İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Belleğin Peşinde (Eric Kandel) – Özet, Yorum, Alıntılar

Nobel ödüllü yazar Eric Kandel’in en önemli başyapıtlarından olan “Belleğin Peşinde: Yeni Bir Zihin Biliminin Doğuşu” belleğin çalışma prensiplerini merak eden kişiler için mutlaka okunması gereken bir kitap. Ayrıca tamamlayıcı olarak Kandel’in “Nöral Çalışmaların Prensipleri” (Principles of neural science) adlı makalesini okumanızı tavsiye ederiz.

“Belleğin Peşinde” adlı bu kitabı okuduktan sonra öğrenmenin nasıl gerçekleştiğinden ezberin gerçekleşme birçok konuda aydınlanma yaşayacaksınız. Ancak tek yapmanız gereken sabırla okumak. Çünkü yazar bazen kendi için önemli arz ettiği anılarını aşırı vurguluyor. Bu da bazı bölümleri sıkıcı hâle getiriyor.

Bu eser sayesinde yapay zekâ evrenindeki öğrenme imkânlarını daha iyi anlayacaksınız.

Kısacası bu eseri okurken popüler bir bilim kitabını okuduğunuzu unutmayın. Sonuçta roman ya da hikâye okumuyorsunuz. Sabretmeniz gereken yerler olacak. Özellikle ilk bölümdeki giriş sizi biraz sıkma potansiyeline sahip. Burayı aşarsanız sonrası güzel gelecek.

Belleğin Peşinde kitabındaki bazı özet bilgiler

Kandel’e göre zihin ve beynin birbirinden ayrılması mümkün değil. Araştırmacı bu sebeple yapısalcı yöntemlerle zihni anlama yoluna girmiş. Bu amaçla da unutkanlık testi diyebileceğimiz araştırmalardan tutun organizma öğrenmesine kadar birçok ilgi çekici deney yapmış.

Bu deneylerden en ilgi çekici olan insanın aynı oturumda sadece 7 maddeyi/kelimeyi ezberleme kapasitesine sahip olması. Yani etkili bir öğrenim ve ezber için listeleri kısaltmak gerekiyor. Çünkü aksi hâlde beyin öğrenme esnasında yeterince dopamin temin edemiyor.

Ona göre insan beyninin gelişimini sağlayan sistemler binlerce yıllık evrim sürecinde gelişmiş. Bu sebeple insan ve diğer canlıların bilişsel yetenekleri arasında sanıldığından daha fazla ortak nokta var.

Kitabın ilk bölümünde kişisel bellek işleniyor. Kandel bu fırsatı kaçırmayarak kendi hayatından birçok kesiti kişisel bellek bahsinde örnek vaka olarak okurla paylaşıyor.

Kişisel bellekten ilham alan Kandel’in Viyana’da geçen çocukluğunu anlattığı bölümde benim ilgimi çeken pasaj şu oldu:

Kültür, insanların ön yargılarını aydınlatmaya ve düşüncelerini değiştirmeye muktedir değilmiş. Kişinin mensup olduğu zümrenin dışında kalan insanları yok etme arzusu, doğuştan gelen bir tepki olabilirmiş.

s. 51

Burada insanların kültürel gelişmişlik düzeyleri ne olursa olsun ön yargılarının ve yok etme güdüsünün kurbanı oldukları oldukça net bir şekilde anlatılmış.

Skinner eleştirisi

Kitabın bir sonraki bölümünde Amerikan eğitim sistemi doğru ve yanlışlarıyla karşısınızda. Bu bölümde en önemli vurgular Skinner üzerine.

Skinner ve diğer davranışçılar, iç gözlemi dışlayan araştırmacılar. Onlara göre insanların yalnızca gözlem altına alınan davranışları inceleme konusudur. Bu da salt davranışçı bakışın çıkmazıdır. Çünkü sadece görülen davranışlarla bir durumu açıklamak mümkün değildir. Nitekim hâlâ tüm psikolojik süreçlerin altında yatan maddesel sebepleri tespit etmek günümüzde imkânsızdır.

Bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir