İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Hoca Dehhani: Edebi Kişiliği, Hayatı, Eserleri

13. yüzyıl Anadolu Sahası Türk Edebiyatı’nın şairlerinden olan Hoca Dehhani ve onun yaşamı hakkında kaynaklarda fazla bilgi yoktur. Tezkire ve biyografik eserlerde adına rastlanmaz. Onun hakkında bilgi veren kaynaklarda ise “Hoca Dehhani” olarak geçer.

Hoca Dehhani kimdir? Maddeler halinde açıklayınız.

  1. Divan edebiyatının ilk şairidir.

    Divan edebiyatının Türkçe yazan ilk şairidir. Mevlana, Türkçe eser vermediği için divan edebiyatının ilk şairi kabul edilmez.

  2. Eserlerinde beşeri aşkı işlemiştir.

    Saray, zevk ve sefa şairi olarak bilinir.

  3. O bir Türk dili sevdalısıdır.

    Arapçanın bilimde, Farsçanın edebiyatta baskın olduğu bir dönemde Türkçe ile eser vermesi Türk edebiyatı ve Türk dili tarihi için onu önemli bir isim yapmaktadır. Türkçeyi divan edebiyatının şiir dili haline getirmiştir.

  4. Lirik bir şairidir.

    Eserlerinde özellikle Fars edebiyatındaki sanat anlayışının etkileri görülür. O, kendi sanat anlayışını lirizm etrafında geliştirmiştir.

Var olan kaynakların bildirdiğine ve kendi şiirlerinden öğrendiğimize göre, Horasan’da doğmuştur. Moğol istilası sırasında Horasan’dan gelip Konya’ya yerleşmiştir. Doğum ve ölüm tarihleri bilinmemekle birlikte, 13. yüzyılda yaşadığı kesindir. I. Alâeddin Keykûbâd (1220-1237) ya da III. Alâeddin Keykûbâd (1297-1302) döneminde yaşadığı sanılmaktadır.

Selçuklu sultanı Alâeddin’e sunduğu ve tamamı ele geçmemiş bir  kasidesinden Horasan Türklerinden olduğunu ve Horasan’dan geldiğini öğrendiğimiz Dehhânî, Sultan’dan Horasan’a tekrar dönmek için izin istemektedir. O, muhtemelen, gitgide yaklaşan Moğol akınından çekindiğinden, Horasan’a dönmek için izin istemiştir. Verilen bu bilgi dışında onun hayatı ile ilgili olarak kasidede başka bilgi bulunmamaktadır. Ayrıca, kasidenin sunulduğu Sultan Alâeddin’in de I. Alâeddin mi, yoksa III. Alâeddin mi olduğu belli değildir. Bu nedenle konuyla ilgili farklı görüşler vardır. Mehmet Fuat Köprülü’ye göre, söz konusu kaside III. Alâeddin (1297-1302)’e, Dehhânî’nin şiirlerini değerlendiren başka bir araştırıcı Hikmet İlaydın’a göre ise I. Alâeddin (1220-1237)’e sunulmuş olmalıdır. Ancak bugün için, bu konuda kesin karar verilmesini sağlayacak herhangi bir belge bulunmamaktadır.

Dehhânî, söz konusu iki sultanın herhangi biri döneminde, Selçuklu sarayına kapılanmış, saraydaki şairler arasında sivrilerek hükümdarın gözüne girmiş ve Selçuklu Şeh-nâmesi yazılması ödevi kendisine verilmiştir.

Edebî Kişiliği

Dehhânî’nin sanatı ve edebî kişiliği üzerine daha çok, elde bulunan biri kaside, altısı gazel olmak üzere yedi manzumesine dayanarak çıkarımlarda bulunulmaktadır. Onun sanatı ve edebî kişiliği hakkında kaynakların ortaya koydukları görüşlerin başında, Dehhânî’nin bir saray ve “zevk ve sefa” şairi olduğu görüşü gelir.

