Kaan Koç Söyleşisi, 22.11.13 | Mülakatı yapan: Ferda Tara
Ferda Tara
İlk sorumuz; belki bir Yunus Emre mistisizmi değil ama, modernizmi alaya alan, içinde tanrıyı barındıran ince bir ruh hali şiirleriniz. Sizce şiir neden yazılır, neye hitap eder?
Kaan Koç
Evet, benim modernizmle aram pek iyi değil. Zira modernizmin de insan tabiatı ve genel anlamda tabiatla arası iyi değil. İnsanlık olarak bir yerde kötü çuvalladık ve artık bu filmi geri sarıp duzeltemiyoruz.
Şiirin neden yazildigina gelince, buna net bir sebep gösteremiyorum ben. İşin içinde çok türlü degiskenler var; Tanrı taklidi, ego, çağın ve dünyanın dillerine uyamayan kişinin kendini başka biçimde ifade ihtiyacı ya da hayatı bir içgüdü… Bunlar ve bunun ötesinde bir çok değişken var. Ama benim için yazmak Pessoa’nın benzetmesiyle aynı: herkesin gelip konaklayip sonra çekip gittiği bir köşkte kendi köşesinde oturup izlenimlerini yazan, hatıralarını ve gördüklerini kayda gecen biriyim
Okunmasa bile benden sonra bu yazdıklarım, en azından ben yazmış olacağım. Tabii ki öldükten sonra ben, yazdıklarım kayda geçsin ve ismim sadece bir mezar taşına hapsolmasın isterim. Ama bunu ben değil, yazdıklarım ve zaman belirleyecek. O yüzden sadece yazıyorum. Yazmak için, o kadar.
Ferda Tara
Şiirlerin birçok olaydan, dönemden, hatta şairden esintiler taşıyor. Ve gördüğüm kadarıyla karmaşıklığa, düzensizliğe kelimerin gücüyle karşı koyuş var. Tüm bunların kaynağını nereden alırsınız özetle?
Kaan Koç
Sondan başlayarak; şairlerin birbirlerine lehçeler devrettiklerini düşünüyorum. Lehçeden kastım şiir dilleri tabii ki. Her şairde, öncüllerinin etkileri elbette olacaktır, bu sanatın her dalından bir konfeksiyon atölyesinde çalışmaya başlayan çırağa kadar aynı; öncüllerimizden belirli miraslar devralırız. Maharet onları ne kadar geliştirip nereye götürdüğümüzde.
Dönem ve olaylara gelince ise, tarihsel dönemleri mutlaka yazmalı ve tarih ders kitaplarının yanlışlarını tokatlamalı şair. Bunu özellikle şair yapmalı çünkü bütün sanat eserleri bir yerden sonra kurmacalaşır. Fakat şiirde bu yoktur; saftır. Bu saflığın içine katmaya çalıştığım temel 2 kaygım var zaten; kişisel tarihim ve insanlığın tarihi. İki ayağım var ve bunlar işte. Ve zaten şansıma (!) acı bir dramla erken yaşta yüzleştim; kişinin tarihi ve geleceği, insanoğlunun varoluştan bu yana yaşadığı tarihiyle paralel ilerler. Bilmem anlatabiliyor muyum; taşıdığımız miras sadece genlerde değil, zihin ve ruhta da mevcut. Sadece adına ister zihin ister “tin” deyin, onun derinlerini iyi karıştırmak lazım, tehlikeli de olsa.
Ferda Tara
Yani şiiriniz, kendi hissinizi tarihden gelen anlatılarla yüzleştirerek yeni bir soyutlamaya girmek, tabiri caizse, yeni bir dünya kurmak mı?
