İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

MODERN BİR OĞUZNAME: OTACI

Hayati Sarıekiz’in ilk romanı olan “Otacı”, Artikel Yayınlarından çıktı. Eserde otacı olmak için yola çıkan Otman’ın kırk günlük eğitim serüveni anlatılıyor.

Dünya edebiyatında meşhur bir tabir vardır: Bildungsroman yani oluşum romanı. Şimdi benden beklediğiniz klasik tavır, tıpkı Şeyh Gâlib’in “Hüsn ü Aşk”ı gibi bu romanı da insanın olgunlaşma sürecini ve bu sürecin vardığı nihayeti anlatması bakımından, afili bir kelime olan bildungsroman elbisesine büründürerek anlatmak olacak. Hatta işi bir adım daha öteye götürüp erziehungsroman yani kahramanın yetişme sürecini anlatan bir roman olarak “Otacı”yı değerlendirebilirim. Sonra da “Otacı”nın Türk edebiyatında bu alanda yazılan ilk eserlerden biri olduğunu iddia edebilirim. Ama ben size bunların hiçbirinden bahsedemem. Çünkü bu roman o denli yerli, o denli Türk kültürünün pınarından doğuyor ki… Şüphesiz bu roman bizden bir şeyler anlatıyor. Yavaş yavaş kulağınıza Deli Dumrul’un meydan okuyan edası çalınıyor, sonra sanki bir yerlerde Salur Kazan’ı görür gibi oluyorsunuz.

Kitabı elinize aldıysanız hazırlıklı olun. Her an kitabın içerisinden aksakallarıyla Dede Korkut belirip avazı çıktığınca konuşacak, haykıracak:

Oğul oğul ay oğul

Bilir misin neler oldu?

Söyleştiler fısıl fısıl (Ergin, 2016: 106).

Ben size fısıl fısıl söyleşilen şeyi söyleyeyim. Otman, boy boylayacak soy soylayacak bize binlerce yıllık bir Oğuzname anlatacak. Size de oturup bir çırpıda dinlemek düşer.

Peki, nedir bu Oğuzname?

Oğuznameler, Türklerin tarihi, devletçiliği, yönetim sistemi, dünya görüşü ve estetik zevkleri hakkında değerli bilgiler sunan geleneksel metinlerdir (Bayat, 2016: 375-376). Bu metinler Türklerin fikir dünyasına ait sosyal-siyasal, tarihî-mitolojik ve dinî-felsefî görüşleri yansıtan örneklerdir (Bayat, 2016: 375-376). Modern bir Oğuzname iklimini hissedeceğiniz “Otacı” yazarın yalın üslubuyla sizlere akıcı bir anlatım sunuyor. Eserde Dede Korkut’un destansı sedasını, romanın mündemiç âleminin içinde zerre zerre duymak mümkün.

Şunu baştan söyleyeyim: Bu romandan girift ve bir o kadar da postmodernizm kokan “şehirli” bir koku, fildişi bir kule, sarsılmaz bir ironi ve beyaz yakalı bir doku beklemeyin. Eğer bizi bizde arıyorsanız buyurun gelin. Sözün özü, Otacı aslında esrarengiz iksirleriyle dünyanın değil farklı bir âlemin yansımalarını ruhunuza rengârenk işlemelerle “endüstriyel bir fabrikada değil geleneksel bir halı tezgâhında” dokuyor. Otman; doğuyor, büyüyor ve ölüyor. Hayat bir mitle başlayıp başka bir mitolojiyle bitiyor.

Sonra mı?

Ölümün sihirli dokusu soluyor, yaşamanın dayanılmaz acısı artıyor, yönetmenin zehri ve ihtirası gözleri kör ediyor… Tarih kendi içinde yenilendikçe milletlerin bilinç dışı, geçmişi bugüne yaklaştırıyor. Fark ediyor musunuz? Yaklaştırdıkça uçmağa varan alpler, kötülükle kararan kalpler, kara şamanlar ve pirler; modern dünyanın sarsılmaz imgeleri olarak zihin dünyamızın kodlarında en bilinmedik karar verici olarak hâlâ hüküm sürüyor; eski yenide yaşıyor. Tıpkı bizim gibi…

KAYNAKLAR

  • Bayat, Fuzuli (2016). “Oğuznâme”, TDV İslam Ansiklopedisi, C. 2, s. 375-376.
  • Ergin, Muharrem (2016). “Dede Korkut I-II”, TDK, Ankara.

Kitaba bu adresten ulaşabilirsiniz.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Mission News Theme Compete Themes tarafından yapılmıştır.