yapıyorlarmış ki öteki işçiler, onları dinlemek ve seyretmekten işlerini yürütemez olmuşlar.
Cami inşaatının bir türlü ilerlemediğine dikkat eden hükümdar, hadisenin sebebini öğrenince hiddetlenmiş, Karagöz’le Hacivat’ın idamlarını emretmiş, Fakat, az sonra bu yaptığına pişman olmuş, büyük üzüntü duymuş, o zaman Şeyh Küşteri isimli, panteist bir sanatkar, padişahın üzüntüsünü gidermek için, Karagöz’le Hacivat’ın hayallerini beyaz perdeye aksettirerek hem onu avutmaya muvaffak olmuş hem de Karagöz Oyunu’nun Türkiye’de mucidi olmuş (Banarlı, 1998: 733).
Üçüncü rivayet Evliya Çelebi’ye aittir. Evliya Çelebiye göre; Karagöz’ün esas adı Billi Çelebi’dir. Kendisi Selçuklu Türklerinden olup demircilikle uğraşır. Bursa şehrini Türkler alınca Ahmet Bali Çelebi Bursa’ya yerleşir, sanatını orada icra eder (Mutlu, 1995: 53).
Evliya Çelebi’nin anlattığı bir diğer rivayet ise şudur: Karagöz, Bizans İmparatorunun habercisi olup asıl adı Sofyozlu Mehmet Balı Çelebi’dir. Bu kişi imparatorun mektuplarını Selçuklu Sultanı Alaattin Keykubat’a taşırmış. Hacivat ise Selçuklu Türklerinden olup Efeli oğlu Yörükçe Halil adıyla anılırmış. Onun görevi de Selçuklu Sultanının Mekke ve Medine’ye gönderdiği mektupları taşımakmış. Bu iki postacı, seyahatlerinde birbirleri ile karşılaşınca şakalaşıp çevresindekileri bol bol güldürürlermiş.
Hacivat bir gün, Medine’den dönerken Şam dolaylarında haydutlar yolunu kesmişler ve onu öldürmüşler. Hacivat’ın sevimli köpeği sahibinin katillerini ortaya çıkarmış. Haydutlar yakalanarak cezalarını çekmişler. Evliya Çelebi’ye göre; bu olay Anadolu’da duyulur ağızdan ağıza dolaşır. Bir sanatçı Karagöz ve Hacivat’ın görüntülerini deri üzerine işler, oynatır. Evliya Çelebinin anlattığına göre, 1623 yılında yapılan şenlikte bol bol gölge oyunlarına yer verilmiştir (Mutlu, 1995: 54).
Bir diğer görüş ise Karagöz ve Hacivat’ın giyiminden hareketle Sümer ve Hititlere ait kabartmalara bakılarak onlardan çıktığına dair olan düşüncedir. (Yalçın ve Aytaş, 2005: 168)
Oyunun Mısır’dan gelişi…
Gölge oyunu, Türkiye’ye 16. yüzyılda Mısır’dan gelmiştir; Türkiye’de gölge oyununun varlığını kesin olarak gösteren kaynaklara da (Arap tarihçisi Mehmed bin Ahmad bin İlyas-ül-Hanefi’nin Bedâyi- üz-zuhûr fî vekayi-üd-dühûr adlı Mısır tarihindedir. Bu eserin birkaç yerinde gölge oyunuyla ilgili pasajlar vardır.) 16.yüzyılda rastlanmaktadır (And, 2014: 39).
Yavuz Sultan Selim çağının güvenilir kaynaklarından biri olan İbni İlyas’ın verdiği bilgi kesin olarak gölge oyununun Türkiye’ye 16. yüzyılda Mısır’dan geldiğini gösteriyor (And, 2014: 40). 17. yüzyılda ise artık Karagöz’ün kesin biçimini aldığını biliyoruz. Bu yüzyılda Evliya Çelebi gölge oyunu üzerine kesin bilgiler verdiği gibi, Türkiye’ye gelen yabancı gezginler de Karagöz oyununu anlatmaktadırlar (And, 2014: 41). III. Selim devrinde sarayda Karagöz, belki bir nevî orta oyunu rağbette idi (Tanpınar, 1988: 85). Gölge oyunu XVII. yüzyıldan sonra çok yaygınlaşmış, padişah çocuklarının doğumu, sünnet olması, evlenmesi vb. şenliklerde, Ramazan aylarında kahvehane ve konaklarda oynatılmıştır (Düzgün, 1999: 618).
