ZİYA PAŞA (ABDULHAMİD ZİYAEDDİN BEY)

Kısa özet: Zafernâme ve Harâbât gibi eserlerinin yanında terkib-i bendiyle de ünlü olan düalist şair. Sadaret Mektubî Kaleminde tanıdığı tezkireci Fatin Efendi’den öğrendiği aruz yaşamının sonuna dek şiirlerindeki ahenk unsurunu oluşturmuştur. Fikren Doğu-Batı çatışmasını yaşayan, eserlerindeyse klasik tarzlardan vazgeçmeyen bir kalemdir.

Kandilli’de doğdu. Mahalle mektebini bitirdikten sonra, Edebi İlimler Mektebinden mezun oldu. 15 yaşlarına geldiğinde; halk edebiyatıyla tanıştı ve ilk şiir deneyimlerini bu dönemde yaşadı. Farsça ve Arapça eğitimi aldı ve Vilayet Mektubu Kalemi’ne atandı. Farsça ve Arapçayla tanışması onun Divan Edebiyatı’na ilgi duymasını sağladı. Mustafa Reşit Paşa’nın isteğiyle saraya alınarak; Mabeyn’de çalışmaya başladı. Mabeyn, yaşamında önemli bir dönüm noktası oldu. Çünkü burada Fransızca ve Batı edebiyatıyla tanıştı. Bu padişaha kasideler yazdı; görüşlerinin uyuşmadığı Ali ve Fuat Paşa’yı taşlamaktan, padişahı onlardan soğutmaktan geri kalmadı. Bunun üzerine hükümetçe; taşrada bir çok saray dışı göreve getirilerek, saraydan uzaklaştırıldı. Kıbrıs’a mutasarrıf olarak; “paşa” unvanını aldı.

 Ziya Paşa, Türk edebiyatının yaratılmasına; şiirlerinden çok düşünceleriyle katkı sağlamıştır. Tanzimat’ın ikilemli yapısının bireylerde oluşturduğu; ortak eski-yeni çatışması onda açıkça görülür. O; düşünsel olarak Batı’nın yanında olmakla birlikte, duygusal olarak kendimize özgü değerlerden vazgeçmez.

1863′te Amasya Mutasarrıflığı’ndan alınarak Meclis-i Vala üyeliğine getirildi. Böylece İstanbul’a döndü. Bu arada Ali Paşa ile arası düzelmişti. Ancak bitmek bilmeyen toprak kayıplarını eleştirmesi; Ali Paşa ile düzelen arasının yeniden bozulmasına neden oldu. Bunun sonucu olarak; Namık Kemal gibi rejim karşıtlarıyla beraber yeniden sürgüne yedi ve Kıbrıs Mutasarrıflığı’na atandı. Bunun üzerine Namık Kemal’le birlikte; Paris’e kaçtı.

 Ali ve Fuat Paşa, Ziya Paşa’nın eleştirel yönünün gelişmesinde önemli rol oynamıştır.

Kaçışlarına en büyük desteği; Mısır Veraseti’nden tazminatla el çektirelen ve büyük bir servete kavuşan, Mustafa Fazıl Paşa verdi.

 Mustafa Fazıl Paşa, döneminde idealist düşüncelerle Avrupa’ya giden gençlerin birçoğuna parasal destekte bulunmuştur.

Padişahın Fransa’ya konuk oluşu ve hükümetin Fransızlara olan baskıları sonucu; Ziya Paşa, Londra’ya gitmek zorunda kaldı. Burada Namık Kemal’le birlikte Muhbir ve Hürriyet gazetelerini çıkardı. Buradayken padişahın İngiltere’yi ziyareti üzerine; kendisini Avrupa’ya kaçmaya zorlayan nedenleri anlattığı “Arz-ı Hal”i padişaha sundu. Bu arada M. Fazıl Paşa’nın hükümetle yakınlaştı, Hürriyet’in yayınlarını durdurmasını istedi. Buna Namık Kemal olumlu yanıt verince; Ziya Paşa ile araları açıldı. Gazeteyi çıkarmaya devam eden Ziya Paşa, zamanla M. Fazıl Paşa’dan gelen maddi desteği tümüyle kaybetti. 100 sayı kadar çıkarabildiği gazetenin yayın yaşamına; Cenevre’de nokta koydu. Bu arada parasal sıkıntılar içinde kaldı. İstanbul’daki mevcut borçlarının faizi; anaparayı geçti.

 Ziya Paşa, yaşadığı ekonomik sıkıntıların etkisiyle; karamsar bir ruh haline büründü. Sorunlara çözüm arayan Ziya Paşa’nın yerine; olanı olduğu gibi onayan bir Ziya Paşa portresi karşımıza çıkmaya başladı.