13. yüzyıl Anadolu Sahası Türk Edebiyatı şairlerinin çoğu, tasavvuf akımını benimsemişler, yapıtlarını bu akıma uygun görüşler içinde yazmışlardır. Din dışı konuları işleyen şairlerin sayısı az olmakla birlikte, onlar da bu alanda kendilerinden önce yazılan İslami yapıtlardan ayrı bir yol izlememişler, salt sanat amaçlı ürünler verememişlerdir. Din dışı şiirin başarılı bir temsilcisi olan Dehhânî, çağdaşı birçok şairin izlediği yolu izlememiş, döneminde etkin olan tasavvuf akımının, dinî atmosferin etkisinde kalarak şiir yazmamış, yaşadığı zamanı elden geldiğince zevk, sefa ve eğlence içerisinde geçirmekten yana olduğunu şiirlerinde vurgulamıştır. 

Dehhânî, Selçuklu sarayının bile Farsçayı Türkçemizden üstün tuttuğu bir dönemde, Türkçemizi başarılı ve dil bilincine sahip olarak, ustaca kullanmıştır.

Çağdaşlarına göre, düzgün, temiz ve oldukça pürüzsüz bir Türkçesi vardır. Klasik Türk Edebiyatı’nın ilk örneklerini verip hükümdara beğendirmesinde, Türkçeyi kullanmadaki başarısı önemli bir rol oynamıştır, denilebilir. Türkçemizle kendisinden sonrakilere örnek olacak nitelikte ürünler vermiştir; ancak Arapça ve Farsça unsurların dilimize onunla birlikte girmeye başladığını da unutmamak gerekir.

Şiirlerinden, Fars şiirini ve şairlerini yakından tanıdığı anlaşılan şair, İran şiirinin edebî sanatlarını, mazmunlarını, duygu yanı ağır basan şiir dünyasının bazı motiflerini başarılı bir şekilde kullanmıştır.

Onun şiirinde bir yoğunluk ve derinlik yoktur. Elde bulunan kasidesi ve gazelleri de her iki nazım şeklinin tama yakın bir planını sergilemektedir. Çağdaşlarına göre aruz ölçüsünü başarılı ve rahat bir şekilde Türkçemize uygulamakla birlikte, bol bol imale yapmış, aruz hatalarına düşmüştür. Ancak, Dehhânî’nin şiirleri, kuruluş aşamasında olması nedeniyle Divan şiiri açısından, daha çok, bir hammadde görünümündedir. Söz konusu şiirlerde tam anlamıyla bir derinlik yoktur. Öte yandan Dehhânî’nin şiirlerinin kuruluşunda görülen sağlamlık, nazım tekniğinde gösterdiği başarı, bu şiirlerin ilk örnekler olamayacağı, divan şiirinin ele geçmemiş ya da yok olmuş daha eski tarihli örneklerinin olması gerektiği düşüncesini akla getirmektedir. Gazellerinin beş tanesinin üzerinde “Nazîre-i Dehhânî (Dehhânî’nin Naziresi)” diye yazı oluşu da bu düşünceyi kuvvetlendirmektedir. Ancak, Dehhânî’den önce yazılmış şiirlerin varlığı kabul edilse bile elde örnekleri yoktur.

Farsça ve Türkçe şiirler yazan Dehhânî, devrinin, çevresinin sosyal hayatını, ahlak, insan ve güzelliğini aksettiren ilk şairlerdendir.

Şiirlerinde genellikle aşk, şarap, kadın, softa ve zahitlere çatma gibi konuları işlediği görülür. Dehhânî’nin üslubu, oldukça ahenklidir ve kendisinden sonrakilere de örnek olacak niteliktedir.

Dehhânî, birçok kaynak eser tarafından divan şiirinin Anadolu’daki kurucusu ve ilk temsilcisi kabul edilir.

O, Anadolu’da yeni yeni kurulan, Fars Edebiyatı kaynaklı, din ve tasavvuf dışı Türk şiirinin bilinen ilk örneklerini vermiştir. Divan şairlerinin, onun atmış olduğu temellere tuğlalarını ekleyerek Divan Edebiyatı sarayını meydana getirip büyüttüklerini söylemek yanlış olmaz.

