İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

ÖLÜ RUHLAR ORMANI ROMANINA GENEL BAKIŞ

Seda Nur KURT

Fransız gerilim yazarı Jean- Christophe Grangé’nin “Kötülüğün Kaynağı” üçlemesinin Şeytan Yemini ve Siyah Kan’dan sonra üçüncü kitabı olan Ölü Ruhlar Ormanı üçlemenin diğer kitapları gibi bağımsız bir konuyu ele almakta ve üçlemenin ortak sorusu olan “İnsan neden kötülük yapar, neden öldürür?” sorusunun cevabını bulmaya çalışmaktadır.

Yazar, Ölü Ruhlar Ormanı’nda Arjantin’deki diktatörlük döneminde işlenen suçlara dair bir öyküyü anlatmakta. 2010 yılında İstanbul’a gelişinde Sabah gazetesine verdiği röportajda neden bu konuyu seçtiğini şu şekilde açıklamıştır: “Hikâyeler yazarken, elbette geçmişten besleniyorsunuz. Bana da şiddet dolu bir geçmiş gerekiyordu. Geçmişe döndüğümde, 60’lı ve 70’li yıllarda Arjantin’de yaşananlar, bunun için son derece uygundu. Yazarken gazetecilik geçmişimdeki araştırmalarımdan da yararlandım.”

Romanda olaylar ilahi bakış açısıyla anlatılmakta ve romanın başkişisi olarak Polonya asıllı Parisli bir sorgu yargıcı olan Jeanne Korowa karşımıza çıkmaktadır. Roman boyunca Korowa karakteriyle beraber detaylıca tarif edilmiş Paris sokaklarında gezilmekte ve aylığını ucu ucuna yetiren bir hâkimin hayatına başka bir yol çizmek için kendi davası bile olmayan bir davanın peşinden ülkeler arası yolculuğu anlatılmaktadır. Eğitimi, kültürü, giyimi ve güzelliğiyle entelektüel bir açıdan ele alınan Korowa’nın gözünden roman boyunca David Bowie’nin şarkılarından Nietzsche’nin romanlarına, Yunan mitolojisinin Gorgon’undan İncil’den alıntılara, Jean Renoir’in filmlerinden Klimt’in resim sergisine, Baudelaire’in şiirlerinden İtalyan komedi karakteri Pierrot’a doğru sanatsal yönden desteklenen olaylar silsilesi romandaki gerilimi dengelemektedir.

Roman başında işinden çok kendisini terk eden sevgilisi Thomas’ı düşünen, depresyon tedavisi görmüş ve antidepresan kullanmaya devam eden, Grey’s Anatomy gibi dizileri izleyerek vaktini geçiren, önüne gelen davalara ilgisizce bakan bir hâkim olan Korowa, siyasilerin içinde olduğu büyük bir yolsuzluk davasını aldıktan sonra kendini işine vermeye başlar.  Korowa’nın kardeşinin küçükken ormanda kaybolmasının saklambaç metaforuyla anlatıldığı ve bütün olayın bir-iki-üç şeklinde bilinç akışı yönteminin ustaca kullanılmasıyla nakledildiği kısımda Korowa’nın aslında niçin hâkim olduğu anlatılır ve Korowa, sorgu hâkimi olarak sıradan davalara bakmanın ona yetmediği bu dönemde ondan ayrılan sevgilisinin psikoterapi seanslarını izinsiz bir şekilde dinlemesiyle kendini bir seri cinayet davasının içinde bulur.