Ali Paşa’nın ölümüyle yurda döndü. Geçirdiği hızlı yaşam onu yıpratmıştı, hastalanmıştı. İcra Heyeti Reisliği’ne atandı ve Midhat Paşa’yla görevden uzaklaştırılana dek uyumlu bir çalışma evresi yaşadı. Görevden uzaklaştırılınca; iyice ekonomik zorluklarla savaşmak zorunda kaldı. Onun bu halinden yararlanıp; Türklüğü ve İslam’ı yeren bir eser kaleme almasını isteyen misyonerlerin tekfini; düştüğü zor duruma rağmen alçakça ve onursuz buldu, kabul etmedi. Yaşam onu yavaş yavaş eritiyor ve derin bir çaresizliğe sürüklüyordu.

Ziya Paşa; yaşadığı ailevi sorunlar, yakınlarının ölümü, aralıksız mekân değişimleri ve siyasi iradenin baskısıyla, içine kapanık bir bezginlikle, duygularına yöneldi. Baştan beri duygusal olarak; Doğu’dan ilham alan Ziya Paşa, böylece Klasik Şiir’le zamanını geçirmeye başladı. Bu onun savunduklarının zıttına gidişi temsil ediyordu. Divan Edebiyatı’nı suyu kesilmiş bir pınar olarak görürken; umutsuzluğun hakimiyetiyle, duygularına yönelişi ona “Harabat”ı yazdırdı.

Harabat’ta önceleri, gerçek şiir olarak gösterdiği Halk Şiiri’nden uzaklaşan Ziya Paşa’nın bu tutumu, Namık Kemal’in eleştirisi ve “Tahrib-i Harabat” adlı eseriyle karşılık buldu. Oysa çok sevdiği N. Kemal’i kırmamak için aldırmaz göründü. Padişah değişikliğiyle tekrar devlet hizmetine girdi. Mabeyn Başkatibi oldu. Ancak bu uzun sürmedi, eğitim işleriyle görevlendirildi. Buradayken Kanun-i Esasi’nin hazırlanmasında görev aldı; zamanın önemli devlet adamlarından Midhat Paşa’nın düşünsel önderliğini yaptı. Abdülhamid’in baskıcı ve Avrupai düşünce akımlarına ket vurmayı hedef edinen çabaları sonucu; bir kez daha İstanbul dışına, fikir arkadaşlarıyla birlikte çıkarıldı. Gittiği yerlerde önemli bayındırlık faaliyetlerinde bulundu. Özellikle Adana’da yaptırdığı ve bizzat kendinin de sahne aldığı Tiyatro; önemli bir kültür etkinliği olarak tarihe geçti. …ve Adana’da öldü.

Genel Çıkarımlar ve Edebi Kişiliği

  • Biçimsel olarak, son büyük Divân temsilcilerindendir.

  • Nazirecilik geleneğini sürdürmüş; özellikle Bağdatlı Ruhî’ye yaptığı nazireyle dikkat çekmiştir.

  • Edebiyatımıza getirdiği düşünce sistemi yenidir. İkilemlerle doludur.

  • Düşünsel eserlerinde gerçekçilik, kişisel duygularını dile getirdiği yapıtlarında romantizm ağır basar.

  • Batı edebiyatını fikren kabul eden Ziya Paşa, duygusal olarak yerli kalmaya özen göstermiştir.

  • Yeni düşünceleri, eski nazım biçimleriyle dile getirmiştir. İstisna olarak heceyle yazılmış birkaç şarkısı vardır.

  • Aruzu kullanma da üstün bir şair değildir. Bu gazel ve kaside gibi nazım şekillerini; düşünsel aktarımlarda kullanmaya çalışmasından kaynaklanır. Oysa, düzenlemesi düşünsel aktarım üzere olan Terkib-i ve Terci-i Bend’leri başarılı eserler olarak kabul edilmektedir.

  • Düşlerinde ve duyuş biçimde, eskiden ayrılmış sayılmaz. Onun şiirlerinde divan şiirinin hayal unsurlarına, mazmunlarına bol bol rastlanır. Kullandığı temalar içinde en geniş yer tutan “aşk” temasında da, Divan şiirinin anlayışını aşabilmiş değildir. Lirik manzumelerde eski şiirin bütün estetik unsurları yer alır. Bu yönden Ziya Paşa, Batılı Türk Edebiyatı’nın tam bir temsilcisi sayılamaz. Ziya Paşa’nın batıcılığı düşünseldir. Onda, batılı bir edebiyat anlayışı vardır ve Türk edebiyatınında yönünün bu tarzda belirlenmesi gerekliliğini hissetmiştir.