Karagöz’ün gelişimi içinde iki önemli sorun vardır. Bunlardan biri, Karagöz’ün toplumsal ve siyasal eleştiri, taşlama yönü, öteki ise, açık saçıklığıdır (And, 2014: 42). Namık Kemal bunlara “sû-i edeb talimhâneleri” veya “sû-i ahlâk mektebi” ve “bunca rezâletler mektebi” diyor, bunlar yerine tiyatroya yönelmeyi salık veriyordu (And, 2014: 44). Meydan-ı Küşteri ya da Şeyh Küşteri Meydanı olarak da bilinen Karagöz perdesinin, tarihi boyunca baş etmek zorunda kaldığı yasaklar ve sansürlere rağmen Saray’da da özel bir yeri olmuştur (Ümit, 2014: 57).
Günümüzde ise Karagöz kahvehaneden çıkıp çocuklar için bir alışveriş merkezi eğlencesi olmuştur (Ümit, 2014: 63).
Karagöz oyunları genellikle üç kısımda ele alınır. Birinci kısım oyunlarda işsiz Karagöz’e Hacivat’ın iş bulma konusu, ikinci kısım oyunlarda Karagöz’ün çeşitli kargaşalara sebep olduğu olaylar, üçüncü kısım olaylarda ise halk arasında yaşayan fıkra ve efsanelerin Karagöz’ün konuları içerisine girdiği mevzular anlatılmaktadır (Yalçın ve Aytaş, 2005: 175).
Her Karagöz oyunu dört bölümden oluşur:
Giriş (Öndeyiş, Mukaddime, Prolog) kısmında narekenin (kamıştan yapılmış düdük) çalınması ile “göstermelik” denilen tasvir (ev, bitki vs.) perdeden yavaş yavaş yukarı çekilir. Bundan sonra sahneye, seyirciye göre perdenin sol tarafından Hacivat semai okuyarak gelir. Semai bitince perde gazeli okur. Karagöz’ü perdeye davet eder. Karagöz perdeye gelir.
Muhavere (Söyleşi, Diyalog) bölümü Karagöz ile Hacivat arasında geçen birbirlerine bilmece sordukları ve bir olayın ya da bir rüyanın gerçek bir olay gibi anlatıldığı bölümdür.
Oyun (Fasıl) kısmında esas oyun başlar. Konunun akışına göre uygun şekilde çeşitli tipler gelerek oyunu oluşturur ve sonuca vardırırlar.
Bitiş (Final, Etilog) bölümü çok kısadır. Konu bitirilince Hacivat Karagöz’e “Yıktın perdeyi eyledin viran/Varayım sahibine haber vereyim heman” diyerek oyunun bittiğini haber verir. Görüntüler perdeden çekilir. Oyun sonunda çengi gelir müzik eşliğinde oynar (Mutlu, 1995: 55).
Karagöz gölge oyunu Karagöz ve Hacivat’ın baştipler olarak karşımıza çıktığı bir türdür. Nitekim Karagöz halkı, Hacivat ise biraz daha üst tabakayı temsil eder. Karagöz açık sözlü, sade bir halk adamıdır; öbürü, Hacivat ise okumuş, dalkavukluğa yatkın, çıkarını bilen bir kimsedir (Fuat, 2010: 232; Demir ve Özdemir, 2013: 63).
Karagöz oyununda Karagöz ve Hacivat dışında da birçok tip vardır. Bu tipleri açıklamaları ile birlikte “Karagöz ve Hacivat oyunundaki diğer tipler” başlığında inceleyebilirsiniz.
Karagöz’ün kültürel düzlemdeki akranı Hacivat uygarlaşmanın temeli olan dil ve bununla bağlantılı işitme metaforuyla karşımıza çıkar. Ağdalı bir dil kullanır, edebiyatı, aruz veznini bilir. Söyleşmeyi yönlendiren ve anahtar veren odur. Onun bütün derdi söyleşmek üzerinedir (Ünlü, 2010: 87).
Banarlı Karagöz’ün Hacivat’la anlaşamamasının sebebini bizlere şöyle açıklar: “Karagöz, saf ve temiz ruhlu, hadiselerin gülünç taraflarını büyük ustalıkla yakalayan, zeki fakat okumamış, yani alim değil, fakat irfan sihibi Türk halkını temsil eder. Dilde, ahlakta, davranışlarda daimi iyi’den ve güzel’den hoşlanır. Bu güzelliklere katılan her yabancı ve yapmacık unsuru alaya alır. Az çok tahsil görmüş, medrese ıstılahlarını öğrenmiş, dilde yabancı kalmış kelimelere yer vermekten hoşlanan, her bakımdan maddeci ve çıkarcı bir karakter hüviyetindeki Hacivad’la anlaşamayışı bundandır” (Banarlı, 1998: 734).