Dehhânî, Farsçaya rağbetin fazla olduğu, Farsça ile şiir yazmanın ustalık ve ayrıcalık olarak görüldüğü bir dönemde, Farsçadan başka Türkçemizi de kullanmış, din ve tasavvuf dışı şiirler yazmıştır. Bu bakımdan onu, “Türkçemizi Divan Edebiyatı’nın şiir dili hâline getiren şair” olarak görebiliriz. O, Oğuz Türkçesini en zarif ve en sade şekliyle kullanmış, gazel ve kaside nazım şekillerinin Türk Edebiyatı’ndaki ilk örneklerini vererek, bu yolda kendisinden sonra gelen Divan şairlerine öncülük etmiş, örnek olmuştur.

Sonraki yüzyılların eserleri olan Mantıku’t-Tayr, Hûrşîd-nâme, Bahrü’l-Hakâyık gibi mesnevilerde adının geçmesi; nazire mecmualarından Ömer bin Mezîd’in Mecmûatü’n-Nezâir (1436)’iyle Eğridirli Hacı Kemâl’in Câmi’ü’n-Nezâir (1512)’inde şiirlerine yer verilmiş olması, Dehhânî’nin 15. ve 16. yüzyıllara kadar unutulmadığını göstermektedir. Yine 15. yüzyıl şairlerinden Habîboğlu, “Makâlât-ı Hacı Bektâş-ı Velî” çevirisinin sonunda ondan bahseder ve Dehhânî’yi Türk şairlerinin büyükleri arasında sayar.

Hoca Dehhani

Bugün için, yukarıda da belirtildiği gibi, Dehhânî’nin elimizde, altısı gazel ve biri kaside olmak üzere, yedi manzumesi bulunmaktadır. Bu manzumelerin beyit sayılarının toplamı yetmiş dört etmektedir. Kasidesi de tam değil, eksiktir. Kasidesini, klasik bölümlere göre değil, karışık biçimde düzenlemiştir. Mevcut yedi şiirinde ise dört ayrı aruz kalıbı kullanmıştır. Bunların bazıları, sonraki yüzyıllarda çok sevilmiş, değişik sesli kalıplardır. Ayrıca, Sultan I. Alâeddin Keykûbâd’ın isteğiyle Firdevsî’nin Şeh-nâme’sine benzer bir biçimde olan 20.000 beyitlik “Selçuklu Şeh-nâmesi” yazdığı bazı kaynaklarda geçmektedir. Ancak söz konusu eser, bugün ele geçmemiş ve ortada yoktur. Dehhânî’nin bu eseri Farsça yazdığı bilinmektedir.

Dehhânî hakkındaki ilk bilgileri, Mehmet Fuat Köprülü vermiş ve şairin tanıtımını yapmıştır. Bu yazısında Dehhânî’nin iki gazelini yayımlayan Köprülü, başka bir yazısında da Dehhânî’nin beş şiirini daha yayımlamıştır. Köprülü’den sonra, Mecdut Mansuroğlu ve Hikmet İlaydın’ın Dehhânî’nin şiirleri üzerinde çalışmaları vardır.

Dehhânî’nin manzumeleri, 15. ve 16. yüzyıllarda düzenlenmiş olan Ömer bin Mezîd’in Mecmûatü’n-Nezâir ve Eğridirli Hacı Kemâl’in Câmi’ü’n-Nezâir adlı nazire mecmualarında da geçmektedir.

GAZEL ÖRNEĞİ (Hoca Dehhani)

(Mefâ’ilün Fe’ilâtün Mefâ’ilün Fâ’lün (Fe’ilün)

Bahâr irişdi vü kıldı cihânı nûrân
Gelün teferrüc idelüm gül ü gülistânı

‘Aceb ne sihr okıyup seher yili ürdi
Ki cennet itdi gül-i terle bâğ u bostânı

Cemâl-i tal’atı Leylî güle mi virdi ‘aceb
Ki itdi ‘âşık-ı Mecnûn hezâr-destânı

Eger gül urmadısa bülbülün yüreğine ok
Neçün bulaşdı kızıl kâna şöyle peykânı

Kadeh elümde vü sâkî nedîm ü karşuma gül
Disün hasûd görüben: “zî ‘ayş-ı sultânî”