  • Büyük bir iç çekişme içindedir. Bunu “Şiir ve İnşaa” ile “Harabat” arasında görmek olasıdır. Düşünceleriyle yenilikçi olan Ziya Paşa, duygularıyla tamamen alışkanlıklarına bağlıdır.

  • Ona göre Tanrı’yı anlamada akıl yetersizdir. Gerek o günkü sosyal düzende onayamadığı toplumsal bozukluklar ve özel yaşamının ızdıraplarıyla yakından ilgili olarak, felsefi konulu şiirlerinde, insandan, yaşamdan ve hatta bütün evrenin düzeninden sürekli bir sızlanma ve bunun doğurduğu bir şaşkınlık, bir küçüklük duygusu ve huzursuzluk içerisindedir. Şair, sanki, toplumsal bozuklukların kaynağını ve nedenini evrenin kuruluşundaki düzene bağlamak ister. Ama bu onun bir agnostik olduğunu göstermez.

  • Düşünsel temelde kurguladığı bazı beyitler o kadar sevilmiştir ki, günümüzde bir atasözü niteliği kazananlar dahi vardır.

Eserleri

  • Eş’ar-ı Ziya veya Külliyat-ı Ziya Paşa

Klasik tarzda şiirlerini burada toplamıştır. Bundandır ki edebiyatçılarca “divan” olarak da nitelendirilir.

-Aruzda başarılı değildir.

-Gazel, kaside… gibi şekillerle düşünsel bir temel kurmaya çalışmıştır. Bu yeni bir şeydir.

-Şiirlerinde insanı duyguların aracı olmaktan çıkarıp, toplumsal gerçeklere ulaşma amacı gütmüştür.

  • Terci-i ve Terkib-i Bend

Ziya Paşa’nın en iyi olduğu dallardan biridir.

-Terci-i Bend’de isyan eşiğinde konuşan Ziya Paşa, Terkib-i Bent’te durulmuş, huzura ermiş gibidir. Terci-i Bend’te anlattığı düşünceler, Terkib-i Bend’te teknik ve estetik açıdan daha gelişmiştir. Bu iki türde verdiği eserler, düşünsel etkinliklerin anlatılmasına izin veren nitelikte olduğu için onun edebiyatının en üstün eserlerinden olmuştur. Yaşam karşısında insanın acizliğini ve ikiliğin doğaya olan hükmünü konu alır. Her şeyin bir karşıtı olduğu fikrine ulaşır.

  • Harabat

-Eski Edebiyat’ın dünyasına tekrar dönüşünü simgeleyen; Klasik Edebiyat’ı diriltme çabasına girilen bir eserdir. Şiir ve İnşaa’da yerlere göklere sığdırılamayan Halk Edebiyatı’nı bu eserinde basit bir kaç sözden ibaret görür. Bu da N. Kemal tarafından şaşkınlıkla karşılanır ve kendisinin eleştirildiği “Tahrib-i Harabat” N.Kemal tarafından kaleme alınır.

  • Zafername

Edebiyatımızın önemli hiciv eserlerindendir. Ali Paşa’nın Girit’i Rumlara adeta peşkeş çekmesine kızarak; onu över gibi görünerek yerin dibine soktuğu kasidesidir. Bu eserde ayrıca şerh ve tahmis şekillerinden de yararlanmıştır.

  • Şiir ve İnşaa

Londra’da çıkardığı Hürriyet Gazetesi’nde Divan edebiyatını adeta kurumuş bir pınara benzeten; eserlerine de tekrarllanan zevksiz ve soysuz bir yazın muamelesi yapan Ziya Paşa, “Şiir ve İnşaa” makalesini kaleme almıştır. Bu makalede Halk Edebiyatı’nı gerçek edebiyatımız olarak belirtmiştir. Bu eser “Harabat”la çelişir durumdadır.

  • Rüya

Zafername gibi siyasi bir eserdir. Burada da hedef Ali Paşa’dır. Ülkenin o günkü durumunu betimlemesi açısından önemlidir.

  • Arz-ı Hal

Londra gezisi sırasında padişaha, ülkeden kaçış nedenlerini belirtmek için kaleme aldığı eserdir.

  • Veraset Mektupları

Abdülaziz’in padişahlık veraset biçimini değiştireceği yönünde yayılan söylentiler üzerine, bu isteğe karşı çıkan ve iki mektuptan oluşan metinlerdir.

  • Çeviri Eserleri

*Endülüs Tarihi – İlk çeviri eseri.

*Engizisyon Tarihi

*Emil

*Tartüf(fe)

Bu yazı bir derlemedir ve Simit Çay dergisi 2. sayısında yayımlanmıştır.

You can skip to the end and leave a response. Pinging is currently not allowed.

Yorum Bırak

Powered by Webmaster Forum