Korowa, yargıçlık okulundan beri arkadaşı olan François Taine’nin etkisiyle cinayet mahallerine gayri resmi olarak girip çıkmaktadır. Üç cinayetten sonra nihayet Taine’nin de öldürülmesiyle dava onun için daha da kişiselleşmiştir. Bu noktada çalışma hayatında kadınlara fırsat eşitliği sunulmadığını özetler olaylar silsilesinin ardından Korowa açığa alınmış ve iznini kullanarak davanın peşini gizlice takip etmeye başlamıştır. Cinayetler devam ettikçe olaylar otizm, piromani, kanibalizm, insanın evrimi, paleontoloji, heykelcilik, genetik analiz gibi konularda oldukça detaylı bilgiler verilen alanlara doğru evirilmiştir. Korowa Managua, Arjantin ve Manes ormanına yolculuğa çıkmıştır. Özellikle doğmamış insanların yaşadığı algısıyla gizemli bir hâle büründürülen Manes ormanı çevresinde kaotik gerilim sağlanmış ve orman bazen Cro Magnon denilen modern insanın atasını barındıran bir yer olarak bazen de Arjantin iç savaşında işkenceyle öldürülen yeni doğum yapmış kadınların ruhlarının yaşadığı yer olarak tasvir edilmiştir. Yamyamlık ve insan türünün ters yönde gelişiminin detaylıca aktarıldığı yolculuk sonunda katilin yol boyunca ona eşlik eden ve aslında onu bu cinayetlere bağlayan ses kaydının sahibi psikiyatr Antoine Féraud olduğu ortaya çıkmıştır.

Romanda çoklu kişilik bozukluğu teorisi üzerinden kurgulanan seri katile Féraud ismi verilerek Sigmund Freud’a açıkça anıştırma yapılmıştır. Korowa’nın rüyalarının bilinçaltında olup bitenleri açıklama, psikanalizin rüyaya verdiği önemi pekiştirme ve olayların seyrini etkileme fonksiyonu Freud etkisini artırmaktadır. Sonrasında Sigmund Freud’un Totem ve Tabu kitabı, Oedipus ve Elektra kompleksine roman boyunca atıflar yapılarak romanda psikanaliz etkisi devam ettirilmiştir. Romanda arkaik konu olarak Arjantin iç savaşı, Latin Amerika’daki yerlilerin asimile edilmesi ve askerlerin orantısız şiddetinin ve genelde güçlülerin suçlarının cezasız kalmasının yarattığı toplumsal travma kişiler üzerinden verilmeye çalışılmıştır. Roman boyunca Korowa’nın benlik algısındaki değişim gözler önüne serilmiş ve Korowa katili bulmaya yaklaştıkça kendine olan saygı ve sevgisi de artmış ve öz benliğiyle barışmıştır.

İnsan ruhuna doğru bir yolculuk olarak da nitelendirilebilecek bir roman olan Ölü Ruhlar Ormanı’nda Féraud karakteri vasıtasıyla kişiliği oluşturan ana etmenlerden kalıtım ve çevrenin üzerinde durulmuştur. Korowa karakteri ile kişilik gelişiminin yaşantı yoluyla ömür boyu devam ettiği ve benlik bütünlüğünü korumak için ruhsal arınmanın sağlanması gerektiği belirtilmiştir. Romanda kahramanları tahlil etmemize yardımcı pek çok alıntı vardır. Ingmar Bergman’ın Çığlıklar ve Fısıltılar filminin tanıtım cümlesi buna örnektir: “Çocukluğumdan beri insan ruhunun içini hep kırmızı renkli, ıslak bir zar gibi hayal etmişimdir.” Bir seri katilin peşi sıra çıkılan yolculuğun sonunda İnsan ruhunun derinliklerine ulaşan ve karşımıza şizoid bir katil ve nevrotik bir hâkim çıkaran suçlu ve masum kavramlarının manasını silikleştirip aklımıza daha insani sorular düşüren Ölü Ruhlar Ormanı kötülük üzerine yazılmış bir olumlamadır.

Not

Bu yazı “Simit Çay Betik”te yayımlanmıştır: Kurt, S. Nur (2020). “Ölü Ruhlar Ormanı Romanına Genel Bakış”. Simit Çay Betik, S. 1, s. 22-25

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Mission News Theme Compete Themes tarafından yapılmıştır.