Gölge tiyatrosunun İran’daki başkişisi, Türk Karagözünün yakın akrabası sayılabilecek olan Keçel Pehlivan’dır, yalnız, bu ikisinin kişilikleri, özellikleri oldukça değişiktir. Daha ince bir tip olan Pehlivan, Scapin ile Tartuffe’ün bir karışımıdır. Karagöz ise, daha kabasaba ama neşeli, gözleri vel-fecr okuyan (Çingene asıllıdır da ondan), erkeklik gücüyle sürekli övünen, kurnaz, serüvene meraklı, buna karşılık sık sık sopa yiyen, boynuz takan, matrağa alman bir tiptir (Pignarre, 1991: 39).
Karagöz ile Hacivat ikilisinin aralarında yaşanan güldürücü diyalogların içerisinde yalnızca mizah bulunmaz. Türk toplumunun kültürel anlamda birçok zenginliğini barındıran bu metinler aynı zamanda birçok değeri de içerisinde barındırır (Alver ve Koçer, 2020: 453). Örnek olarak Karagöz’ün musiki tarafı vardır. Bu küçük, beyaz perdenin arkasından, klasik Türk musıkisinin, ekseriya, neş’e veren, şevk veren, hareketli besteleri, şarkıları, türküleri duyulur (Banarlı, 1998: 735).
Karagöz gölge oyununda başka tiplemeler de vardır. Karagöz’de zenne tipleri, çelebi tipi, Tiryaki, Altıkarış Bebe Ruhi, Tuzsuz Deli Bekir v.b. gibi tipler de eski Türk, bilhassa İstanbul mahallelerinde benzerlerine çok rastlanan, yine halk zekası ile işlenmiş, yerli tiplerdir (Banarlı, 1998: 735). Yahudi, Ermeni, Arnavut, Acem gibi çeşitli azınlıklar, beyaz perdeye kendi lisanları ve kültürleriyle yansıtılır. (Yalçın ve Aytaş, 2005: 172) Metin And geleneksel tiyatro oyununda yer alan kişileri aşağıdaki başlıklar içerisinde sınıflandırmıştır:
Karagöz’ün teknik gereçleri ve oynatma tekniğinde, tasvir denilen görüntülerin hazırlanması ilk aşamadır. Karagöz görüntüleri kalın derilerden, özellikle deve derisinden yapılır. Dana, sığır, manda derisinden, ışık geçiren pürtüklü Ali Kurna kâğıdından yapıldığı da olur. Perdeye gelince, eskiden boyutları 2 m X 2,5 m iken, daha sonra 1.10 X 0,80 olmuştur (And, 2014: 48).
Perde çerçevesi kalın siyah bezlerle örtülüdür. İç tarafta perdenin alt çizgisine paralel kurulmuş tahtadan bir raf vardır ki buna “peş tahtası” adı verilir. Oyunun teknik araç ve gereçleri; zil, tef, kamış, düdük (nareke) perdeyi aydınlatacak kandil veya ampuldür. Bunlar peş tahtasının üzerinde bulunur. Ayrıca birden fazla tasviri tutmaya yarıyan (Y) harfi biçimindeki çatal çubuklar da buraya konulur. Görüntülere “tasvir” adı verilir (Mutlu, 1995: 54).
Türk Karagöz’ü yatay çubuklarla oynatıldığı için görüntüler tek yönlü hareket eder, geri dönemedikleri için perdede geri geri giderler. Bunu yenmek için kimi görüntülere fır döndü adı verilen bir dönerlik sağlanmıştır. (And, 2014: 48) Karagöz tek sanatçının gösterisidir; bütün kişileri o konuşturur, taklitler, nükteli sözlerle olayı geliştirir, anlatır. Oyunlar kabataslak çizilmiştir; tuluata dayanır.