Geçürme fursatı boynun egüp benefşe bigi
Ki gül bigi geçer uş tîz ‘ömr devrânı

Sücî yirün kânıdur, yir yutmadın sen iç
Bu gül deminde ki Kârûn-ı muhteşem kânı

Çü ‘ömr bâkî degüldür, gül ü şarâb ile hoş
Bu bâkî ‘ömrüni sür, tâ ki ‘ömrdür fânî

Nice nedîm ü nice dost didi kumrı bigi
Yârinden ayru düşelden bu resme Dehhânî

Kaynakça

a) Ana kaynakça

Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi (1986), Gelişim Yayınları, İstanbul, c. V,  s. 2953.

Divan Şiiri Antolojisi (1967), Aydın Kitabevi, Ankara, s. 42-43, 48-49.

MENGİ, Mine (2008), Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Yayınları, 14. Baskı, Ankara, s. 62-63, 299-303.

SOYSAL, M. Orhan (2002), Eski Türk Edebiyatı Metinleri, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, s. 251-259.

Türk Ansiklopedisi (1964), Milli Eğitim Basımevi, Ankara, c. XII, s. 435.

Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi (1983), Anadolu Yayıncılık, İstanbul, c. IV,  s. 1699.

Yeni Rehber Ansiklopedisi (1993), Türkiye Gazetesi Yayını, İstanbul, c. IX,  s. 136.

b) Bibliyografik Hoca Dehhani kaynakça

DERDİYOK, Çetin (1994), Hoca Dehhânî’nin Kasidesine Tematik Bir Bakış, Yedi İklim, c. VIII, sayı 55, İstanbul, s. 59 vd.

ERDEM, Mehmet Dursun, Ontolojik İncelemeye Dehhânî’nin “Eyledi” Redifli Gazeli Örneğinde Yapısalcı Bir Bakış.

İLAYDIN, Hikmet (1978), Dehhânî’nin Şiirleri, Ömer Asım Aksoy Armağanı, Ankara, s. 137-176.

İLAYDIN, Hikmet (1974), Anadolu’da Klâsik Türk Şiirinin Başlangıcı, Türk Dili, Ankara, sayı 277, s. 766-769.

İZ, Fahir; KUT, Günay (1987), Büyük Türk Klâsikleri, “Dehhânî”, Fahir İz-Günay Kut,c. I, İstanbul, s. 257 vd.

KÖPRÜLÜ, Mehmed Fuad (1926), Selçukîler Devri’nde Anadolu Şairleri, “Hoca Dehhânî”, Hayat Mecmûası, Ankara, 2 Kanun-i Evvel, 1926, sayı 1, s. 4-5.

KÖPRÜLÜ, Mehmed Fuad, “SelçukîlerDevri Edebiyatı Hakkında Bazı Notlar”, Hayat Mecmûası, Ankara, 1928, c. IV, sayı 102, s. 488.

MANSUROĞLU, Mecdut (1947), “Anadolu Türkçesi (XIII. Asır), Dehhânî ve Manzûmeleri, İstanbul.

Ömer bin Mezîd, Mecmûatü’n-Nezâir (Metin-Dizin-Tıpkıbasım), Yay. : Mustafa Canpolat, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 1995.

MAZIOĞLU, Hasibe (1982), Türk Ansiklopedisi, Türk Edebiyatı, c. XXXII, F.256, Ankara, 1982, s. 85.

Özet
Hoca Dehhani: Edebi Kişiliği, Hayatı, Eserleri
Başlık
Hoca Dehhani: Edebi Kişiliği, Hayatı, Eserleri
Açıklama
Hoca Dehhani: Edebi Kişiliği, Hayatı, Eserleri | Hoca Dehhani, divan edebiyatının ilk şairidir. Eserlerinde beşeri aşkı işlemiştir.
Yayımcı
Ümit KESKİN
Yayımlayan
Simit Çay Edebiyat Etkinlikleri
Logo

3 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir