Bir edebiyat ve sosyoloji terimi olarak “Doğu-Batı çatışması” Türk kültürünün, Avrupa’nın sosyal egemenliğine karşı direnişiyle ortaya çıkan düalizme (ikiliğe) denir. Bu temel çatışma aslında sadece Türkler değil bütün Orta Doğu toplumları için geçerlidir.
Bu çatışma bir “medeniyet krizi”dir. Nitekim bir topluluğun farklı bir kültürün etkisinde kalması sonucunda kendi geleneğiyle baskın geleneğin çatışmasına medeniyet krizi denir.
Kısacası farklı bir kültürün yerel kültürü yok etmeye çalışması tepkiyle karşılandığında medeniyet krizi yaşanır. Bazen ise yerel kültür kabullenicidir. Yani yeni kültürü almaya tüm fertleriyle isteklidir. Bu durumda çatışma değil entegrasyon ortaya çıkar.
Doğu-Batı çatışması, Türk toplumunda Tanzimat Dönemi’nin hemen öncesinde başlamıştır. Osmanlı Devleti’nin savaşlarda aldığı ağır yenilgiler, Doğu’nun üstün olduğu fikrini ortadan kaldırmıştır. Böylelikle hem edebiyatta hem de siyasi hayatta Batılılaşma çabası içerisine girilmiştir.
Wilfried Loth, “The East—West Conflict in Historical Perspective” adlı makalesinde bu çatışmanın sebebini şu şekilde açıklamaktadır:
Doğu ve Batı arasındaki çatışmanın kökenleri, on dokuzuncu ve yirminci yüzyılın başlarındaki sanayileşme sürecine bağlıdır. Batı ve Doğu’da toplumun nasıl örgütlenmesi gerektiğine dair farklı görüşler vardır: Prensipte çoğulculuğa izin veren “Batı” medeniyeti ve mutlak otorite temelli “Doğu” …
Wilfried Loth
Türk edebiyatında Doğu-Batı çatışmasının ilk nüveleri Âkif Paşa ile başlar. O, “Adem Kasidesi”nde Batılı maddecilikle Doğu maneviyatı arasında kalmıştır.
Çatışmanın gerçek anlamda başlaması Tanzimat Dönemi ile birliktedir. Bu dönemde bir kısım aydın Doğulu edebiyat geleneğini, bir kısım yenilikçi ise Batılılaşmayı savunmuştur. Bu noktada Namık Kemal ve Şinasi gibi isimler Batı şiir taraftarıdır. Ziya Paşa ise net bir çizgi belirlememiştir. Nitekim o Şiir ve İnşaa makalesinde Batılı, Harabat adlı antolojisinde ise Doğulu şiiri (divan edebiyatı) gerçek sanat olarak görmüştür. Bu durum Namık Kemal’in tepkisini çekmiştir. Böylelikle Namık Kemal “Tahrib-i Harabat” adlı eleştiri metnini kaleme almıştır.
Ziya Paşa, Türk edebiyatında Doğu-Batı çatışmasını düalizme varan biçimde edebî kişiliğinde barındıran ilk Türk aydınıdır.
Bu çatışma daha sonraki dönemlerde de Türk edebiyatının temel konularından biri olmuştur. Servetifünun Dönemi boyunca Tevfik Fikret ve Cenap Şahabettin gibi isimlerle Doğu taraftarı Muallim Naci, Doğulu ve Batılı değerlerin üstünlüğü konusunda anlaşamamıştır.
Medeniyet krizinin toplumsal yansımaları ise özellikle eğitim ve kültür hayatında etkili olmuştur. Tanzimat ile birlikte Batılı eğitim veren kurumların yanında medreseler de eğitime devam etmiştir. Ayrıca gitgide Batılılaşan bir toplumsal kesim oluşmuştur. Bunun yanında geleneksel değerleri savunan sahip çıkan bir kitle de vardır. Bu da sosyal hayattaki farklılaşmayı doğurmuştur.
Aşağıda Türk edebiyatında Doğu-Batı çatışmasını işleyen romanlar ile ilgili genel bir bilgi verilmiştir. Roman listesi için mavi bağlantıya tıklayınız.
Doğu-Batı çatışması ve sorununu işleyen ilk önemli roman Namık Kemal’a ait İntibah’tır. Bu eserde yanlış Batılılaşan Ali Bey’in başından geçenler anlatılmaktadır. Daha sonra ilk realist romanımız Araba Sevdası (Recaizade Mahmut Ekrem) ve Ahmet Mithat’ın Felatun Bey ve Rakım Efendi romanı da yine yanlış Batılılaşmanın ortaya çıkardığı felaketleri işlemiştir.
Cumhuriyet Dönemi’ne gelindiğinde de bu konu kuvvetle işlenmeye devam etmiştir. Halide Edip’in Sinekli Bakkal’ıyla başlayarak özellikle Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Huzur, Mahur Beste ve Saatleri Ayarlama Enstitüsü romanları bu konuyu işlemiştir. Son dönemde ise Oğuz Atay ve Orhan Pamuk, bu çatışmayı en iyi yansıtan yazarlardır. Ayrıca günümüzde bu sorunu Orta Doğu bağlamında özellikle Filistin-İsrail meselesi üzerinden işleyen yazarlar vardır.
Makale tam metnine ulaşın (PDF). Öz: Orhun Yazıtları, İslamiyet öncesinde Orta Asya bozkırında yaşayan göçebe… Daha Fazla
Türkiye’nin en köklü şiir yarışmalarından biri olan Simit Çay Edebiyat Etkinlikleri Şiir Yarışması’nın 12.sinin sonuçları… Daha Fazla
Kağan, Türk ve Moğol devletlerini yöneten hükümdarların unvanıdır. Bu sebeple tarihteki Türk devletlerinin yönetim şekline… Daha Fazla
İsim tamlamalarını oluşturan isim ya da zamirlerin arasına gelerek bu kelimeler arasında ilişki kuran eke,… Daha Fazla
Günümüzde yapay zekâ teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte “deepfake” kavramı giderek daha fazla tartışılır hâle gelmiştir. Türkçede… Daha Fazla
Özet Kitapçığıİndir 16–18 Mayıs 2025 tarihleri arasında Buhara’da düzenlenen Uluslararası Dil ve Edebiyatta Sağlık Sempozyumu,… Daha Fazla
Yorumlar