Karagöz oyunlarında toplumsal yergi büyük bir yer tutar; yeniçeri ocağıyla, zorbalarla, boş inanlarla alay edilir. (Fuat, 2010: 233; And, 2014: 49) Bununla birlikte, Karagözcünün yardımcıları da vardır. Hayali veya hayalbaz denilen ustanın bir de çırağı bulunur. Oyunlarda şarkıları, türküleri okuyana yardak denilir. Tef çalan yardımcıya da dayrezen denilir, gerekince velvele yapar, şarkı da söylerlerdi. (And, 2014: 49)
Çalışmamızda Karagöz gölge oyunu tarihî evren, muhteva ve içerik evreni, karakter evreni ve teknik evren olmak üzere dört açıdan değerlendirilmiştir. Karagöz gölge oyunları geleneksel tiyatromuzun en önemlileri arasındadır. Tarihsel süreç olarak oldukça eskilere dayanır. Nerede ortaya çıktığına dair çeşitli rivayetler bulunmaktadır.
Çalışmamızda bu rivayetlerin Çin, Arap, Türk kaynaklı olanları aktarılmıştır. Geleneksel tiyatromuz içerisinde Osmanlı sarayının içerisindeki şölenlerde de karşımıza çıkan Karagöz gölge oyunları eleştirel dili ve müstehcen içerikleri sebebiyle zaman zaman sansüre uğramıştır. Halk içinde özellikle Ramazan aylarında kahvehanelerde oynatılmıştır.
Karagöz oyunlarında genellikle işsiz Karagöz’e Hacivat’ın iş bulma konusu, Karagöz’ün çeşitli kargaşalara sebep olduğu olaylar, halk arasında yaşayan fıkra ve efsanelerin Karagöz’ün konuları içerisine girdiği mevzular anlatılmaktadır. Her Karagöz oyunu mukaddime, muhavere, fasıl ve bitiş olmak üzere dört bölümden oluşmaktadır. Temel karakterleri Karagöz ve Hacivat’tır. Bu kişilerin yanında oyunda başka kişiler de karşımıza çıkmaktadır. Karagöz gölge oyununun sergilenmesi için bazı teknik unsurlar bulunmaktadır. Kültürümüz açısından büyük öneme sahip olan Karagöz gölge oyunlarının yaşaması için bu oyunlara sahip çıkılması gerekmektedir.
Alver, T. ve Koçer, G. (2020). Türkçe Ders Kitaplarında Karagöz Metinlerindeki Değerler Eğitimi. International Journal of Language Academy, 8/3 (33), 450-462.
And, M. (2014). Başlangıcından 1983’e Tiyatro Tarihi. İstanbul: İletişim Yayınları.
Banarlı, N. S. (1998). Resimli Türk Edebiyatı Tarihi 2. Ankara: Milli Eğitim Bakanlığı Yayınevi.
Demir, T. ve Özdemir, B. (2013). Türkçe eğitiminde Karagöz /gölge oyunları ile değer öğretimi. Değerler Eğitimi Dergisi, 11 (25), 57-89.
Düzgün, D. (1999). Geleneksel Türk Tiyatrosu. Osmanlı, 11, 615-625.
Fuat, M. (2010). Tiyatro Tarihi. İstanbul: Mitos-Boyut Yayınları.
Genç, H. N. (2012). Le langage dramatique dans le théâtre d’ombres turc: le Karagöz (Caragueuz), Synergies Turquie, 5, 201-2015.
Mutlu, M. (1995). Karagöz. Tiyatro Araştırmaları Dergisi, 12(12), 53-63.
Pignarre, R. (1991). Tiyatro Tarihi. İstanbul: İletişim Yayınları.
Sokullu, S. (2009). Geleneksel Türk Tiyatrosunun Ulusal Tiyatromuza Kaynaklığı Üzerinde Yeniden Durmak. Tiyatro Araştırmaları Dergisi, 28, 151-160.
Tanpınar, A. H. (1988) 19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi. İstanbul: Çağlayan Kitabevi.
Ümit, N. M. (2014). Çadırlardan Saraylara Türk Tiyatrosunun Sahneleri. Art-Sanat, 1, 47-72.
Ünlü, N. (2010). Psikanalitik Açıdan Karagöz. Sanat Dergisi, 3, 85-98. Yalçın, A. ve Aytaş, G. (2005). Tiyatro ve canlandırma. Ankara: Akçağ Yayınları.