Kaan Koç
Aslında soyutlamadan çok somutlama diyelim; soyutlanan bireyin kendisidir her dönemde. Zamansızlık somutlanmaktır asıl, bunu biraz yanlış anladık hep. Saatler ve takvimler insanı doğadan soyutlar asıl. Durmadan bir varoluş sancısı çekiyorsanız başka çareniz yoktur; dışında kaldığınız işleyişin ve dillerin ötesinde yeni cümleler kurmak zorunda kalırsınız. Bu sonra “yeni bir dünyaya” dönüşür yeterince güçlü kalırsa içinizdeki coşku ve tutku. Ve sesinizi çıkartmayı başarırsanız da “ulan böyle de konuşuluyormuş” deyip gittikçe daha gür bağırmak istersiniz. Bağırırken de elbet vicdanlı ve dürüst olunacak! Vicdan ve dürüstlük de göreceli; gördüğümü söyleyeyim yeter. Doğruluğunu insanlık değil dediğim gibi zaman yargılar.
Ferda Tara
Röportaj dışı sorum, merak ettim, sakıncası yoksa. “Ve zaten şansıma (!) acı bir dramla erken yaşta yüzleştim;….” bu, ne demek?
Kaan Koç
Aynaya bakınca “ulan isa da bendim onu çarmıha geren de ben” hissiyatı. En kısaca böyle anlatılır heralde. Bütün insani dramları ve suçları kendi benliğinde hissedebilme yükü kendini sorumlu görebilmek. Lanetli bir yaratığın ürünü, kardeşi, kendisi olmanın ağırlığı.
Ferda Tara
Madem “elbette şiir”, şöyle bir soru soralım; şiirin kendisi olsaydınız hangi şaire ait olmak isterdiniz?
Kaan Koç
Zor soru bu işte. Mallarme, Rilke, William Black, Walt Whitman, Cemal Süreya, Edip Cansever ya da Rimbaud. Ama seçemiyorum seçmek çok zor. Fakat yine de tek bir isim vermek gerekirse kendimi Edip Cansever’in Bezik Oynayan Kadınlar’ında bulurum hep. Oradaki “Cemal” beni yansıtır tastamam sanki; benim çocukluğum, benim düşlerim ve yaşadıklarım. O yüzden Bezik Oynayan Kadınlar’daki Cemal olurdum.
Ferda Tara
Bu saydığınız tüm şairlerin ortak özelliği “sembolizm” Burdan hareketle sizi II.yeni sonrası modern şairlerin olduğu kefeye koyuyorum. Siz, kendinizi nerde görürsünüz?
Kaan Koç
Serde yoğun bir bohemlik var. Sanırım en kısa böyle açıklayabilirim durumu. Fakat 1. Yeni, 2. Yeni veya başka akım isimleri gibi “takımlar” kalmadı artık. Bu “ekipleşme” olayı 2. Yeni’yle birlikte sona erdi. Çünkü kişi daha çok bireyselleşti. 2. Yeni bile ortak amaç ve hareketle bir araya gelen şairlerden oluşmadı diğerleri gibi; hepsi başka yerlerde, şehirlerde idi. Ve yazdıklarının paralelliği, algı kardeşliği onları bir araya getirdi. Bu yüzden akımlar çağının en azından yaşanan zaman içinde belirlenemeyeceğini düşünüyorum artık. Kendimi nerede gördüğümü çok net kestiremiyorum çünkü bu bir arayış, dolanış. Benim nerede olduğuma önce benim kişisel tarihim, kısa hayatım sonra da belki benden sonra başkaları karar verecektir sanırım. Bir yerde “olmak” için durmak gerekir, henüz durmuyorum çünkü. Turgut Uyar’ın dediği gibi “durursa anlaşılır saatin kaç olduğu.” O misal, durduğumda anlaşılır.
Ferda Tara
Ve son sorumuz; Sahip olunması gereken beş kitap, şiirler dahil değil. J
Kaan Koç
Beş tane seçip ayırmak inanılmaz zor iş ama aralarından seçip söyleyeyim yine de; Dostoyevski’den ya Budala ya Suç ve Ceza, Tehlikeli Oyunlar, Camus’den Düşüş, Pessoa’dan Huzursuzluğun Kitabı ve Celine’den Gecenin Sonuna Yolculuk.









İlk yorum yapan siz olun