Yazan: Tolga ALVER
Makale tam metnine ulaşın (PDF). Öz: Orhun Yazıtları, İslamiyet öncesinde Orta Asya bozkırında yaşayan göçebe… Daha Fazla
Türkiye’nin en köklü şiir yarışmalarından biri olan Simit Çay Edebiyat Etkinlikleri Şiir Yarışması’nın 12.sinin sonuçları… Daha Fazla
Kağan, Türk ve Moğol devletlerini yöneten hükümdarların unvanıdır. Bu sebeple tarihteki Türk devletlerinin yönetim şekline… Daha Fazla
İsim tamlamalarını oluşturan isim ya da zamirlerin arasına gelerek bu kelimeler arasında ilişki kuran eke,… Daha Fazla
Günümüzde yapay zekâ teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte “deepfake” kavramı giderek daha fazla tartışılır hâle gelmiştir. Türkçede… Daha Fazla
Özet Kitapçığıİndir 16–18 Mayıs 2025 tarihleri arasında Buhara’da düzenlenen Uluslararası Dil ve Edebiyatta Sağlık Sempozyumu,… Daha Fazla
Yorumlar
KARAGÖZ İLE HACİVAT: TUZSUZ DELİ BEKİR
Karagöz ile Hacivat yolda karşılaşır. Ramazan ayının birinci günüdür.
Hacivat: " Ramazan-ı şerifler hayrolsun Karagözüm. "
Karagöz: " Sen ne diyorsun Hacivat? Ramazan'la şerif neden kaybolsun? "
Hacivat: " Ramazan-ı şerifler hayrolsun. Hayırlı ramazanlar. "
Derdi dağlardan büyük olan Karagöz Hacivat'ın ne dediğini yine anlayamaz: " Ramazanların tarlası mı? Ne bileyim nerededir? "
Hacivat: " Yani oruç ayına girdik Karagözüm. "
Karagöz: " Hı. "
Hacivat: " Oruçlu musun Karagözüm? Gece sahura kalktın mı? "
Karagöz: " Gece sabaha kadar uyuyamadım. Bir aralık dalmışım. Kötü bir rüya gördüm. Adamın biri, beni kesiyordu. "
Hacivat: " Hayrolsun diyecektim. Ama böyle rüyanın hayrı olmaz ki. "
Karagöz: " Hayri'yi rüyanda mı gördün? "
Karagözün hey heylerde olduğunu anlayan Hacivat hey heylere hay hay der geçer.
Hacivat: " Karagözüm, rüyanda seni kim kesiyordu? "
Karagöz: " Adamın biri. "
Hacivat: De hadi Karagözüm. Ağzımdan laf çıkmaz bilirsin. "
Karagöz: " Şu Tuzsuz Deli Bekir. Rüyama kadar girdi. "
Hacivat: " Ne demek rüyama kadar girdi? Gerçek hayatta da mı keskinleri oynadı? "
Karagöz anlatmaya başlar: " Yazın bir ara işsizdim. Tuzsuz'dan borç almıştım, ödeyemedim. İkidir gelir kapıyı tekmeler, açmadım diye kızar bağırır. Yolda önüme çıktı, kaçtım, kurtuldum. "
Hacivat: " Eee sonra ne oldu? "
Karagöz: " Dün çıkmaz sokakta kıstırdı beni. Hani para dedi. Bıçağını çıkardı, ileri geri salladı. Bir böbrekten, bir ciğerden dedi. "
Hacivat: " Elinden nasıl kurtuldun? "
Karagöz: " Yarın söz, paranı vermezsem bildiğin gibi yap dedim. "
Hacivat: " O ne dedi? "
Karagöz: " Parça mı olsun, kuşbaşı mı dedi. "
Hacivat: " Karagözüm, senin borcun ne kadardı? "
Karagöz borcunu söyler. Hacivat, Karagöz'ün borcunu son kuruşuna kadar eline sayar. Karagöz buna çok sevinir. Daha sonra evinin yolunu tutar. Tahmini doğrudur. Tuzsuz Deli Bekir, elinde bıçağı, kapının önünde bağırıp çağırmaktadır. Karagöz, Bekir Efendi deyip paraları gösterince Tuzsuz bıçaklı elini arkasına saklar: " Vay Karagöz, borcunu getirdin galiba. "
Karagöz: " Evet, borcum, al say, hepsi tamamdır. "
Tuzsuz parayı sayar: " Evet, tamam, der, borç morç kalmadı. "
Karagöz: " Bir daha senden borç almam. Bu son olsun. "
Tuzsuz: " Vay köfte vay, bir de haklı çıkarsın ha. Ben de sana borç verirsem elim bıçak tutamasın. " der ve bıçağını çıkarır. Karagöz eve kaçar. Kapıyı sürgüler. Kapının önünde nara atan, tehditler savuran Tuzsuz Deli Bekir daha sonra evin önünden uzaklaşır. Böylelikle Karagöz kurtulur.
Yazan: Serdar Yıldırım